Haberler

Peygamberi dinden kovmak!

"Kur’an Müslümanlığı" maskesi ardına sığınanların asıl derdinin Peygamber'i dinden kovmak ve İslam'ı hayattan söküp atmak olduğunu belirten İsmail Kılıçarslan, dinin örfünü ve ibadetlerini hedef alan bu yıkıcı operasyona karşı Diyanet'in derin bir uykuda olduğunu söyledi.

Abone Ol

“Kur’an’da namaz yok!” Kılma kardeşim o zaman. “Kur’an’da başörtüsü yok.” Tamam. Örtme o zaman. “Kur’an’da kabir ziyareti yok.” Tamam. Kabir ziyareti yapma o halde. “Kur’an’da kabirde Kur’an okumak yok.” İyi madem. Okuma sen. “Kur’an’da karamel machiato yok.” İçme o halde.

Tüm bunları böylece söylesek yetecek mi acaba kendilerine “Kur’an Müslümanı” diyen bazılarına?

Hatta şöyle desek: “Kur’an’da olmadığını düşündüğünüz hiçbir şeyi yapmayın madem. Yol alın abicim. Namaz kılmayın, örtünmeyin, kabre gitmeyin, karamel machiato içmeyin.”

Tabii ki yetmeyecek. Çünkü bu arkadaşların dertleri Kur’an’da namazın olmadığını ispat ile kendilerini namazdan sorumlu tutmamak, namazı terk etmek değil. Aslında dertleri namaz kılana namazı bıraktırmak, başı kapalı olana başını açtırmak da değil. Başka, bambaşka bir dertleri var: “Peygamberimizi dinden kovmak.”

Ne işlerine yarayacak Peygamberimizi dinden kovmaları? Bu bazılarına sorsak bin dereden bin su getirip bambaşka izahlara yeltenecekler ama son derece basit bir cevabı var bu sorunun: “Peygamberi dinden kovabildiğinde geriye yaşanabilir bir din kalmayacak.”

O yüzden bazı temel izahlarla falan vakit ve enerji kaybetmenin pek bir manası yok. “Kur’an’da namaz yok” diyene “Sen kim oluyorsun da Peygamberimize düşmanlık ediyorsun” deyip geçmemiz lazım.

Bu, burada bir dursun.

“Peygambersiz İslam” aslında “İslamsız İslam” gibi bir oksimoronluk biçimi. Bunun niye böyle olduğunu uzun uzadıya izah edecek halimiz yok. Sadece şu kadarını söylemek kâfi: Eğer Resulullah (s.a.v) bize dini izah etmeseydi, bize dini nasıl yaşayacağımızı göstermeseydi, bize dinimizi öğretmeseydi halimiz Mustafa İslamoğlu’na falan benzerdi. Yani yöntemsiz bir teoride boğulur, o yöntemsiz teoriyi pratiğe nasıl indireceğimizi bir türlü anlayamaz, sonunda da sünnetçi şapkasıyla falan ağlak birer anlatıcıya dönüşürdük.

Bu da burada bir dursun.

Dinin sirayet ettiği örfü ortadan kaldırmaya çabalamak ve bunu “sadeleşme” olarak ele almak “Peygambersiz İslam”ın ilk ayağıydı. “Kandil yok, mevlid yok, kabir ziyareti yok, yaşmak yok, nafile yok, müstehap yok, mekruh yok, türbe yok, tekke yok, tadat yok, tertip yok, vesile yok, takke yok, tespih yok” diye diye dinin sosyal alandaki görünürlüğünü ve yaşanırlığını budarsanız gelinecek yer “Kur’an’da namaz yok” yeri olurdu ve oldu zaten.

Şu an Türkiye’de muazzam bir koro insanları Kur’an’da neyin olduğuna değil neyin olmadığına ikna etmeye çalışıyorlar ve “yok” dedikleri şeylerin neredeyse tamamı ibadetin yanı sıra bir örf, bir sosyolojik alan inşa eden ibadetler. Namaz ise bu koronun can düşmanı. Niçin? Çünkü namaz dediğin cami demek, cami dediğin Müslümanların birbirleriyle etkileşimi demek, ezan demek, makam demek, tesbihat demek, mevlid demek, mukabele demek, Kur’an kursu demek, hal-hatır etmek demek, daha bir sürü şey demek. Camiye giden tekkeye de gider demek. Camiye giden Afrika’ya su kuyusu açmaya da gider demek. Camiye giden cenazeye de gider demek. Ölünün arkasından Yasin de okur demek.

Duralım burada. Bence şudur: “Kur’an Müslümanıyım” diyen -bunu dediğini bilip bilmediğinden bağımsız olarak- “Ben dini görünür hayattan söküp atmak, onu örfüyle, görünür sosyolojisiyle yok etmek istiyorum” diyor.

Bu tehlikeli gidişata karşı ne mi oluyor peki? Diyanet elbette uyuyor. Bizse “Kur’an’da karamel machiato yok” diyene dert anlatmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. Başka bir şey olmuyor amirim. Arz ederim.

İsmail Kılıçarslan, Yeni Şafak

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }