Aydın’ın paylaştığı mezar taşında yer alan “esnâ-yı zikirde irtihal eden” ifadesi, Safiye Hanım’ın zikir esnasında vefat ettiğini bildiriyor. Birkaç kelimelik kitabe, asırlar önce yaşamış bir Osmanlı hanımının son anından bugüne ulaşan kıymetli bir kayıt niteliğinde. Taşın üzerindeki satırlar dönemin dilini, inancını, ölüm anlayışını ve insanını anlatırken, bu tarihî vesika bugün aşınarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Loading...
Osmanlı arşivi çürüyor
Mesele tek bir mezar taşıyla sınırlı kalmıyor. İstanbul Kireçburnu Mezarlığı'nda Osmanlı döneminden kalan çok sayıda mezar taşının kırıldığı ve mezar yerlerinin kaybolmaya başladığı daha önce kamuoyuna yansıdı. 1800'lü yıllardan kalan bazı kabirlerin üzerine yeni mezarların yapıldığı dahi tespit edildi.
İstanbul Edirnekapı'daki Necatibey Mezarlığı'nda da Osmanlı'nın önemli ailelerinden Dürrizadeler ve Paşmakçızadelere ait tarihî kabirlerin bulunduğu alandaki taşların devrildiği, kitabelerin okunamaz hâle geldiği ve bazı tarihî mezar taşlarının geçmişte duvar malzemesi olarak kullanıldığı da ortaya çıkmıştı.
Osmanlı'ya 88 yıl başkentlik yapan Edirne'de de tablo farklı değil. Beylerbeyi Camii çevresindeki tarihî mezar taşlarının yok olma riski taşıdığı uzmanlar tarafından yıllardır dile getiriliyor. Tokat Erbaa Ulu Camii Haziresi üzerine yapılan akademik araştırmalarda ise bazı Osmanlı mezarlarının tamamen ortadan kalktığı, bazılarının kırıldığı ve ayakta kalan taşların tedbir alınmadığı takdirde aynı akıbete uğrayacağı kayda geçirildi.
Belediyeler ve ilgili kurumlar neyi bekliyor?
Ortada cevap bekleyen açık bir soru var: Belediyeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve ilgili kurumlar yüzlerce yıllık mezar taşlarının durumunu neden sistemli biçimde takip etmiyor? Şehir meydanlarına, parklara, peyzaj çalışmalarına ve milyonlarca liralık gösterişli projelere bütçe ayrılırken birkaç metre ötedeki ecdat mezarlarının kırılmasına, kitabelerinin silinmesine ve bazılarının bütünüyle ortadan kalkmasına nasıl seyirci kalınabiliyor?
“Ecdat” nutukları mezar taşlarını kurtarmıyor
Türkiye’de “tarihimize, kültürümüze, ecdadımıza sahip çıkıyoruz” sözleri sıkça tekrarlanıyor. Ancak sahip çıkmanın ölçüsü, geride bırakılan emanete gösterilen ihtimamdır. Osmanlı mezar taşları; sarığı, kavuğu, fesi, motifleri, hattı ve kitabesiyle bir devrin hafızasını taşır. Kişinin mesleğini, ailesini, memleketini, hatta Safiye Hanım örneğinde olduğu gibi son nefesini kayda geçirir.
Kireçburnu, Edirnekapı, Edirne ve Erbaa’daki tahribat ise bu açık hava arşivinin nasıl kaybolduğunu gösteriyor. Kitabelerin kayıt altına alınması, devrilen şahidelerin ayağa kaldırılması ve kırılan taşların onarılması artık ertelenemez bir ihtiyaç. Biz geçmişimizi müzelerde ararken şehirlerimizin ortasındaki tarihî hafıza birer birer siliniyor.