Uzmanlar, krizin sadece Yemen sınırları içinde kalmayacağını, Afrika Boynuzu’ndan Sudan’a kadar uzanan geniş bir hatta Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni ittifak denklemlerini tetikleyebileceğini öngörüyor.
24 Saatlik Ültimatom ve Mukalla Saldırısı: "Sabır Taştı"
Riyad ve Abu Dabi arasındaki "soğuk savaş", Suudi Arabistan’ın bölgedeki askeri varlığını ve nüfuzunu doğrudan hedef alan hamleler sonrası "sıcak temasa" dönüştü. Edinilen bilgilere göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Güney Geçiş Konseyi (STC) güçlerinin, Yemen’in doğusundaki stratejik Hadramut ve El-Mehra bölgelerine yönelik başlattığı kapsamlı askeri harekat, Riyad yönetiminde "kırmızı çizginin aşılması" olarak yorumlandı.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlandığı belirtilen ve diplomatik teamüllerin oldukça dışında sert bir üsluba sahip olan belgede, BAE'ye bağlı güçlerin 24 saat içinde ele geçirdikleri noktalardan çekilmesi talep edildi. Belgede yer alan "Suudi Arabistan Krallığı, ulusal güvenliğine yönelik bu tehdidi nötralize etmek için gerekli her adımı atmaktan çekinmeyecektir" ifadesi, Riyad'ın artık "vekalet savaşı" (proxy war) yürütmekten vazgeçip doğrudan müdahale seçeneğini masaya koyduğunun ilanıydı.
Nitekim bu ültimatomun hemen ardından, 30 Aralık günü Yemen’in Mukalla Limanı’nda STC güçlerine askeri teçhizat taşıdığı iddia edilen BAE bağlantılı lojistik unsurların hava saldırısıyla vurulması, ittifakın fiilen sona erdiğini ve "namluların birbirine döndüğünü" gösterdi.
Krizin Arka Planı: Stratejik Ayrışma ve "Sınır" Hassasiyeti
Yemen iç savaşının başladığı 2015 yılında Husilere karşı "Arap Koalisyonu" çatısı altında birleşen iki ülke, savaşın seyri değiştikçe taban tabana zıt ajandalar geliştirdi.
-
Suudi Arabistan'ın "Arka Bahçe" Doktrini: Riyad yönetimi için Yemen, özellikle de Suudi sınırına komşu olan Hadramut ve El-Mehra vilayetleri, hayati bir "ulusal güvenlik" meselesi. Suudi Arabistan, Yemen’in toprak bütünlüğünü –veya en azından kendi sınırlarında dost ve istikrarlı bir yönetimi– savunurken, buradan Hint Okyanusu’na açılacak bir enerji koridoru (petrol boru hattı) planlıyordu.
-
BAE'nin "Limanlar İmparatorluğu" Hedefi: Buna karşılık Abu Dabi yönetimi, Yemen’in kuzeyiyle ilgilenmeyi bırakıp güneyde (Aden, Sokotra, Mukalla) kendine bağlı, limanları kontrol eden otonom yapılar kurmaya odaklandı. BAE'nin Yemen'i fiilen bölme stratejisi, Riyad'ın güneyden kuşatılması anlamına geliyordu.
Diplomatik Nezaketin Sonu: "Çöp Kutusu" Polemiği
Sahadaki askeri gerilim, diplomatik dildeki sertleşmeyle de paralel ilerliyor. BAE Sarayı’na yakınlığıyla bilinen ve Abu Dabi’nin "resmi olmayan sözcüsü" olarak nitelendirilen Siyaset Bilimci Prof. Abdulkhaleq Abdulla’nın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar, iplerin koptuğunu gözler önüne serdi.
Abdulla’nın, Suudi Arabistan’ın inisiyatifiyle kurulan ve uluslararası meşruiyeti temsil eden Yemen Başkanlık Konseyi (PLC) Başkanı Reşad el-Alimi için "Görev süresi doldu, meşruiyetini yitirdi, açıklamaları tarihin çöp kutusuna aittir" ifadelerini kullanması, Riyad'da "doğrudan Suudi otoritesine saldırı" olarak okundu. Bu söylem, BAE'nin artık Suudi Arabistan'ın Yemen'de kurduğu siyasi mimariyi tanımadığının ve kendi vekilleri üzerinden yeni bir düzen dayatacağının sinyali olarak değerlendiriliyor.
Yeni Bir "Zoraki İttifak" mı Doğuyor?
Bölgeyi yakından takip eden uzmanlar ve gazeteciler, bu krizin sadece Yemen ile sınırlı kalmayacağını, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı ortak bir paydada buluşturabileceğini belirtiyor.
"Bozucu Güç" BAE'ye Karşı Ankara-Riyad Yakınlaşması:
Analistlere göre BAE; Somali’den Sudan’a, Yemen’den Filistin’e kadar birçok sahada "statüko bozucu" (disruptive) bir rol üstlenmiş durumda.
-
Somali Örneği: Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğünü ve merkezi hükümeti desteklerken; BAE, "Somaliland" gibi ayrılıkçı bölgeleri ve limanları fonlayarak merkezi otoriteyi zayıflatıyor. Bu noktada Suudi Arabistan’ın çıkarları, BAE’nin yayılmacılığına karşı Türkiye ile örtüşüyor.
-
Sudan Sahası: Sudan’da ordu ile savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (RSF) en büyük destekçisi BAE. Türkiye ve Mısır ise devletin ve ordunun çökmesini istemiyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki öfkesinin, Sudan sahasına da yansıması ve burada BAE destekli unsurlara karşı Türkiye ile dolaylı bir iş birliğine gitmesi muhtemel görünüyor.
Analize göre; Batı'da "modern, turistik ve güvenli bir liman" (Dr. Jekyll) imajı çizen BAE, sahada savaş suçları işleyen milisleri destekleyen agresif bir aktör (Mr. Hyde) olarak hareket ediyor. Bu "iki yüzlü" stratejinin sınırlarına gelinmiş olabilir.
Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
Aralık 2025 itibarıyla gelinen nokta, 2017'deki Katar krizinden bu yana Körfez içindeki en büyük kırılmayı işaret ediyor. Ancak bu kez saflar farklı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, bölgesel liderlik vizyonuna en büyük tehdidin "İran" değil, yanı başındaki "küçük ama agresif müttefiki" BAE'den geldiğini fark etmiş durumda. Bu durum, Riyad yönetimini, savunma sanayii ve bölgesel istikrar konularında Türkiye ile daha derin, stratejik ve kurumsal bir iş birliğine itebilir.
Sahadaki "maskelerin düştüğü" bu yeni dönemde, Yemen'deki Mukalla saldırısı bir son değil, Sudan'dan Afrika Boynuzu'na uzanacak yeni bir güç mücadelesinin başlangıç fişeği olarak görülüyor. Türkiye'nin bu süreçte "dengeleyici ve meşruiyetten yana" tavrı, Ankara'nın Riyad nezdindeki stratejik önemini hiç olmadığı kadar artırabilir.