Dubai Havalimanları işletmesi tarafından açıklanan verilere göre, 2026'nın ilk çeyreğinde yolcu trafiği, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla en az 2,5 milyon kişi azaldı. Güvenlik balonunun patladığını hisseden ve Körfez bölgesinden uzak durmayı tercih eden uluslararası yolcuların etkisiyle, sadece mart ayında yolcu sayısında yüzde 66'lık devasa bir düşüş kaydedildi.
Havalimanı yönetimi bu yılın geneline ilişkin net bir tahmin paylaşmaktan kaçınarak sessizliğe bürünürken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hükümeti adeta durma noktasına gelen turizmi suni teneffüsle canlandırmak amacıyla cumartesi günü alelacele bir adım attı. BAE, İran'ın, ABD güçlerine ev sahipliği yapan veya onlarla yakın işbirliği içinde olan Körfez ülkelerine yönelik misilleme saldırılarının ardından getirilen tüm hava yolu seyahat kısıtlamalarının kaldırıldığını duyurdu.
Sivil Havacılık Otoritesinin resmi X hesabından yapılan ve telaşlı bir normalleşme çabası olarak okunan açıklamada, "Bu karar, ilgili makamlarla koordinasyon halinde operasyonel ve güvenlik şartlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesinin ardından alınmıştır." ifadelerine yer verildi.
Bu açıklamanın, özellikle çok sayıda Avrupa merkezli hava yolu şirketinin "güvenlik gerekçesiyle" Orta Doğu'ya yönelik uçuşları askıya aldığını duyurmasının ardından, paniğe kapılan uluslararası yolculara ve rotasını değiştiren yatırımcılara yeniden güven aşılama amacı taşıdığı değerlendiriliyor.
"Yabancıların dönmesine muhtacız"
Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) Tahran'ın saldırılarının bölgedeki etkilerine dair kamuoyuna açıklama yapılmasını yasaklayan katı sansür kuralları nedeniyle isimlerinin gizli kalması şartıyla konuşan Dubai'deki işletme sahipleri ve çalışanlar, sahadaki durumun resmi açıklamaların çizdiği pembe tablodan çok uzak olduğunu belirtiyor. Yatırımcılar, tek bir resmi duyurunun kırılan güveni tamir etmeye yetmeyeceği görüşünde.
Orta segment bir otelde çalışan Kenyalı Charity, mart ayının ilk iki haftasında BAE üzerinden seyahat eden 1,4 milyon yolcunun oluşturduğu trafikten kendi otellerinin de doğrudan etkilendiğini, ancak bunun bir "turizm başarısı" olmadığını anlattı.
Charity, İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırılarının en yoğun olduğu Ramazan ayı boyunca, ABD merkezli lüks bir zincire ait olan otelin, lobide çaresizce Emirates Hava Yolları yetkilileriyle görüşmeyi bekleyen "mahsur kalmış" yolcularla dolup taştığını ifade etti.
Savaş gerçeğinin lüks otel koridorlarına nasıl sızdığını anlatan Charity, yönetimin bu süreçte önlem olarak havuzu kullanıma kapattığını ve yüksek katlarda kalan misafirleri füze tehdidine karşı güvenlik amacıyla alt katlara indirdiğini belirtti. Bu gergin günlerin ardından, oteldeki işlerin ve rezervasyonların haftalarca bıçak gibi kesildiğini kaydetti.
Uzun süredir otellerinde konaklayan ABD'li bir turiste yardımcı olurken süreci değerlendiren Charity, uçuş kısıtlamalarının kaldırılması kararının yolcuları ikna etmesini umduğunu vurgulayarak, acı bir gerçeği dile getirdi: "Önümüzdeki hafta insanların gerçekten geri dönmeye başlayıp başlamayacağını göreceğiz. Sizin insanlarınıza (yabancı turistlere) geri dönmeleri için muhtacız."
"Gösterişli terminaller hayalet şehre döndü"
Uluslararası yolcu trafiği bakımından 12 yıl üst üste dünyanın en yoğun havalimanı unvanıyla övünen Dubai Uluslararası Havalimanı'ndaki ışıltılı atmosferin de yerini derin bir sessizliğe bıraktığı gözlemleniyor.
Güney Asya, Körfez ve Kuzey Amerika arasında sürekli seyahat eden sivil toplum kuruluşu çalışanı Samina, son seyahatlerinde havalimanındaki ıssızlaşmanın gizlenemez bir boyuta ulaştığını söyledi.
Emirates Hava Yolları'nın vitrini olan Terminal 3'ün "bomboş" olduğunu aktaran Samina, diğer uluslararası şirketlere ve BAE'nin bütçe dostu hava yolu FlyDubai'ye ev sahipliği yapan Terminal 1 ve Terminal 2'nin ise adeta "hayalet bir şehre" dönüştüğünü ifade etti.
Samina, uluslararası hava yolu şirketlerinin bölgeye uçuşları askıya almasının hava trafiğini felç ettiğine dikkati çekerek, "Havalimanına her girdiğinizde sadece mecburen orada olan aynı transit yolcuları görüyorsunuz." dedi.
Dubai Havalimanları verilerine göre, Avrupa ve ABD merkezli hava yollarının, hükümetlerinin yayımladığı seyahat uyarıları nedeniyle uçaklarına sigorta teminatı sağlamakta zorluk çekmesi sebebiyle, havalimanında operasyon yürüten 90 hava yolu şirketinden sadece 51'i uçuşlara yeniden başlayabildi.
Ekonomik kan kaybını örten "halkla ilişkiler" panoları
Turizmdeki çöküşe ve ekonomideki kan kaybına karşın Dubai yönetimi, şehirde kalanlara "her şeyin yolunda olduğu" hissini aşılamak için yoğun bir halkla ilişkiler ve propaganda kampanyası yürütüyor.
Şehrin gökdelenlerle dolu silüetinde, ev ve iş yerlerinin dış cephelerinde, otoyol kenarlarındaki devasa dijital tabelalarda aniden beliren BAE bayraklarının yoğunluğu dikkati çekiyor. Lüks tüketimin merkezlerinden City Walk alışveriş merkezindeki dev elektronik ekranlarda Arapça ve İngilizce olarak ülkede kalan yabancılara "teşekkür mesajları" yayımlanıyor.
Ana yollar boyunca BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın fotoğrafları, "Ulusumuz Allah'ın koruması altında kalsın" şeklindeki ifadelerle sergilenirken, diğer dev panoları bayrağı selamlayan Emirlik ailelerinin görüntüleri süslüyor.
Ancak uzun süredir Dubai'nin sunduğu izole yaşama alışmış yabancılar ve işletme sahipleri, havada imha edilen füzelerin yarattığı psikolojik yıkımın ve sarsılan güven duygusunun bu reklam panolarıyla örtülemeyecek kadar derin olduğunu belirtiyor.
Güvenlik balonu patlayınca sadakat de buharlaştı
Körfez bölgesinde iş kurmak isteyen şirketlere lojistik hizmeti sağlayan Rus vatandaşı Tatiana, güvenlik imajının zedelenmesiyle birlikte yatırımcıların bölgeye sadakatinin ne kadar hızlı buharlaştığını gördüğünde şoke olduğunu dile getirdi.
Tatiana, "İlk iki hafta içinde insanlar birdenbire artık burada yaşamanın bir anlamı kalmadığını söylemeye başladı. Fiziksel olarak korktuklarından bile değil, sadece burada yaşamaya ödedikleri bedelin artık bu riske değmeyeceğini hissettiler. Şirketler alelacele varlıklarını tasfiye edip kaçmaya başladı." ifadelerini kullandı. Tatiana, kendi ailesinin de ışıltılı Dubai yaşamına bir alternatif olarak Avrupa'daki güvenli seçenekleri değerlendirmeye başladığını itiraf etti.
Amatör yazarlara eğitim veren editör Antoine ise, bir reklam ajansında çalışan müşterisinin, yaşanan bu ani panik ve tasfiye dalgasının faturasını nasıl ödediğini anlattı.
Müşterisinin, BAE genelinde "işine son verilecek 1.000 personeli" belirlemekle görevlendirildiğini aktaran Antoine, hizmet sektörünün ne kadar kırılgan olduğuna işaret ederek, "Reklamcılığın çatışmalardan en az etkilenecek, savaşa dayanıklı bir sektör olduğunu düşünürsünüz ancak onlar bile bu durumdan anında darbe aldı." değerlendirmesinde bulundu.
Bölgenin zedelenen güvenliğine ilişkin endişelerin kendi şirketini de derinden sarstığını vurgulayan Tatiana, Dubai'nin temel vaadinin çöktüğünü şu sözlerle özetledi: "Bizim tüm iş modelimiz, insanlara BAE'nin iş yapmak için tamamen güvenli ve sorunsuz bir yer olduğu yalanını, pardon, güvencesini vermeye dayanıyordu."
Tatiana'nın bu sözleri, BAE'de yaşayan ve sayıları 4,3 milyonu bulan Hintli nüfusun bir ferdi olan Arjun'un söyledikleriyle büyük ölçüde örtüşüyor.
Geç saatlerde gittiği bir sinema filmi çıkışında konuşan Arjun, salonun neredeyse tamamen dolu olmasından mutluluk duyduğunu ve bunun Dubai'nin eski "izole" günlerine dönebileceğinin bir işareti olmasını umduğunu belirtti.
Ancak Arjun, mevcut tabloyu oldukça net bir tespitle özetledi: "Dubai'nin on yıllardır milyarlarca dolar harcayarak inşa ettiği 'çatışmalardan tamamen uzak, izole ve güvenli fanus' imajı ve bu şehrin üzerine kurulduğu o dokunulmazlık ruhu artık temelinden sarsıldı."