Haberler

Dr. Richard Coughlin: ABD meşruiyeti kalmamış bir süper güçtür

ABD’nin savunma harcamaları tarihî rekorlara koşarken, ülkenin küresel güvenlik sağlama kapasitesi hızla zayıflıyor. Öyle ya, ABD meşruiyetini “güvenlik sağlama” üzerinde kuran bir güç. Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Richard W. Coughlin’e göre Washington’un yaşadığı kriz yalnızca askerî değil; çok daha derin bir meşruiyet kaybına dayanıyor. ABD artık dünyayı istikrar, refah ve güven sunmak üzerinden sömüren bir model olmaktan uzaklaşıyor.

Abone Ol

New York Times’ta yayımlanan son analizler ve Pentagon’un raporları, ABD’nin askerî üstünlüğünün özellikle Çin karşısında çözülmeye başladığını ortaya koyuyor. Ancak Coughlin’e göre asıl sorun teknolojik gerilemeden çok, ABD’nin küresel liderlik iddiasını taşıyan içtimai ve iktisadi temelin çökmesi.

Pahalı silahlar ve kırılgan güç

ABD ordusunun bel kemiğini oluşturan yüksek maliyetli silah sistemleri, günümüz savaş koşullarında giderek etkisiz hâle geliyor. Aşırı pahalı, karmaşık ve bakımı zor platformlar; özellikle ucuz insansız hava araçları ve düşük maliyetli füze sistemleri karşısında savunmasız kalıyor.

Coughlin, F-35 savaş uçağını bu yapısal sorunun sembolü olarak gösterirken, ABD donanmasının hipersonik füzeler karşısında korunaksız hâle gelen uçak gemilerini üretmeye devam etmesini askerî-endüstriyel kompleksin çıkar odaklı işleyişine bağlıyor.

Çin’in yükselen gücü

Pentagon’un hem Donald Trump hem de Joe Biden yönetimleri döneminde incelenen “Overmatch” isimli raporuna dikkat çeken Dr. Coughlin’e göre Çin, Batı Pasifik bölgesinde ABD donanmasını geri çekilmek zorunda bırakabilecek kadar güçlü füze sistemleri geliştirmiş durumda. Çin’in ayrıca ABD’nin uydu üzerinden yürüttüğü keşif, iletişim ve askerî komuta altyapısını felç edebilecek uzay saldırı kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor.

Coughlin, yapılan askerî senaryo çalışmalarının Tayvan üzerinden yaşanabilecek bir çatışmada ABD’nin artık üstün taraf olmadığını, giderek zorlanan ve geriye düşen konuma sürüklendiğini ortaya koyduğunu vurguluyor.

Washington yönetimleri bu tabloya savunma bütçelerini büyüterek cevap veriyor. Ancak Coughlin’e göre bu yaklaşım çözüm üretmek yerine mevcut çöküşü hızlandırıyor. Kaynaklar aynı pahalı ve etkisiz silah sistemlerine aktarılırken, yeni savaş teknolojilerinde ABD öncülüğünü kaybediyor.

Otonom silah sistemleri ve yapay zekâ destekli savaş teknolojilerinde Çin’in hızla ilerlemesi, ABD’nin askerî alandaki üstünlüğünün artık garanti olmadığını gösteriyor.

ABD içeriden çöküyor

Dr. Coughlin’e göre ABD’nin asıl yenilgisi savaş alanında değil, küresel güven üretme kapasitesinde yaşanıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Washington dünyaya yalnızca askerî koruma değil; yükselen hayat standartları, haklar ve ekonomik büyüme sunan bir sistem de ihraç ediyordu. Bugün ise ABD derin gelir eşitsizlikleri, güvencesizlik ve borçla ayakta duran bir tüketim ekonomisiyle anılıyor.

Bir zamanlar küresel büyümenin motoru olan Amerikan pazarı daralırken, petrol temelli kalkınma modeli hem ekonomik hem de çevresel açıdan sürdürülemez hâle geldi. Coughlin, bu durumun ABD’yi “düzen kurucu güç” olmaktan çıkararak yalnızca askerî baskıya dayanan bir aktöre dönüştürdüğünü belirtiyor.

Avrupa ile ayrışma

ABD’de ve Avrupa’da artan savunma harcamaları, güvenliğin yanı sıra ekonomik canlanma aracı olarak sunuluyor. Ancak Coughlin’e göre askerî üretim, çöken toplumsal sözleşmenin yerini dolduramaz.

Avrupa örneklerinin gösterdiği üzere savunma sanayisi bazı sektörleri büyütse de sosyal devletin gerilemesiyle oluşan güven ve meşruiyet boşluğunu kapatamıyor. Sürekli silahlanma politikaları, ekonomik eşitsizlikleri ve siyasal gerilimleri daha da derinleştiriyor.

ABD kamuoyunda giderek artan biçimde, Çin ve Rusya’ya karşı Soğuk Savaş’ın başlangıcında olduğu gibi ABD’nin sert askerî ve siyasi liderlik üstlenerek Batı dünyasını yeniden tek cephede toplaması çağrıları yapılıyor. Ancak Avrupa ülkeleri ABD’den ayrışma emareleri gösteriyor. Coughlin’e göre Soğuk Savaş döneminde ABD içeride refah üretebiliyor, dışarıya ekonomik fırsatlar sunabiliyordu. Bugün ise içeride geçim krizi derinleşirken dışarıya sunulabilecek cazip bir model kalmadı.

Coughlin, ABD’de güvenlik kavramının giderek dış tehditlerden çok göç karşıtı korkular üzerinden şekillendiğini ifade ediyor. Irksal kaygılar etrafında kurulan bu söylemin, kitleleri harekete geçiren temel güvenlik anlatısına dönüştüğünü vurguluyor.

Bu durumun, Washington’un küresel güvenlik iddialarını içeride meşruiyet üretmekten uzaklaştırdığını belirtiyor.

Coughlin’e göre gerçek güvenlik, silah stoklarının büyüklüğünden değil; içtimai adalet, siyasi güvenden doğar.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }