Mukaddesatından koparılan nesillerin intikamı!

Aynı mekânda sürdürülen hayatların ruhen birbirinden kopması, ebeveyn ile evlat arasındaki bağın zayıflamasına sebep oldu. Bu kopuş, söz konusu vahim neticelerin doğmasında ciddi bir paya sahiptir. Gelinen nokta, fizikî birliktelik hududunda kalan bir aile modelinin, ferdi muhafaza etme vazifesini sürdürme hususundaki kifayetsizliğini gayet açık bir şekilde teyit ediyor

Abone Ol

Türkiye, nisan ayının ilk yarısında kamuoyunu derinden etkileyen hadiselerle sarsıldı.

Takvimler 14 Nisan 2026’yı gösterdiğinde Şanlıurfa Siverek’teki Ahmet Koyuncu Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesinde patlak veren ve 16 kişinin yaralanmasıyla neticelenen silahlı saldırı, bu cinnet dalgasının ilk habercisiydi. Henüz bu şok atlatılamamışken 15 Nisan günü Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulunda, 14 yaşındaki bir çocuğun babasına ait silahlarla gerçekleştirdiği ve saldırgan dâhil 11 cana mâl olan katliam, meseleyi "münferit bir vaka" olmaktan çıkarıp millî bir yas ve muhasebe davasına dönüştürdü.

Bugün tüm Türkiye, okullarımızın niçin birer savaş meydanına dönüştüğünü, evlatlarımızın niçin birer câniye evrildiğini tartışıyor. Ancak bu tartışma, sadece “emniyet tedbirleri” ve “metal dedektörleri” üzerinden yürütülecek kadar sığ değil. Karşımızdaki manzara; yalnız bırakılmış, ruhu ihmâl edilmiş, mukaddesatından koparılmış, nefrete boğulmuş ve modernitenin dijital dehlizlerinde kaybolmuş bir neslin feryâdıdır.

Okul baskınları, bugün bizim canımızı yaksa da aslında Batı menşeli bir cinnet hâlidir. Bu kanlı kronolojiyi araştırdığımızda ise karşımıza şöyle korkunç bir tablo çıkıyor:

1913-1989 dönemi

19 Eylül 1913 - Almanya (Bremen): St. Marien Okulu. İşsiz bir öğretmenin 5 can almasıyla modern dönemin ilk büyük okul baskınlarından biri kayıtlara geçti.

18 Mayıs 1927 - ABD (Michigan): Bath School faciası. Andrew Kehoe’nun okulu patlatması 44 kişinin ölümüne sebep oldu. Bu hadise, hâlâ tarihin en yüksek ölümlü okul saldırısı olarak kayıtlı.

11 Haziran 1964 - Almanya (Köln): Volkhoven İlkokulu. Walter Seifert’in alev püskürtücü ve mızrakla 10 kişiyi katletmesiyle sonuçlandı.

1 Ağustos 1966 - ABD (Texas Üniversitesi): Charles Whitman’ın saat kulesinden açtığı ateş 17 canın ölümüne sebep oldu.

30 Aralık 1974 - ABD (Olean High School): Anthony Barbaro’nun okul binasından rastgele ateş açması neticesinde 3 kişi öldü.

28 Mayıs 1975 - Kanada (Brampton): Michael Slobodian’ın lise baskını; 3 ölü.

12 Haziran 1976 - ABD (Fullerton): Üniversite kütüphanesinde gerçekleşen saldırıda 7 can kaybı yaşandı.

29 Ocak 1979 - ABD (Cleveland İlkokulu): 16 yaşındaki Brenda Spencer’ın 2 kişiyi katlettiği bu olay, çocuk saldırgan profilinin ilk büyük örneği oldu.

3 Haziran 1983 - Almanya (Eppstein): Bir saldırganın ilkokulda 5 kişiyi öldürmesiyle sonuçlanan bir cinnet halidir.

17 Ocak 1989 - ABD (Stockton): Cleveland İlkokulu baskınında 5 çocuğun katledilmesi toplumsal infiale sebep oldu.

6 Aralık 1989 - Kanada (École Polytechnique): Marc Lépine’in kız öğrencileri hedef alarak 14 canı kurban etmesiyle hafızalara kazındı.

Cinnetin küreselleşmesi (1990 - 2010)

1 Kasım 1991 - ABD (Iowa Üniversitesi): Fizik bölümünde gerçekleşen saldırıda 6 kişi öldü.

13 Mart 1996 - İskoçya (Dunblane): Thomas Hamilton’ın ilkokulda 17 can alması, Avrupa’da silah yasalarının sıkılaşmasına sebep oldu.

