Senaryosu ve yönetmenliği Erkan Tunç’a ait olan, Aybüke Pusat’ın yapımcılığını ve başrolünü yer aldığı “En Mutlu Günümde”, “inanç, itaat ve sessizlik” kavramlarını, baskı ve ihanet ekseninde işleyerek İslâmî cemaat hayatını şüphe, korku ve tahakkümle özdeşleştiriyor. Öncelikle uluslararası festivallere gönderilmesi planlanan film, İslâmî hayatı hedef alan bildik sinema dilinin yeni bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de sinema ve dizi sektörü, yıllardır aynı ideolojik ezberi farklı hikâyeler üzerinden yeniden üretiyor. Müslümanlar ya baskıcı, ya cahil, ya da hayatı karartan insanlar olarak resmediliyor; İslâmî kıyafetler ve dinî hassasiyetler ise özellikle olumsuz karakterlerin üzerine giydiriliyor. “En Mutlu Günümde” filmi de bu köhnemiş propaganda dilinin yeni örneklerinden biri olmaya hazırlanıyor.
Her geçen gün İslâmî değerler farklı dizi ve filmler üzerinden aşağılanırken soruyoruz:
Nerede Müslüman sivil toplum kuruluşları? Nerede Müslüman medya sahipleri? Nerede Müslüman olduğunu söyleyen avukatlar, doktorlar, milletvekilleri, kaymakamlar ve valiler? Her ay yeni bir filmde veya dizide İslâm’a, tesettüre, din adamlarına ve Müslüman aile hayatına hakaret ediliyor. Dinimize ve mukaddesatımıza yönelen bu sistemli saldırılar görülmüyor mu?
Yeşilçam’da ve 28 Şubat döneminde yapılan neyse, bugün dizi ve filmler üzerinden o yapılmaya çalışılıyor. Bir zamanlar başörtülü kadınları, hocaları ve dindar aileleri aşağılayan zihniyet, şimdi aynı propagandayı daha cilalı senaryolarla yeniden üretiyor. İslâmî değerler adeta bir deneme tahtasına çevrilmiş durumda.
Ne RTÜK ne de hukuk mekanizması Müslümanların değerlerini koruyor. Başka kesimlere yöneltilmesi hâlinde büyük infial doğuracak hakaretler, söz konusu İslâm olduğunda ifade ve sanat hürriyeti adı altında meşrulaştırılıyor. Yaptırım uygulanmadıkça bu çevreler istedikleri gibi at koşturuyor; hakaretin, tahkirin ve kültürel saldırının hedefinde yine Müslümanlar yer alıyor.
Bu pespaye sahneler, kendi içlerinde taşıdıkları İslâm düşmanlığının dışa vurumudur. Anlaşılan o ki Müslümanlar, kendi ülkelerinde hâlâ parya muamelesi görüyor; İslâmî değerler rahatlıkla aşağılanabiliyor, buna karşı çıkanlar ise susturulmak isteniyor. Yaşananlar, açık biçimde yürütülen kültürel bir 28 Şubat sürecini hatırlatıyor.
Baran Dergisi