LEVHA: 25 Mart 1999… Sadeddin Ustaosmanoğlu, “çok sigara içtiğinizi duyduğum zaman anlamıştım!” diyor; Mehdî olduğumu anlamış. Sonra bir grub olarak resim çekilmesi sözkonusu. Ben, öyle ucuzundan resme girmemek için kıyıya çekilip sandalyede bir ayağımı uzatarak otururken, bir nevi fazla heves göstermeden resme girmiş oluyorum!
*
ÜSTADIM’ın “Çile”sinden, “Kıvrım Kıvrım” isimli şiir: “Vehim kadehinde zehirli tütsü… / Kıvrım, kıvrım, / Beyin törpüsü… Durulan sonsuzluk, yemyeşil gece… / Dalga, dalga, / Büyük düşünce… Tek ölçü, herşeyin her şeyden farkı… / Ahenk, ahenk, / Bir yakan şarkı!”… KIVRIM-(Piç-Bulut. Büklüm, kıvrık dolaşık. Ağacın kökünden biten sürgün. Sarmaşık. Nurbat. Sır: 15: BD-İBDA): 540: MA’LAT-Derin ve yüksek fikir. Ululuk, şeref, itibar.
*
SAGAR-Kadeh. Beden. İçki bardağı: 1261: RE’S-Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis. Kaptan… KULAKIL-İhlâs ve muavvezeteyn sûreleri: 261: EVREND-Taht. Kürsî. Kâide. Hud’a. Şân, şeref… UÇURUM-Uçurmak fiilinden. Kuyruk. Uçurtma. Kuyruklu yıldız: 261: PERENDE-Uçan. Uçucu. Av kuşu… NUHAS HALKA-Bakır halka: 262: ERAS-Başı büyük olan kişi… “Mehdi’yi, boynundaki bakır halka korur!”; Dabbet-ül Arz’ın, bir elinde Hazret-i Süleyman’ın mührü olduğu ve bu mührün bakırdan oluşu, bakır’ın “Zühre-Tarık-Gece gelen kimse” anlamındaki yıldızla remzedilişi malûm. HUMAAKİL ve SAKTİRÜŞEB bahsi ile ilgisi yönünden, “tarîk-karanlık” ve “tarîk-vasıta, yol ve usul, bir maksada nail olmak için icrası lâzım gelen hususların hey’eti ve hey’et-i mecmuası” mânâlarını da ekleyelim.
*
SAGAR-Zelillik. Allah’ın “Müzill-Zelil kılan” ismi ve Hayvan mertebesi ile ilgili. (Kamer menzillerinden “derece almak, mübarek, mübarek yıldızlar”a işaret eden bu mertebe, kulun zelillik idraki-eksik ve kusurluluğunu bilerek, tekâmül imkânıdır da… Kıvrım kıvrım: 1080: Fe harfinin ebcedi - Vav harfinin mecazı olarak da kullanılır… Fe harfi, Allah’ın “Kaviy-Kat’i olarak, kuvvetle, dağlayan” ismine, “Melekler” mertebesine, Kamer menzillerinden “Sa’du’l ahbiyye”ye işaret eder; hayret çadırında susuz, aşık’a!): 1291: İFRAT-Takatinden ziyâde iş vermek. Haddinden geçmek. Pek ileri gitmek. (Âyet meâli: Emaneti dağlara taşlara teklif ettik, kabul etmedi. İnsan zalim ve cahildir, kabul etti!)… TEREHHÜM-Müsaade, ruhsat bulma. Ucuzlama: 1290= 291: SİGAR-Çocukluk hâli. Zelil oluş… SIBR-Beyaz bulut. Taraf. Taha. Yön: 292: KÜRSÎ. (Kavisnâme-Okçuluk hakkında kitab. Ok. “Kavis, bel, kemer”: 1261: Sagar-Kadeh. Beden)
*
SIGAR-I NEFS-Zelil ve hakir olma hâli. (Âlemde zâtı ile iyi veya kötü yoktur; iyi ve kötü ölçüleri, Peygamberler’in getirdiği ile varolmuştur. Kısaca, idraki hitab ve idrak işi): 1480: AŞÎK-Aşık, tutkun. (Yunus Emre’nin meşhur naz edasında şikayeti: Gel gör beni aşk neyledi!)… TESBİH-“Bütün hayatta bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek nefes adedince olan”: 1480: DUA-Şuurla yapılan ve her işe şâmil… MERMER-(Ruhama: Rahim olanlar… Ruham: Mermer… Fransızca, Mer-Mer: İki deniz. İki ilim… Abdülhakîm Koltuğu’nun yan mermerleri, mermer oluşu malûm… Mermer: Felyosofi. İnce idrak): 480: MEHDÎ Necib Fazıl Kısakürek… SALİH İzzet Mirzabeyoğlu: 2480: MARMARA.
*
TÜTSÜ, hoş kokulu, yahud baygınlık verici veya uyuşturucu, bunun yanında çeşitli maddelerle olabilir. Tütsü yakma, tılsım ve sihir,–şerre karşı korunma, herhangi bir murada erme gibi meşru veya kem niyetli– işlerde, o işlere dair vasıta da… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Can, tamı tamına bir mânâ, “diri, yan taraf, yâni kuşatan, yanmak, yani hem maddî hem mânevî, bilemek” anlamına geliyor… Yine o Lûgat’tan Canıvar: Hayvan. “Canı-Var”… Yine, Canlı: Kurt. Ezel. “Köpek, köpük, sevilen, köprü, serab, ser-ab”… Vehim kadehi: Nefs. Kalb… HUMA, Fars mitolojisinde, “Kuş formunda acımasız bir canavar!” olarak tasvir edilirken, Akil’in “ekl-eti didikleyen” anlamına atıfta bulunuluyor olabilir; hani, Nesre’nin “akbaba ve kartal” oluşu ki, hakikati “Kürsî” mertebesidir. Akıl’ın eti didikleyişinin, nefsinde “ten ve içyüz”, kendi ve kâinatı araştırma olduğu defaatle anlatıldı; didikleme, koparma, iz sürmenin, “nefsten elde edilen” mânâsı… Zikrin hakikatinde olunsaydı, mücerret bir idrakla bile erilen hakikat için çok hoş olurdu: Hinduizm’de HUM kelimesi “ayinlerde sarfedilen, İlâh’ın kalbe inişi ânındaki sesi” anlamına geliyor… ET, İskelet binasına nisbetle elbise hükmünde; azm, “kemik, ululuk, büyüklük”… Azm: Isırma. Yeme. Defetme. Azarlama. Çane, çene. Mandal, tutan… BİNA: Yapı. Göz. İdrak. Görücü… ÇANE: 59: MEHDÎ… Hidayete vesile beşik mehd’i idrak olarak işaretledikten sonra, bunun aklın öncüsü insiyak diye belirtilen nefsin merkezi “kemer-bel” bölgesi ile ilgisi de, derûnu “kalb” hakikatiyle belirtilmiş oluyor; burada akıl, “Kendini bildikçe, Rabbini de bilir!” bir teslim hüviyetinde… Teslim, teslim olunacak ölçüler ve hakikatiyle ilgili… Hoş bunu böyle kabul etmeyen de, tersinden teslimiyet içinde Mehd’te tecelli edenin hâkimiyeti altında… Kemik, daha sağlam, daha ulu mecazında, idrak yüceliğine dair; insiyakı, kendi idaresine almış iz süren basiret hâline getirici… AZMAN: Cins ve nevi’nin icabından fazla büyümüş, çok iri… AZMEN: En çok güvenilen. Pek fazla şeyler içine alabilen… TÜTSÜ’nün tılsım işinde, hayvan kemikleri cümlesinden kemiklerin bazı kültürlerde o nesneye âit can ve hassanın bilfiil güç –mana– amacıyla yakılması da var… BEYİN TÖRPÜSÜ: Kıpçak Lûgatı’nda, Men, “ben, benzeyiş, beyin, kaş, vücuttaki siyah nokta, yani ben” anlamına geliyor. Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Can, “diri, törpülemek, yanmak”… ÜSTADIM’dan: “Bıçaklarım su oldu boyuna bilenmekten, / Yandı benlik madenim, boyuna törpülenmekten!”
*
SEYYİD Fehim Arvasî Hazretleri, topluca namaz kılacakları bir açıklıkta, müridlerinin orada gördükleri bir yıkıntı artığı tahta parçasını Haç’a benzeterek önlerinden almaya yöneldikleri zaman, “bırakın, bırakın; siz onu nasıl görürseniz o öyledir!” ikazıyla lüzumsuz bir hamaratlığa dikkat çekiyor, ikaz ediyor… SİGARA bahsinde de aynı böyle bir nükte var… Nitekim, kuru akılcı birinin atıp tutarak sigara hakkında ahkâm kesmesi üzerine, SEYYİD Fehim Hazretleri hiç sigara kullanmamasına rağmen, müridlerine bir paket sigara aldırarak dağıtması ve içmeleri için “yakın!” buyurması meşhur… ABDÜLHAKÎM Arvasî Hazretleri’nin, “olur olmaz her şeye dır tır dememek lâzım!” deyişi de… Sigara hakkında kıyas yoluyla müsbet-menfi konuşulmuştur; ortalaması, “cüzdan ve vicdan işi, yahud sıhhat meselesi!” babında… YEVMİYE: “Selim akıl içme der, ama haram değildir. Efendi Hazretleri bana, günde 10 tane içebilirsin dedi; keşke yapabilsem… Herhâlde senin içtiğin, bir köprü boyunda olur; bir paket –20 tane– içebilirsin!”… Psikolojik bir sebeble ilaç kullanan veya kullanması gerekirken kullanmayan adam; ilaca ihtiyacı yokken kullanan veya kullanmayan bir adam… Şöyle veya böyle fayda ve zarardan bahsedilirken, işin zata mahsus yönüne bakmaksızın ne kadar zıt neticeler doğacağı belli değil mi? Çok yemenin, yahud birine dokunan bir yiyecekten dolayı, yemek veya o yiyecek yasak hükmüne girer mi? Hepsi bu… İhtiyaç deyince ille maddî olması gerekmiyor, nitekim sigaraya başlarken de öyle; onun bir mistik ve rit tarafı var, “efkar” denilen “fikir ve endişe”den, hüzün ve neşeye kadar bir hâl üzere ve kendine âdete kadar… KAYAN YILDIZ SIRRI’nda, İŞARET isimli şiirimden: “Dünya çapında fikir / Fikir derinde zikir / Yanıyor yeni devir / Sigaramın ucunda!”
*
SİGARA: 332: KAPTAN KUSTO-(KK: 200: Ebu Süleyman-Horoz. Kabadayı. Efe. Külhanbeyi)… MISGAR-Sarı yüzlü. (İspanyolca, Pito-Sarı kız. Sigara. Zurna, düdük. Korna: 418= 1417: Necib Fazıl Kısakürek… İngilizce, Tobacco-Tütün: 418: Musa Mirzabeyoğlu): 1331= 332: MİRZABEYOĞLU… İSRAM-Derviş olma: 332: ZERDFAM-Sarı renkte, sarı renkli. (İnsanî Hakikatin Perdelerinde, sarı renk, Çarşamba günü ve Kâmil vücud ve Halifelik tecellisine mazhar Davud Aleyhisselâm’la ilgili… Davud: 16= 1015: BD-İBDA… Sarı, hastalık rengi; hatalı, hasta, haste, istenen)… MUBASSIR-Raî, gözetici, bakıcı, bekleyici, ruhî: 332: GUFRAN-Allah’ın günahları affedip örtmesi. (Kamer menzillerinden, Gafr; Re harfi, Allah’ın “Musavvir” ismi ve Musa Aleyhisselâm gaybı 5. Sema tabakası ile ilgili)
*
SİGARA: 1302: ISTIBAR-Sabretmek. Kısas almak… ŞEB-Gece. Karanlık. Tarık. Zühre: 302: EFKÂR-Fikirler… UHUZ-Göz ağrısı: 1301= 302: DERVİŞ Muhammed… AHİZ-Alan. Alıcı. Telefon. Kabul etme: 1301= 302: ŞEBB-Ateş yakmak. Cenk koparmak, kavga etmek. Meşhur taş… İ’CAZKÂR-Gramota, belgeli, delilli. Mucizeli olmak: 1302: MİRZABEYOĞLU… KAPTAN KUSTO MÜSLÜMAN. (Noktalı harfler): 302: UHZ-Tılsım, efsun.
*
SİGARA: 732= 1731: CELB-İ SURET-Suret celbeden. Televizyon. (Tele: Tuzak, ağ… Vizyon: Görüntü… Televizyon: Hayalî görüntü tuzağı. Uzaktan gelen görüntü… Telegram karşısında, Telegramota: Belge, delil celbeden i’cazkâr)… ABDÜLHAKÎM KOLTUĞU: 732: BEZL-Esirgemeden bol bol veren… NÜFHA-Beyaz yüce tepe. “Bit”: 732: CİZL-Tomruk. Güzel ve rekaketsiz söz. (Üstadım’ın ÇİLE şiirinden: Bir fikir ki, sıcak yarada kezzab, / Bir fikir ki, beyin zarında sülük. / Selâm, selâm sana haşmetli azab; / Yandıkça gelişen tılsımlı kütük!)
*
SİGARA: 1712: KUVVE-İ TAHAYYÜL-Tahayyül kuvveti… YESRİB-Medine’nin eski ismi: 712: BURSA-(Abdülhakîm Koltuğu’nun yan mermerlerinden birindeki yazı)
*
KEVKEB-ÜL MÜZENNEB-Kuyruklu yıldız: 1271= 272: SİGARA-(Üstadım’ın sigarayla ilgili bir hikâyesinde, Mısır Piramitlerinde yatarken dirilen bir mumya, Kraliçe, 5 bin yılda dünyada orijinal hangi buluşun gerçekleştiğini merak eder ve şık kıyafetler içinde “modern” dünyayı gezdikten sonra kurulduğu bir koltukta sigarasını tüttürürken, sadece sigarayı önemli icad saydığını söyler!)… SUUR-Bilezikler. (Rüyada gelen mânâ, herhâlde artık meşhur: Kolumdaki kelepçeyi andıran iki bileziği çıkarmam üzerine Annem, “oğlum onları niye çıkardın; doğduğun zaman yıldızına büyü yapıldığı için Baban onları yaptırdı!” dedi): 272: İKİ x KUTVANÎ ABA.
EVTAD-I ERBAA
(ABDÜLHAKÎM SÜTUNLARI)
LEVHA: 3 Ağustos 1993… Gazeteden kestiğim bir MAKALE’nin ilk paragrafını sesli okurken, ateşli bir şekilde tenkidini yapıyorum… İkinci paragrafa geçerken, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin elindeki bir gazete parçasını –ki külâha benziyordu– parmaklarıyla karıştırır gibi görüyorum… KÜLAH’ta ve parmaklarının arasında, ÇİÇEK TOHUMU gibi KUST OTU var!..
*
GAZETE-Günlük hâdiseleri yazılı olarak haber veren matbuat. Haber veren: 412: MEŞA’-İntişar eden, duyulan, yayılan… GAYBET-Bir şeyin başka bir şey içinde gaib olması. Başka yerde bulunmak: 412: EVTAD-Direkler. Kazıklar. Sütûnlar. Ricâlullahtan birine verilen isim… EVTAD-I ERBAA-Tasavvufta Kâinat ve dünyanın düzeninin sağlanmasına yardım eden dört “Gayb Ereni”ne denir. Biri öldüğünde yerine bir başkası vazifeye tâyin olunur. (Doğu’da bulunanın ismi, Abdurrahman: 575: Şir’a-Şeriat… Batı’da bulunanın ismi, Abdülvedüd: 131: LEZZET-Hoş ve güzel olan şey. Zevk. Tad ve çeşni. “Gusto”… Güney’de bulunanın ismi, Abdürrahîm: 525: Heme ez ost-Herşey O’ndandır… Kuzey’de bulunanın ismi, Abdülkudus: 271: Giramî-Ulu, büyük. Hürmete değer, muhterem… Garamî: Aşk hassasiyeti!): 690: TAHAF-Şeffaf ve yüksek bulut. (Rûyâda görülen; gökyüzünde, hafif hafif kanatlarını ve kuyruğunu oynatan, şeffaf bir bulut gibi balığa, hayret ve hayranlıkla bakıyorum!)… MAHDUM-Hadim. Oğul: 690: HAFÎ… RİCA-ÜL GAYB-Gayb ricalleri, ileri gelenleri. Allah’a döndürülen, Allah’a döndürenler. Rica edilen ve edilenler. Sayıları 7 veya 40 kişi olduğuna inanılan, Allah’ın Kâinat ve Dünya’nın mânevî düzenini sağlamak üzere seçilmiş erenler: 300: RESM-Yazma, çizme, desen. Eser, iz, işaret, nişan. Suret. Tertib. Adet, usûl, tavır, davranış. Bir şeyi başkalarından ayırdeden tarif… KAFSAL-Aslan: 300: KINKIN-Kılavuz. Yol gösterici. Yer altındaki suyun miktarını bilip kazarak çıkaran kimse… HILAS-Kara ile ak arasında olan çocuk. Hadim. (Hadim, hem hizmet eden, hem hizmet edilendir; Hüddam, çoğulu. Formül ritleri yerine getirilerek meydana gelen ve nefsden doğmasına vesile olan güç ve surete de hadim denir. Hadim, bu şekilde görünen vazifelilerdir de!): 691: HÜKÜMDAR-(Üstadım’dan, rüyada: Salih Mirzabeyoğlu Hükümdardır!)… LEVHA: 10 Ekim 1985… Bir daire üzerinde insan resimi dört işaret… Dört Halife imişler… Onların Allah Resûlü’ne nisbetlerini düşünürken, yine silik resimler hâlinde, arada gidip gelen meleklerin onları haberleştirdiklerini düşünüyorum… Teması melekler sağlıyor! (HULEFA-İ ERBAA-Dört büyük Halife: 980: ŞERİAT… FERAŞET-Süpürücülük ve döşeyicilik: 980: TEŞRİ’-Yolu açık ve vazıh kılma. Şeriata nisbet ve isnad etme… İSTİKBAL İSLÂMINDIR: 980: MEHDİ Salih İzzet Mirzabeyoğlu)
*
JURNAL-Gazete. Haber verme. İspiyon: 294: SADR-Göğüs, kalb. Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi. Meclisin muteber yeri. Baş, başkan. Rücu… HURUF-Harfler. İsim ve fiil olmayan kelimeler: 294: NARCİL-Hindistan cevizi. Nargile. (Nargile: Tünbeki denilen tütün yaprağına sarılı ceviz büyüklüğünde bir topak üzerine konulan kor hâlinde odun kömürünün yaktığı ve şişe içinden geçen dumanının bir hortuma bağlı ağızlıkla çekildiği, tütün içme âleti… Tünbeki: Davul, darbuka. Tünbeki âletine mecaz… Tünbekinin konuldğu saksı çamurundan pişirilmiş toprak kısım, hava, ateş, su bir arada; Nargile formunda dünya mecazı. “Derd, hüzün, keder”… Ve onu nefesine katan efkârlı kafa; herkesin hâlince nefsi!)… SABİR-Altun ismi: 294: İHTİSAR-İcmal etme, topluca anlatma. Kısaltma. Sadeleştirme. Tasviye etme… KK Müslüman: 241= 1240: (Levha: 24 Şubat 1988… Parmaklarımla saya saya “Bismillah” çekiyorum ve 240’a tamamlıyorum!)… HEYLELE-Lâ İlâhe İllallah demek: 80: HAMAİL-Tılsım. Muska… ACZ-Bir şeyin geri tarafı: 80: KES-İnsan… SİN-Bir harf. Da’va Cetveli’nde Allah’ın SEMİ ismine işaret eder ve sayı değeri: 180: HEK’A-At göğsündeki dairevi kabartı. Kemer menzillerinden “Nazim-Bolluk, bereket”e işaret eder. Bu menzil; Sin harfi, Allah’ın Muhyî ismi ve Su mertebesi ile alâkalıdır… KUT’A-Düş yormak. Hakikati tecelli ettiren hikmet. Başka yere gitmek, hicri, tazı, öncü, basiret: 180: KAİDE-Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık. Bir şeyin meydana gelmesine temel olan husus. Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri. “Kürsî”.
*
KÜLAH-Koni şeklinde başlık. Takke. Külah. “Çadır. Sema. Gölgelik”: 56: AMUDE-Dizi, dizilmiş. (Amud: Dik, dikine. Sütun, direk… Amide: Sütunlar. Direkler. Temeller. Büyük kimseler… Amid: Çok hasta. Aşk hastası. Başlıca nokta. Önder. Şef. Rehber. Haraç, yâni vergi alan kimse)… MÜBDİ’-Gizli sırları açıklayan. Allah’ın “her şeyi hiçten halkeden” anlamındaki ismi. Başlayan: 56: MÜJDE-Sevinç haberi… PEND-Nasihat: 56: YEVM-Gün. Sene. Asır. Devre. Devir… VİPVALE-Kürtçe, bomboş: 56: MİDA’-Her şeyin son bulduğu yerin sonu. Yolun sıklaştığı yer… Aynı ebcedle, CAHME: Nazar değdiren göz. Kat kat yanan ateş.
*
TOHUM: 460: YETİM-Babası ölmüş çocuk. (Üstadım’ın “Çocuk” isimli şiirinden: Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim!)… NİYET-Kasd. Kalbin bir şeye yönelmesi: 460: TEMZİC-Karıştırmak. Katmak. Meczetmek.
HÜMAAKİL
HUMAAKİL, Devlet ve iktidar işlerinde güç sahibi olmayı sağlayan bir Baş Cinn’in adı. Cinn tâbirinin “gizli, bilinmeyen” anlamları, meselâ gizli olmak bakımından “Cennet” lâfzının da Cinn’den türemesi, bu izâh, onu aslını iptal etmeden sair “gizli, bilinmeyen, sır” ilgileri için de kullanma imkânı veriyor. Meselâ, “Hüddamcılık” denilen cinleri yardıma alma işi, sırasında herhangi bir maddî nesnenin “öz ve asıl”ına âit kuvvetine göre sarkabileceği gibi, ÇOCUK hikmetindeki “faal güçleri kendinde toplayan” hâli, alıcı-verici uygunluğu şeklinde mevzu neyse ona âit büyükleri de kendine hizmet ettirici, yâni medetkâr kılabilir; başlangıç alıcı-verici’den hangisinden başlarsa… HUMAAKİL’den, şurada Cin burada Melek olarak bahsedilmesi hususunu da belirtmiş oluyoruz… Bir not: Osmanlı devrinde, hastalıkların tedavisinde Hüddamcılık’ta, bilhassa İstanbul-İzmit civarında yaşayan Zenciler tarafından erbab olarak bilindiği ve uzmanlaştığı.
*
HUMA Kuşu: Fars efsanesinde, Kaf Dağı’nda yaşadığına ve sadece KEMİK’le (azimle) beslendiğine inanılan büyük ve yeşil kanatlı bir kuş ki, gölgesi kimin üstüne düşerse onun Hükümdar olacağına inanılırmış. Hükümdarlık, “talih-baht” diye anlaşılırsa, herkesin kendine mahsus bir dilek hükümdarlığı olacağından le, onu “mutluluk, saadet” diye de anlayabiliriz… Bir not: Çeşitli kültürlerde, aynı kökten türeme remz, müz ve ritlerin benzerliğine bakıp da, İslâm’la bunların nasıl benzeştiği gibi bir yanlışa düşmemek gerekir: Bunun için hatırda hep, “İlk dil ilk insanla vardı, ilk insan ilk Peygamberdi” davası ve “Mutlak Fikrin Gerekliliği” meselesi gözönünde tutulmalıdır. Zaten İslâm dışı hiçbir görüş gösterilemez ki, meselelerin hiçbirini atlamadan kendine göre nisbet ve beyan kurmuş olabilsin. “Üzüm, şıra, şarab”; yenilir ve içilir aynı kökten gelme bu nesnelerin, helâlden harama nisbetlerine bakmaksızın, değerlerini aynı sanmak yanlışlığına düşülmemesi gereği gibi, dikkat edilmelidir… AKİL: Ekl eden. Yiyen, yiyici… AKİLE: Her şeyin en iyisi. Baba tarafından akraba… AKİLE: Baş tarayan kadın. “Bulutların kat kat toplanması. Toplayıcı”… AKİLE: Yenice adı verilen yara. (Kelm: Yara, yaralı… Kelîm: Konuşan… Ve et didikleyen, “beyni didikleyen kuş, fikir, can” mecazı ile Kuş gagası hatırlanmalı!)
*
AY, gökyüzünde HEK’A denilen yere ulaştığı zaman HUMAAKİL denilen melek gelir ve vekil olur. Melek’in, “meleke, adet, mülk” ilgisine dikkat. Devlet isteyenler, onu davet ederler; davet, dua… HUMAAKÎL, İnsan suretinde, dört eli ve dört ayağı olan, başı aslana, ayakları deve ayağına benzeyen, bir elinde SÜPÜRGE, diğer elinde ZURNA, ötekinde HANÇER, berikinde TARAK tutar. Elinde tam 40 melek bulunur. (Fikir eksenli bir el atış üzerinde bulunduğumuz ve ehil olmayanların olur olmaz karikatür işlere yeltenmemeleri için, bizim kifayet muradımız dışındaki malzeme ve amelî hususları saded dışı tutuyoruz!)… Muzaffer olmak isteyen kişi, 7 gün boyunca hayvanî gıdalar almayı bırakır, ibadete çekilir ve bir geyik derisinin üzerine LÂ HAVLE’yi yazar. (Yevmiye: Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin en büyük ölçüsü!)… Sonra, HÜMAAKÎL ve onun yardımcısı 40 meleğin ismini, “Güneş ve Merih yıldızları ile Aslan Burcu” gökte bir üçlü teşkil ettikleri ânda, misk ve safrandan yapılmış mürekkeble bir kağıda kaydeder ve isimlerin altına meleklerin tılsım suretini çizer. (Merih: Mirrih, Mirruh… Merih: Beyaz selvi ağacı… Merih: Usfur otu. Bir asıl boya… Asfar: Bomboş. Sıfır. Sarı. Kızıl. Soluk... Asf: Emek çekip, kâr kazanma. Bir tarafa meyletme. Rüzgârın kuvvetle esmesi. Taze ekin yaprağı. Ekini taze iken biçme. “Haly: Ot biçme”… Asf: Büyük kadeh. Zorla bir şeyi alma… Asfar, bir Kust otu nevidir… Merih yıldızı, Koç Burcu’nda; unsuru Ateş, türü hareketli, vücutta tesir Kafa ve beyin, cinsiyeti erkek, simya’da Kül etme safhası… Fürfür-Besili Koç: 566: Seyyid Abdülhakîm Arvasî… Süruş-Melek. Cebrail: 566: Maunet-Yardım. İmdat. Azık. Yol yiyeceği. Allah’ın salih kullarına imdadı… Akreb Burcu: Unsuru su, türü sabit, yıldızı Merih, vücutta tesir yeri tenasül-üreme organları, simya’da seçme ve ayırma safhaları!)… Bunları yazdıktan sonra Merih ve 40 defa Ay’a hitab eden duayı okur, parlak Ay çıktığı sırada yakılan BUHURLAR’ı tüttürür. (Sözün hâl ve makama uygun olması gibi, murad ihlasla istenen ve hâle uygun olmalı ki; yaptığı işe bizzat kendisinin itikadının bozulması ve adamın hâline bakarak işe hurafe gözüyle bakan yarım akıllıları sırıttırmaya!) Neticede, girdiği iş ne kadar zor ve çileli olsa da, Allah’ın izniyle zafer onundur!
*
HUMAAKİL, Allah ve Resûlü’nün temsilcisi bir suret… HUMAAKİL: 692: İLHAN-Hükümdar… İSTİNFAK-Malı harcayarak tüketme. Nafaka peyda etme: 1692: İBRAHİM Kassaroğlu. (İsmi Hâlid bin Velid Hazretleri’nin “Mahzumoğulları” soyu içinde de çıkan bu Veli, tasavvufa ilgi doğması için malını emeğini bütün bir ömür harcayan… Mahzumoğulları, Kureyş içinde iaşe, vergi, haraç ve askerin teçhiz ve tertib işiyle iştigal eden kol… Benim Yevmiyelerim malûm; Yevmiye’nin yevmiye olarak sureti? Hani, rüyâda gelen mânâ: Efendi Hazretleri, Üstadım ve İbrahim Kassaroğlu isimli zât?)… HAFAYA-Gizli sırlar, şeyler: 692: MÜNSAKİB-Delinen. Halledilen, farz edilen işler. (Abdülhakîm Koltuğu’nun ortasındaki yuvarlak boşluk malûm!)… HUMAAKİL: 851: RUHAMÎ-Mermerden yapılmış, mermerle ilgili. (Üstadım’ın, Sakarya isimli şiirinden: “Mermerlerin nabzında atar mı hâlâ o tekbir, / Bulur mu deli rüzgâr o sadayı, Allah bir!”… Ruhama: Rahim olanlar, merhamet edenler, yardımcılar)… DAYGAM-Aslan. Isırma. (Aslan Burcu,–Arabça, Esed–, unsuru ateş, tabiatı sıcak ve kuru, türü sabit, yıldızı Güneş, vücutta tesir yeri Kalb ve Sırt, simya’da Sindirme safhası): 851: İSTİKSAR-Kısma. Kaâbid. Kısaltılmasını isteme. (Te harfi, Allah’ın “Kaabid-Kısıcı, sıkıcı” ismine, Esir mertebesine, ve Kamer menzillerinden “Kalbe” işaret eder… Kısaltma, KKM: Kaptan Kusto Müslüman)… ZÜAF-Zehir. Gıda: 851: ZEMHARE-Ok. (Üstadım’ın, Çile şiirinden: Ateşten zehrini tattım bu okun, / Bir anda kül etti can elmasımı!)… MERİH-Beyaz selvi. Mirruh: 850: NEBZ-Damarın titremesi. (Velilerde, helâle haram karışması durumunda, ayırmaya yarayan damardır. Hak ile Bâtıl’ı ayırdedici kıyasta, bir mânâ ve lâftan ibaret olmayan: Merih’in mânâsını tâkib et, neyin neye döndüğünü KKM’den anla!)… DAİN-Doğruluk. Maden. Asıl: 851: KAZZAN-Pire… HÜMAAKİLE-(Hüma: O ikisi. Devlet kuşu. Saadet… Hümam: Himmetli. Aslan. Bir işe sıkı sıkıya sarılıp o işi bitiren. Büyük ve sağlam): 101: GUSTO.
*
(LEVHA: 16 Nisan 1987… Üstadım’la ilgili bir anma gecesi… Bu mevzu ile alâkalı, saplı bir SÜPÜRGE… Süpürgenin yanında da İZZET diye ismim yazılı bir plâket!)… HUMAAKÎL’in bir elinde, SÜPÜRGE: 295: MÜLKDAR-Hükümdar… SADR-Göğüs, kalb: 294: BERGAMAN-Ejder. Büyük yılan… AYNEN-Bir şeyin kendi, veya kendisi olarak: 131: “NASLI-HAN Kerimem”… KENNAS-Süpürgeci: 131: ESVEDEYN-İki siyah anlamında akreb ve yılan için kullanılır… MİSFERE-Süpürge: 385: FIKRA-Yazıda bir . Paragraf. Kısa haber. Küçük hikâye. Omurga kemiklerinden her biri. Gazetelerde makale… MİKNESE-Süpürge: 175: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş.
*
HUMAAKÎL’in bir elinde, ZURNA-Nefesli saz: 957: NEVŞAH-Yeni dal… İFRAT HALDE TECRİT: 956: MEFZUL-Üstün gelen. Fazla gelmiş olan. Cabadan. “Akıl”… İngilizce, SHRİLL PİPE-Zurna. (Shrill: Cırtlak, keskin, tiz… Pipe: Kaval. Boru): 308+19= 327: AŞKU-Gökyüzü. Gök. Tavan. Kat. Tabaka. (Üstadım’ın, Zındandan Mehmed’e Mektub” isimli şiirinden: Bir âlem ki, gökler boru içinde! / Akıl, olmazların zoru içinde, / Üstüste sorular soru içinde: / Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? / Buradan insan mı çıkar, tabut mu?)… ŞEBEKE-Hüviyet sureti: 327: NEVM-İ SINAÎ-Hipnoz… İspanyolca, DULZAİNA-Zurna: 109: DESTHİLDAR-İktidar, güç sahibi… HANCER-Halk arasında “Hançer” denilen, iki tarafı keskin bıçak: 853: DUBAN-Duman. “Tütün”.
*
HÜMAAKÎL’in elinde, TARAK-Bulutların bir yere toplanması. Bazı şeylerin bazısı üstünde olan benzer şeyler. Saç tarayan. Saç teli sır, sırra düzen veren: 309: SERLEVHA-Yazıda başlık. (KKM-Dünya Çapında Bir Hâdise)… HAŞ-Kalb: 309: MUSATTAR-Yazılmış. “Kader”… HURUFİYE: 309: RUZNÂME-Vakit cetveli. Takvim. İş ölçüsü… KURT(A)-Küpe. “Hatırlatan”: 309= 1308: ASHAB-I BEDR.
SAKTİRUŞEB
SAK-TİR-Ü-ŞEB: Gece ve vuran ok… Sak’, “horozun ötmesi” anlamına da gelir ki, “Gece ve haberci ok”, “Gece zulmetini vuran ok; ferahlık veren sabah” gibi de yorulabilir… Hadîs: “Horoza sövmeyiniz, o namaza uyandırır!”… Horoz ve At, cinlerin onların bulunduğu bölgede çekindikleri; şerli cinlerin… Sak’: Horozun ötmesi. Vurmak… SAKTİRUŞEB, Hümaakîl’in daveti sırasında bazen görünmesi mümkün bir cinin ismidir; kediyi andırdığı ve zarar verici hayvanlardan, meskun mahalli koruyan.
*
SAKTİRÜŞEB: 1078: HAL SPORT-Hollan’da Lûgatı’nda, “Spor salonu-İdman yeri” anlamına geliyor… ZURHÂNE-Spor salonu, İdman yeri: 869: MENFEZ-Nüfuz edecek delik, pencere. Girilecek yer… MEKTUBAT-İmâm-ı Rabbanî Hazretleri’nin eseri: 869: NECİB Fazıl Kısakürek-SALİH Mirzabeyoğlu… HAKİM: 78: İBDA.
*
SAKTİRÜŞEB: 1177: MAKLUB-Altı üstüne çevrilmiş. Harfleri tersinden okunduğu zaman yine aynı kalan kelime ve cümle. (KKM: MKK)… UNVAN-İsim. Lâkab. Adres. Önsöz. Takdim: 177: MÜNDEFİC-Yuvarlak nesne… İNFİAM-Anlaşılma: 177: MÜSEBBAA-Yedi kere okunması gereken dua… MAGLUK-Kapalı, kilitli: 177: AKABE-Muhatara, tehlike… İSTİHVAZ-Zafer kazanan: 1176= 177: BUK’A-Ülke. Sağlam ve büyük bina. Boş ve ıssız yer. Benek, leke. Vücuttaki “ben”, kara nokta… MEVASİM-Mevsimler. Pazar yerleri: 1147: KAİME-Uzun bir kâğıda yazılan ferman. Kağıt para. Nakid, vakit… KALLAVÎ-Vaktiyle vezirlerin giydiği külahî kavuk: 177: SAKTİRÜŞEB… HANİF-Hazret-i İbrahim’e bağlı olanların vasfı. İslâma bağlı ve ilmiyle amel eden. Eğri, kavis, kavs, yay. Doğruluk yoluna meyleden: 148: ZÜ-L KARNEYN-İki boynuzlu. Kur’ân’da ismi geçen ve Peygamber olup olmadığı bilinmeyen bir zâtın ismi. Şark ve Garb’ın Hükümdarı olduğu için, “iki boynuzlu” diye anılmıştır, eski Yemen hükümdarlarındandır. ve Hazret-i İbrahim zamanında bulunup, HIZIR Aleyhisselâm’dan ders almıştır.
*
LEVHA: 8 Ağustos 1985… Bursa’daki evin onbeş sene önceki hâli… Evin saçak altında kollarımla sallanıyorum… Sonra, o zaman olmayan balkonumsu bir yerde, kaynanam Nimet Serdar… Asıldığım yer çatırdayıp kırılır gibi olunca, ona “büyü” diye izâh ediyorum… Evin depo gibi geniş bir yerine bakıyorum; orada bir KEDİ… Büyüyor, büyüyor, KOYUN kadar oluyor… Şaşıyorum!.. Bana, “İzzet’in Babaannesi” diyor… Ondan … Aaa!.. Kedi konuşuyor!.. Şaşırıyorum!.. Müthiş bir hayret ve korku içindeyim!.. Bakıyorum, yine “İzzet’in Babaannesi!” diyor.
*
AZMAN: 99: NÜCUM-Tulu’ etmek, doğmak. Görünmek, zuhur etmek… NÜCUM-Yıldızlar: 99: DİMNE-Tilki. Vavî… SATL: Kova. (Üstadım’ın dostu MUHİB Efendi, rüyâmda ona: Nuru kalbinden kova ile çek!)… TILS-Sahife. (KKM): 99: CÜLUS-Tahta oturma… SENER-Kedi. Ulu kişi: 99: SİMURG-Havada yumurtlayan ve yumurtanın yere kadar selâmetle inmesini gözleyip kırılmaması, sonra çıkan yavruya da aynı ihtimamla hizmet eden… MESRUD-Sihir, büyü: 310: TARIK-Gece gelen kimse. Zühre yıldızı… CEDDE(T)-Büyük valide. Nine. Yeni olmak: 407: DABBE(T)-Yürüyen mahluk, debelenen… REHBER-Yol gösteren kılavuz: 407: BED’ET-Başlangıç.
Baran Dergisi 377. Sayı