1 Aralık 1997 - ABD (Kentucky): 14 yaşındaki bir öğrencinin arkadaşlarına ateş açması sonucu 3 kişi öldü.

24 Mart 1998 - ABD (Jonesboro): 11 ve 13 yaşlarındaki iki çocuğun pusu kurarak 5 can alması, şiddetin yaş sınırını aşağı çekti.

21 Mayıs 1998 - ABD (Springfield): Kip Kinkel’ın lise kantininde 4 can almasıyla sonuçlanan bir katliam olarak kayıtlara geçti.

20 Nisan 1999 - ABD (Columbine Lisesi): Harris ve Klebold’un 15 ölümlü saldırısı, “dijital şiddet” kültürünün dünya genelinde yayılmasına sebep oldu.

8 Haziran 2001 - Japonya (Ikeda): Bir ilkokulda bıçakla 8 çocuğun katledilmesi, şiddetin her türlü araçla mümkün olduğunu gösterdi.

26 Nisan 2002 - Almanya (Erfurt): Robert Steinhäuser’in lisesinde 16 kişiyi öldürmesiyle sonuçlanan bir intikam saldırısıydı.

21 Mart 2005 - ABD (Red Lake): 16 yaşındaki bir gencin okulunda 9 can almasıyla sarsıcı bir etki yaptı.

2 Ekim 2006 - ABD (Nickel Mines): Amish okulu baskınında 5 kız çocuğunun katledilmesi…

16 Nisan 2007 - ABD (Virginia Tech): Cho Seung-hui’nin 32 can alması, modern tarihin en yüksek ölümlü üniversite baskını...

7 Kasım 2007 - Finlandiya (Jokela): 18 yaşındaki bir saldırganın lisesinde 8 kişiyi öldürmesiyle kuzey ülkelerinde büyük şok yarattı.

23 Eylül 2008 - Finlandiya (Kauhajoki): Matti Saari’nin meslek okulunda 10 can alması, sistemin sorgulanmasına sebep oldu.

11 Mart 2009 - Almanya (Winnenden): Tim Kretschmer’in 15 kişiyi öldürmesiyle sonuçlanan bir okul cinneti...

Manevî çöküş ve yakın dönem (2010 - 2025)

7 Nisan 2011 - Brezilya (Rio de Janeiro): Eski bir öğrencinin ilkokulda 12 can alması toplumu yasa boğdu.

14 Aralık 2012 - ABD (Sandy Hook): 20’si çocuk toplam 27 canın kaybı, insanlık vicdanında derin bir yara açtı.

22 Ekim 2015 - İsveç (Trollhättan): Maskeli bir saldırganın kılıçla okula girmesi 3 kişinin ölümüyle sonuçlandı.

14 Şubat 2018 - ABD (Parkland): Nikolas Cruz’un lise baskınında 17 kişi öldü.

5 Nisan 2018 - Türkiye (Eskişehir): Osmangazi Üniversitesi’nde 4 akademisyenin katledilmesi, Türkiye’deki okul içi şiddetin en vahim örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

17 Ekim 2018 - Kırım (Kerç): Vladislav Roslyakov’un 20 can aldığı katliam, Columbine benzeri bir yöntemle icra edildi.

11 Mayıs 2021 - Rusya (Kazan): 19 yaşındaki bir gencin eski okulunda 9 can almasıyla sarsıcı bir tablo oluştu.

24 Mayıs 2022 - ABD (Uvalde): Robb İlkokulu’nda 21 kişinin katledilmesi, küresel ölçekte silah kontrolü tartışmalarına sebep oldu.

6 Ekim 2022 - Tayland (Nong Bua Lamphu): Bir kreşte çoğu çocuk 36 kişinin katledilmesi…

3 Mayıs 2023 - Sırbistan (Belgrad): 13 yaşındaki bir çocuğun okulda 10 kişiyi öldürmesi, Balkanlar’da büyük bir yas havası estirdi.

21 Aralık 2023 - Çekya (Prag): Üniversite binasında 14 ölümlü saldırı, Avrupa'nın merkezindeki ruhî boşluğu teyit etti.

7 Mayıs 2024 - Türkiye (İstanbul): Okul müdürü İbrahim Oktugan’ın bir öğrenci tarafından katledilmesi, eğitim camiasında infiale sebep oldu.

4 Eylül 2024 - ABD (Georgia): Apalachee Lisesi'nde 4 kişi öldürüldü.

14 Nisan 2026 - Türkiye (Siverek): Ahmet Koyuncu MTAL saldırısı. 16 yaralıyla sonuçlanan bu eylem, cinnet dalgasının ilk habercisi oldu.

15 Nisan 2026 - Türkiye (Kahramanmaraş): Ayser Çalık Ortaokulu katliamı. 14 yaşındaki fail dahil 11 kişinin ölümü, meseleyi millî bir muhasebe davasına dönüştürdü.

***

Bu liste, "maddeci" eğitim anlayışının iflâsını temsil etmektedir. 1913’ten 2026’ya kadar uzanan bu karanlık tablo, mukaddesatından koparılan nesillerin içine düştüğü nihilizm ve şiddet sarmalını açıkça gösteriyor. Siverek ve Kahramanmaraş saldırıları ise bu dünya çapındaki yangının artık Türkiye’nin içine sızdığını ispatlıyor.

Üstad Necip Fazıl’ın işaret ettiği üzere, genci bir mefkûre sahibi kılmak, artık devletin ve milletin en esaslı bekâ meselesidir!

Peki, dünya çapındaki bu yangın bize nasıl sıçrayabildi?

Bu yangının Türkiye’ye sıçraması, evvelâ içtimaî yapımızdaki zayıf halkaları işaret ediyor. Meseleye daha yakından baktığımızda karşımıza hem okul sisteminin içindeki "ruhî kopuş" hakikati hem de okul dışındaki "âtıl gençlik" meselesi çıkıyor.

Bugün Türkiye’de takriben 6,5 milyon genç, eğitim ve istihdam merhalelerinin dışında kalarak evlerine hapsolmuş vaziyettedir. Bu kitle, içtimaî bağlardan kopuk bir hâlde ekranların soğuk ışığında "dijital uyuşturucu" mahiyetindeki şiddet muhtevalı oyunlarla vakit geçiriyor.

Ancak asıl tehlike, bu ruh hâlinin örgün eğitim içerisindeki talebelere de sirayet etmesidir. Kahramanmaraş’taki saldırıyı gerçekleştiren 14 yaşındaki çocuğun bir mektep talebesi olması, meselenin sadece okul dışındaki gençlerle mahdut kalmadığını, bizzat eğitim sisteminin içindeki fertlerin de manevî bir boşluğa düştüğünü ispatlıyor.

Aynı mekânda sürdürülen hayatların ruhen birbirinden kopması, ebeveyn ile evlat arasındaki bağın zayıflamasına sebep oldu. Bu kopuş, söz konusu vahim neticelerin doğmasında ciddi bir paya sahiptir. Gelinen nokta, fizikî birliktelik hududunda kalan bir aile modelinin, ferdi muhafaza etme vazifesini sürdürme hususundaki kifayetsizliğini gayet açık bir şekilde teyit ediyor. Mevcut seküler-Kemalist eğitim sistemi ise genci sadece bir "madde" ve "ezber makinesi" olarak telakki ediyor ve şahsiyet inşa etmekten âciz kalıyor. Müslüman evlatların kendi değerlerine "parya" muamelesi yapıldığı bir iklimde, gencin içindeki boşluğu şiddet ve nihilizmin doldurması kaçınılmazdır. Devletin mesuliyeti, hadiselerden sonra sadece URL engellemek yahut polisi okula dikmek değil, neslin yetiştirilme tarzını kökten değiştirmektir.

Eğitim sistemi; maddeci zihniyetten derhâl kurtarılmalı, Ruhçuluk, Ahlâkçılık ve Şahsiyetçilik esasları üzerine yeniden inşa edilmelidir. Üstad Necip Fazıl’ın "İdeolocya Örgüsü" eserinde işaret ettiği gibi, gence bir "mefkûre" verilmelidir.

Neticede, 14-16 Nisan saldırıları mukaddesatından koparılan bir neslin intikamıdır. Kurşunların hedefi; kendisine yetmeyen aile, arkadaş, muallim, devlet ve nihayet dönüp yine kendisi olmuştur.

Kurtuluş; ferdi cemiyetle, maddeyi mânâyla barıştıracak büyük ruh inkılâbındadır. Gençlerimizi dijital zindanlardan çıkarıp onlara yaşanabilir bir mânâ iklimi sunmak mecburiyetindeyiz.

Yarın çok geç olmadan, Büyük Doğu’nun şafağında, iman ve aksiyonla dolu yeni bir neslin inşası için seferber olunmalıdır.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }