Pedofili meselesi “Epstein Dosyaları” ile gündeme gelse dahi altın çağını 1970’lerde yaşamıştı. “Pedofili Militanları” olarak bilinen bazı aydın, siyasetçi ve gazeteciler pedofilinin yasallaşması ve cinsel bir eğilim olarak tanınması için bilhassa Fransa’da çok cüretkâr eylemlerde bulunmuşlardı.
Elbette Pedofiliyi yasalaştırmaya çalışanlar yalnız Fransızlar değildi. Enclave Kring Çevresi olarak bilinen grup pedofiliyi savunan yayınları topluma ulaştırmak için Lahey’de bir yayınevi kurdu ve geniş kitlelere ulaştı.
1972 yılında “Sex met kinderen” (Çocuklarla cinsellik) isimli o meşhur lanetli kitap yayınlanır ve çocuklarla yetişkinler arasındaki ilişkinin tabu olmaktan çıkartılmasını talep eder.
Bu pedofili hareketi 1970’li yıllarda rüzgâr gibi esen Fransız sol aydınlarda büyük karşılık bulacaktı. Edebiyat ve siyaset tarihine damga vuran birçok Fransız aydın kabaca şunu talep ediyordu: “Eğer birliktelik eşcinsel ilişki ise yaş sınırı erkeklerde 16, kızlarda da 15 olmalıdır. Heteroseksüel bir ilişki varsa fiziksel birleşmede engel yoksa yaş sınırının da bir önemi yoktur.”
Elbette bu zihniyeti savunan aydınların kendi sicili de son derece bozuktu. Bunların başında da Foucault gelmektedir.
Foucault’ın pedofili saldırısına uğrayan Tunuslu çocuklar
İktidar ve cinsellik kuramlarıyla tanınan kamusal figür Foucault, Tunus’ta bulunduğu yıllarda sayısız reşit olmayan çocuğa yönelik cinsel saldırısını neredeyse bilmeyen kalmadı.
Prof. Dr. Guy Sorman, Foucault’ın cinsel sapkınlıklarını şu sözlerle anlatır:
“Sekiz, dokuz, on yaşlarındaydılar; onlara para atıyor ve ‘akşam saat 10’da her zamanki yerde buluşalım. Genç erkek çocuklarla mezar taşlarının üzerinde cinsel ilişkiye giriyordu. Rıza meselesi hiç gündeme gelmiyordu.”
Müslüman çocuklara yönelik tecavüz eylemini gerçekleştiren tek isim Foucault değildir. Paul Gauguin, André Gide, Gabriel Matzneff, Frédéric Mitterrand, Jack Lang bu listedeki kalburüstü isimlerden sadece birkaçıdır.
Bu ahlaksızlardan yalnızca Mitterrand yargılanabilmiştir. Pek çoğu ahlaksızlıklarını eserlerine yansıtmış yani bir yerde itiraf etmiş olmalarına rağmen hiçbirisi yargılanmamıştır. En acısı medyanın bu konuyu görmezden gelmesi hatta Tunusluların dahi bu sözde solcu aydınların desteğini kaybetmemek için susmuş olmasıdır.
Bahsi geçen isimlerin içerisinde yargılanan Gabriel Matzneff ise Malezyalı çocuklara yaptığı saldırıları utanmadan romanlarına yansıtmış; ancak Vanessa Springora’nın kaleme aldığı “Consent” (Rızası Var) isimli eserinden sonra bu canavara yönelik işlem başlatılmıştır. Batı edebiyat camiası, adli işlemler başlayıncaya kadar Matzneff’in canavarca eylemlerine sayısız edebiyat ödülü veriyordu. Yine de Fransız kamuoyu Matzneff’e gösterdiği tepkiyi çok sevdiği Foucault’a göstermemiş olmasının arkasındaki temel neden sömürgeci zihniyetidir.
Hala Tunuslu, Cezayirli çocuklar bir deney objesi olarak görüldüğü için Foucault’ın tecavüzleri tolere edilebilmiştir.
Aslında bahsi geçen yıllarda Fransa’nın en büyük tecavüzcülerinden olan Luc Tangorre’nin; Le Monde’nin toplumsal baskılarıyla bizzat Fransız Cumhurbaşkanınca affedilmiş olması da ilginç bir noktadır. Sanki Fransa’da akademiyi ve iktidarı elinde tutan elitlerin tecavüz ve pedofili algısını legalleştirmek için ekstra bir çabası var, desek yanılmış olmayacağız.
1977’de Fransa’da Pedofili Cephesi kuruldu
Konumuza geri dönecek olursak 1977 yılında “Pedofillerin Kurtuluş Cephesi”nin (Front de libération des pédophiles – FLIP)” isimli bir örgüt kuruldu. Bu örgütü kuran kadın ve erkeklerin en büyük amacı küçük çocuklarla cinsel ilişkinin önünde devletin engel çıkartmasını engellemekti.
Gabrielle Russier isimli intihar eden bir profesör kahramanlaştırılmıştı. Henüz 16 yaşındaki öğrencisi ile birlikte olan Russier hapse girmek yerine intihar etmesini haksız bulan Pedofili cephesi ilk adım olarak bir insanın reşit olma yaşını “13”e çekmeyi kendilerine hedef koymuşlardı. İkinci aşamada ise heteroseksüel yasaları değiştirip yetişkin bir erkeğin 13 yaşında bir erkek çocukla; yahut yetişkin bir kadının 13 taşında bir kız çocuğuyla cinsel cimasını yasal hale getirmek istiyorlardı.
Bu tartışmalar Fransız kamuoyunda alevlenirken Christian Rossi’nin de yine reşit olmayan bir öğrencisiyle ilişkisinden sonra intihar etmesiyle “Pedofili Cephesi” toplumun bazı kesimlerinden önemli destekler bulmaya başladı. Lakin toplumdan ziyade Fransız sol aydınları hem Fransız kamuoyunda hem de dünya akademisinde güçlü bir konuma sahipti. Onların pedofiliye olumlu yaklaşımlarıyla Fransa’daki “Pedofili Cephesi” hareketi ciddi ve güçlü bir zemine oturdu.
Bu dönemde Bernard Pivot, Tony Duvert ve René Schérer pedofiliyi savunan eserleri peş peşe yayımlanır. Bu eserler o dönemde ne kadar edebiyat ödülü varsa silip süpürür.
Bahsi geçen eserlerden en bilineni Émile perverti (Yozlaşmış Emile)’dir. Tuhaftır kitabın yazarı René Schérer eserin ilham kaynağı olarak Michel Foucault’nun “Hapishanenin Doğuşu” (Surveiller et punir) adlı eserini gösterir.
Elbette konuyla ilgili eserler peş peşe yayınlanınca nihayet Michel Foucault 1978 yılında ağzındaki baklayı çıkarır. Ona göre cinsel arzularının varlığını inkâr eden ve yetişkinlerle cinselliği çocuklar için tehlikeli olarak varsayan hukuki çerçeveyi açıkça eleştirmeye başlar. Başka bir deyişle Foucault, Fas mezarlıklarında tecavüz ettiği erkek çocuklarına yönelik eylemlerini meşru görmektedir. Devlet aygıtının onun eylemleri ile çocuklar arasına kanunlar koymasını şiddetli bir dille eleştirir.
Foucault, sol entelektüel camiadaki gücünü de kullanarak açıkça pedofilinin yasallaşmasını talep ediyordu.
Batının modern anlamda en ahlaklı okulu olarak kabul edilen Fransız aydınları 1970-85 yılları arasında pedofiliyi yasal hale getirmek adına ellerinden geleni yapmışlar ve hatta bu konu Fransız meclisinde ciddi şekilde tartışılmıştı. Bereket verilsin böyle bir yasa hiçbir zaman çıkmadı; ama Tunus ve Cezayir’de Fransız aydınlarının tecavüzüne uğrayan sayısız Müslüman çocuğun da hala hesabı sorulmuş değil.
Dileriz Epstein Vakası, Fransız Pedofililerin yaptığı gibi cezasız kalmaz.
Kaynak: Fokus/Mehmed Mazlum Çelik