Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in 19. yüzyılın sonunda kaleme aldığı "Yahudi Devleti" (Der Judenstaat) adlı manifestosunda, üzerinde devlet kurmayı planladığı toprakların asıl sahipleri olan Filistinlileri tamamen görmezden gelmesi, bugün İsrail'i varoluşsal bir açmaza sürüklemiş durumda. Kurucu ideolojinin bu "tarihi körlüğü", bugün Filistin topraklarında milyonlarca insanın en temel insan haklarından mahrum bırakılarak askeri işgal altında yaşamasına ve dünyanın en acımasız apartheid (ırksal ayrımcılık) rejimlerinden birinin inşa edilmesine zemin hazırladı.
Avustralya Ulusal Üniversitesi'nden tarihçi Andrew Hammond'ın analizlerine ve demografik verilere yansıyan gerçekler, İsrail'in neden durmaksızın savaştığını ve Orta Doğu coğrafyasına neden sürekli olarak kan ve şiddet ihraç ettiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
"Siyonizmin çöküşü: Tarihi topraklarda Filistinliler çoğunlukta"
İşgalci İsrail'in yıllardır yürüttüğü asimilasyon, katliam ve sürgün politikalarına rağmen Filistin halkının topraklarını terk etmemesi, Siyonist rejimin "Yahudi çoğunluklu devlet" hayalini yıkmış durumda.
Mevcut demografik verilere göre, İsrail'in yasal sınırları içinde, işgal altındaki Batı Şeria'da, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde ve yakın coğrafyadaki mülteci kamplarında yaşayan toplam Filistinli nüfusu 8,55 milyona ulaşmış durumda. Buna karşılık, işgal altındaki Filistin topraklarına yasa dışı olarak yerleştirilen radikal Yahudi yerleşimciler dahil olmak üzere bölgedeki toplam Yahudi nüfusu 7,7 milyon civarında kaldı.
Filistin halkının, savaş ve katliam koşullarına rağmen sahip olduğu yüksek doğum oranı, işgalci yönetimde büyük bir paniğe yol açıyor. Uzmanlar, 2040-2050 yılları arasında Filistin nüfusu ile Yahudi nüfusu arasındaki makasın Filistinliler lehine çok daha dramatik bir şekilde açılacağına, bunun da İsrail'in sürgün ve soykırım planlarını hızlandırmasındaki ana motivasyon olduğuna dikkat çekiyor.
Açık hava hapishanesinden "Apartheid" rejimine
Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve B'Tselem gibi saygın insan hakları kuruluşlarının tescillediği üzere İsrail, beyaz azınlık yönetimindeki Güney Afrika'nın uyguladığı "apartheid" sisteminin çok daha kanlı bir versiyonunu Filistin'de uyguluyor.
Şu anda 5,5 milyondan fazla Filistinli, pasaport, seyahat özgürlüğü ve kendi hayatlarını yöneten İsrail meclisinde (Knesset) temsil edilme hakkı olmaksızın doğrudan İsrail'in askeri diktatoryası ve işgali altında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Geçmişte İsrail'in ilk başbakanı David Ben-Gurion'un, Arap nüfusunun yüzde 20 seviyelerinde kalmasıyla yaşadığı rahatlama, 1967 işgaliyle Filistin topraklarının gasp edilmesi sonucu yerini büyük bir demografik "kabusa" bıraktı.
Geç dönem sömürgeciliğinin kanlı can çekişmesi: İsrail vahşeti
Tarihçi Andrew Hammond'a göre İsrail'in artan saldırganlığı, çaresizliğe kapılan "geç dönem sömürgeci" devletlerin son çırpınışlarıyla birebir örtüşüyor.
Uzmanlar, İsrail'in bugün Gazze ve Batı Şeria'da uyguladığı vahşeti; Faşist İtalya'nın 100 bin Libyalıyı çöldeki toplama kamplarına sürmesi, Fransa'nın 1950'lerde Cezayirlileri Ulusal Kurtuluş Cephesi'nden koparmak için uyguladığı kitlesel işkence ve katliamlar, İngiltere'nin Kenya'daki gözaltı kampları ve Portekiz'in Angola ile Mozambik'te kimyasal silahlarla yaptığı katliamlara benzetiyor. Batılı sömürgecilerin tarihin karanlık sayfalarına gömülen bu insanlık suçları, bugün İsrail eliyle Filistin topraklarında güncellenerek uygulanıyor.
Faşist bakanların hedefi: Gazze ve Batı Şeria'nın tamamen insansızlaştırılması
Demografik savaşı kaybeden İsrail'in aşırı sağcı ve faşist hükümet üyeleri Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir gibi isimler, çözümü doğrudan "etnik temizlikte" arıyor. İşgal altındaki Batı Şeria'da devlet destekli silahlı ve radikal Yahudi yerleşimci terörü aracılığıyla Filistinlilerin yaşam alanları, tarlaları ve su kaynakları yok edilerek halk kitlesel bir göçe zorlanıyor.
Aynı etnik temizlik senaryosu Gazze için de devrede. İsrail yönetimi, soykırıma uğrattığı Gazze halkını Sina Çölü'ne, Somali'ye veya diğer Afrika ülkelerine sürmenin planlarını yıllardır uluslararası kamuoyuna dikte etmeye çalışıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde dahi dillendirilen "Filistinlilerin başka bölgelere yollanması" fikri, Siyonizmin demografik çaresizliğinin ulaştığı vahşet boyutunu gözler önüne seriyor.
Gelinen noktada Siyonizm; topraklarını terk etmeyen, boyun eğmeyen ve nüfus olarak her geçen gün çoğalan Filistin gerçeği karşısında kurumsal olarak çöküş yaşıyor. Uzmanlar, İsrail'in bölgede kalıcı bir barış yerine, işgal altındaki halkı yok ederek "güçlü İsrail" ütopyasını kanla inşa etme çabasının tarihi bir yanılgı olduğunu vurguluyor.