Pozitivizmin sahte peygamberi: Auguste Comte

Bugün dinden soyutlanmış hayat tarzının, kutsalı dışlayan seküler düzenin ve insanı haz, hedonizm, tüketim ve maddî başarıya indirgeyen anlayışın fikrî kaynaklarından biri de pozitivizmdir. Bilimi kendi sınırlarından çıkararak mutlak ölçüye dönüştüren bu sistem, insanın ruhunu, ahlâkını ve yaratılış gayesini örselemiş, fıtratı tahrip eden modern düzenin başlıca dayanaklarından biri hâline gelmiştir.

Abone Ol

Auguste Comte, 1798’de Montpellier’de doğdu. Paris’te École Polytechnique’te öğrenim gördü. Okulun kapatılmasının ardından matematik dersleri vererek geçindi, 1817-1824 arasında Saint-Simon’un sekreterliğini yaptı. 1825’te Caroline Massin’le evlendi. Geçimsizlik ve aşırı çalışma yüzünden 1826’da ağır bir ruhî buhran geçirerek hastaneye yatırıldı. Taburcu olduktan sonra intihara teşebbüs etti. 1829’da derslerine döndü, 1830-1842 arasında başlıca eserini yayımladı ve eşinden ayrıldı. 1844’te tanıştığı Clotilde de Vaux’nun 1846’daki ölümü onu derinden etkiledi. Son yıllarında dostlarının yardımıyla yaşayan Comte, 5 Eylül 1857’de Paris’te mide kanserinden öldü.

Auguste Comte, dini ve vahyi insan hayatının dışına iterek bilimi mutlaklaştırdı. İnsanı ölçülebilir olana hapsetti. Ancak kurduğu sistemin sonunda “İnsanlık Dini”ni ilan ederek Allah’ın yerine insanlığı, peygamberliğin yerine kendi otoritesini koydu. Pozitivizm böylece ruhu inkâr eden, bilimi putlaştıran ve modern dünyayı şekillendiren sahte bir inanç sistemine dönüştü.

Auguste Comte, insanlığın bütün bilgi ve hayat düzenini deney, gözlem ve ölçülebilir hadiseler üzerine kurmak istedi. Ona göre insan zihni, duyularla tespit edilemeyen meselelerle meşgul olmamalıydı. Vahiy, ruh, ahiret, ilahî irade ve mutlak hakikat gibi kavramlar bilgi sahasının dışına çıkarılmalı, insan ve toplum pozitif bilimlerin yöntemleriyle açıklanmalıydı. Böylece bilim, hakikati araştıran bir vasıta olmaktan çıkarılarak hayatın tamamına hükmeden ideolojik bir ölçü hâline getirildi.

Comte, insanlık tarihini üç safhaya ayırdı. İlk safhada hadiselerin ilahî güçlerle açıklandığını, ikinci safhada soyut kavramların hâkimiyet kurduğunu, üçüncü ve en yüksek safhada ise pozitif bilginin egemen olduğunu savundu. Kendi sistemini insan düşüncesinin ulaştığı son merhale olarak takdim etti. Bu tasnif, dini insanlığın çocukluk dönemine, vahyi ise ilerleme karşısında terk edilmesi gereken eski bir anlayışa yerleştiriyordu. Pozitivizm, böylece kendi kabullerini tarihin kaçınılmaz sonucu gibi sundu.

Hâlbuki insan idrakini yalnızca gözün gördüğü, elin tuttuğu ve laboratuvarın ölçtüğü şeylere bağlamak ilerleme sayılmaz. Somut olana bağımlı bir zihin, hakikatin derinliğini kavrayamaz. İnsan birlik, hürriyet, sonsuzluk, adalet ve ebediyet arayan bir varlıktır. Duyuların sunduğu parçalı dünyayı aşarak varlığın manasını araştırır. Pozitivizm ise insanın bu yönünü yok sayarak onu maddî çevresine kapanmış, görüneni hakikatin tamamı zanneden dar bir idrake mahkûm eder.

Bu anlayışın insan tasavvuru da eksik ve mekaniktir. İnsan refleksler, davranışlar, biyolojik faaliyetler ve çevresel şartlarla açıklanabilecek bir organizmaya indirgenir. Ruh, vicdan, irade, iman ve ahlâk bilimsel ölçümlere sığmadığı gerekçesiyle tali unsurlar hâline getirilir. Ruhun mahiyetini bütünüyle açıklayamadığını söyleyen pozitivist zihniyet, maddenin mahiyetini de tam olarak çözemediği hâlde maddeyi tartışmasız gerçek kabul eder. Böylece ilmî araştırma ile maddeci peşin hüküm birbirine karıştırılır.

Pozitivizm, dini ortadan kaldırdığında insanın inanma ve kutsala yönelme ihtiyacının da ortadan kalkacağını düşündü. Fakat Comte’un hayatının ilerleyen dönemlerinde kurduğu sistem, bu iddianın kendi içinde çöktüğünü gösterdi. Gelenekli dinleri reddeden Comte, “İnsanlık Dini” adını verdiği yeni bir inanç düzeni oluşturdu. Geçmişte yaşamış, hâlen yaşayan ve gelecekte yaşayacak bütün insanların toplamını “Büyük Varlık” olarak tanımladı. İnsanlık, onun sisteminde hürmet edilen bir topluluk olmaktan çıkarılıp kutsallaştırılan ve ibadete layık görülen bir varlık hâline getirildi.

Allah’ın yerine insanlığı koyan Comte, kendisini de kurduğu dinin rehberi ve kurucusu olarak konumlandırdı. Devlet adamlarına mektuplar göndererek onları yeni inanç sistemine davet etti. Pozitivizmi şahsî bir felsefe olarak bırakmayıp dünya çapında yayılacak siyasî ve toplumsal bir düzen hâline getirmek istedi. Toplumların bilim adamları ve pozitivist seçkinler tarafından yönetilmesini savundu. Böylece halkın inancı, geleneği ve tarihî tecrübesi yerine belirli bir zümrenin aklı ve ideolojik otoritesi geçirildi.

Comte’un oluşturduğu İnsanlık Dini’nde tapınaklar, ruhban sınıfını andıran görevliler, ibadet merasimleri, bayramlar, kutsal günler, azizler, aforozlar ve özel bir takvim bulunuyordu. Aylar, insanlık tarihinde önemli kabul edilen kişilerin isimleriyle anılıyor, insanlık kadın suretinde sembolleştiriliyordu. Dini akıl dışı sayarak tasfiye etmeye çalışan pozitivizm, sonunda reddettiği dinî biçimleri başka isimler altında yeniden üretti. Ortaya çıkan yapı, vahiyden mahrum, insan eliyle kurulmuş ve bilimi kutsallaştıran yapay bir din oldu.

Deneyle ispatlanamayan hakikatleri reddeden Comte, deneyle ispatlanması mümkün olmayan “Büyük Varlık” fikrine dayalı bir inanç düzeni kurdu. Peygamberliği reddederken kendi fikirlerini insanlığın kurtuluş yolu gibi sundu. Mabedi eleştirirken pozitivist tapınaklar planladı. Dinî hiyerarşiye karşı çıkarken kendi ruhban sınıfını oluşturdu. Gelenekli dinleri insanlığın geride bıraktığı bir safha sayarken, o dinlerin merasimlerini ve teşkilat yapısını taklit etti. Dinleri reddedip ve reddettiği dinlere bakarak yeni bir din inşa etmeye kalkışan Comte, insanın ne yaparsa yapsın kutsaldan bütünüyle kopamayacağını, boşaltılan inanç alanının er ya da geç başka semboller, ideolojiler ve sahte kutsallıklarla doldurulacağını da göstermiş oldu.

Pozitivizmin asıl tehlikesi, laboratuvar ve araştırma sahasında kullanılan bilimsel yöntemi bütün varlığın tek hâkimi hâline getirmesidir. Bilim, maddî hadiselerin sebeplerini ve işleyişini araştırabilir; insanın niçin yaratıldığına, hayatın gayesine, iyilik ile kötülüğün ölçüsüne ve ölümün ötesine dair nihai hüküm veremez. Bu sınırlar unutulduğunda bilim ilim olmaktan çıkar, bilimcilik denilen kapalı bir inanç sistemine dönüşür. Bilimsel sonuçlar sorgulanabilirken bilimcilik, kendi hükümlerini tartışılmaz dogmalar gibi dayatır.

Comte’un fikirleri zamanla Fransa’nın sınırlarını aşarak birçok ülkenin aydınları, eğitimcileri ve siyasetçileri üzerinde tesir kurdu. Türkiye’de de pozitivist düşünce, dini ve geleneği ilerlemenin önünde engel gören çevreler tarafından benimsendi. Eğitimden siyasete, sosyolojiden kültür politikalarına kadar birçok alanda insanı kendi tarihine, inancına ve medeniyet birikimine yabancılaştıran bir anlayış gelişti. Batı’nın düşünce kalıpları evrensel hakikat gibi sunulurken milletin ahlâkı, kültürü, değerleri akıl ve bilim karşıtı ilan edildi. Günümüzde dine bütünüyle yabancılaşan Kemalist çevrelerin bilimi mutlaklaştırması, geleneği küçümsemesi ve milletin değerleriyle çatışması, bu fikrî akrabalığın tezahürü olmasına rağmen bilimde de bir arpa boy ilerleyemediler. Heykel yapmaktan başka bir “gaye” taşımadılar.

Auguste Comte’un mirası, insanı yükselttiğini iddia ederken onu ruhundan ve yaratılış gayesinden koparan bir sistemdir. Dini tasfiye etmek için yola çıkan pozitivizm, sonunda kendi dini, kutsalları, merasimleri ve sahte peygamberi bulunan bir yapıya dönüşmüştür. Allah’ın yerine insanlığı, vahyin yerine deneyciliği, hakikatin yerine maddeyi koyan bu anlayış, insanı özgürleştirmemiş, onu görünen dünyanın dar sınırlarına hapsetmiştir.

Comte’un pozitivizmi, sonraki yüzyılda birçok düşünürün sert tenkidine uğradı. Hayek, Voegelin ve Kołakowski, onun toplumu bilim adamlarının yöneteceği bir makine gibi görmesine, insanlığı kutsallaştırarak sahte bir din kurmasına ve pozitivizmi siyasî bir inanç sistemine dönüştürmesine karşı çıktı. Popper, Horkheimer, Adorno, Habermas, Kuhn, Polanyi ve Feyerabend ise bilimin mutlaklaştırılmasını, insanın ruh, ahlâk ve anlam dünyasının dışlanmasını, gözlemin tarafsız ve tek geçerli bilgi yolu sayılmasını eleştirdi. Böylece Comte’un “İnsanlık Dini”, bilimin sınırlarını aşarak yeni bir putperestliğe dönüşen çelişkili bir teşebbüs olarak görüldü.

Pozitivizm; ampirizm, bilimcilik, natüralizm, materyalizm, sekülarizm, determinizm ve teknokrasiyle aynı fikrî zeminde buluşur. İnsanı ve toplumu ölçülebilir bir nesne gibi ele alması (yani insanı ruhu, inancı ve iradesi bulunan bir varlık olarak değil de davranışları ve maddî şartları üzerinden açıklanabilecek biyolojik ve toplumsal bir unsur gibi görmesi), onu toplum mühendisliği ve Jakoben yöntemlerle de yakınlaştırır. Buna karşılık inanç, gelenek ve insanın aşkın yönünü esas alan düşüncelerle kökten çatışır. Bugün dinden soyutlanmış hayat tarzının, kutsalı dışlayan seküler düzenin ve insanı haz, hedonizm, tüketim ve maddî başarıya indirgeyen anlayışın fikrî kaynaklarından biri de pozitivizmdir. Bilimi kendi sınırlarından çıkararak mutlak ölçüye dönüştüren bu sistem, insanın ruhunu, ahlâkını ve yaratılış gayesini örselemiş, fıtratı tahrip eden modern düzenin başlıca dayanaklarından biri hâline gelmiştir.

Kaynaklar:

İnsan ve İnsan Ötesi, S. Ahmet Arvasi, Bilgeoğuz Yayınları, 2009.

Dünyayı Aldatanlar, Dr. Sefa Saygılı, Türdav Yayınları, 2201.

Pozitif Felsefe Dersleri ve Pozitif Anlayış Üzerine Konuşma, Auguste Comte, Bilgesu Yayıncılık, 2015.

İslamiyet ve Pozitivizm, Auguste Comte, Dergah Yayınları, 2012.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }