Küresel finans düzeni kırılma hattında
Ekonomist Dr. Ramazan Kurtoğlu, dün akşam Habertürk canlı yayınında yaptığı değerlendirmede dünya ekonomisinin klasik kriz başlıklarıyla açıklanamayacak ölçekte büyük bir dönüşüm sürecinden geçtiğini söyledi. Kurtoğlu’na göre bugünkü finansal gerilimin merkezinde faiz, kaldıraç, türev ürünler, kâğıt altın, kripto paralar ve rezerv para sistemi bulunuyor. Dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu mesele, basit bir piyasa dalgalanmasından ziyade küresel para sisteminin kimin kontrolünde devam edeceğine dair büyük bir güç mücadelesi.
Kurtoğlu, konuşmasında 1998 yılına atıf yaparak Amerikan finans sisteminde yaşanan kritik kırılmalara dikkat çekti. Dönemin ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in küresel finans çevrelerini harekete geçirdiğini belirten Kurtoğlu, o dönemde sistemin çöküş tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Ona göre bu süreç, Pentagon’un Wall Street merkezli finans düzenine bakışını değiştirdi. Kurtoğlu, Amerikan devlet aklı içinde finans lobilerinin ülkeyi zayıflattığına dair kanaatin güçlendiğini ifade etti.
Pentagon ile Wall Street arasında güç savaşı
Kurtoğlu’nun konuşmasındaki temel tezlerden biri, Amerika içinde Pentagon ile Wall Street arasında büyük bir ayrışma yaşandığı yönünde oldu. Kurtoğlu, Pentagon ve Amerikan üniversitelerinin, 1998’den bu yana küresel finans düzeninin Amerikan halkını ve reel üretim yapısını zayıflattığı kanaatiyle hareket ettiğini belirtti ve, “Şu anda kavga Pentagon ile Wall Street arasında” diyerek bu çatışmanın sadece Amerikan iç politikasıyla sınırlı olmadığını, küresel para düzeninin geleceğini de doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
Kurtoğlu, finansallaşmanın Amerika’yı reel üretimden kopardığını, özellikle türev ürünler ve kaldıraçlı işlemler üzerinden dünya ekonomisinin sahte bir bolluk görüntüsü içine sokulduğunu dile getirdi. Bu noktada “müesses nizamın iki zayıf tarafı vardır” diyerek kaldıraçlı faiz ve türev ürünleri hatırlattı. Kurtoğlu’na göre bu iki unsur, dünya ekonomisinin en kırılgan alanını oluşturuyor.
Türev piyasalar ve borç yükü büyük risk olarak görülüyor
Canlı yayında dünya ekonomisinin büyüklüğü ile finansal sistemde dolaşan para ve borç miktarı arasındaki uçuruma dikkat çeken Kurtoğlu, 2025 sonunda dünya milli gelirinin 110 trilyon dolar civarında olduğunu, buna karşılık sistemde dolaşan paranın 900 trilyon dolara ulaştığını söyledi. Hane halkı, şirketler ve devletlerin toplam borcunun 390 trilyon dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Kurtoğlu, bunun da üzerinde katrilyon dolarlık türev ürünler ve faiz swapları bulunduğunu ifade etti.
Kâğıt altın uyarısı: Bir altına karşı kırk hesap var
Kurtoğlu’nun en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri altın piyasasına ilişkin oldu. Dünyada fiziki altına karşılık çok daha fazla “paper gold” yani kâğıt altın bulunduğunu belirten Kurtoğlu, “Dünyada bir onsluk altına mukabil kırk ons kâğıt altın var” sözleriyle sistemdeki karşılıksız varlık riskine dikkat çekti. Kurtoğlu’na göre altın hesabı bulunan çok sayıda kişiye karşılık piyasada aynı ölçekte fiziki altın bulunmuyor. Bu durum büyük bir kırılma anında kâğıt altın sahipleri için ciddi risk oluşturabilir.
Kurtoğlu, aynı mantığın türev ürünlerde ve emtia işlemlerinde de geçerli olduğunu belirtti. İnsanların çoğu zaman buğday, petrol, altın ya da başka bir mal üzerinden işlem yaptığını düşündüğünü, fakat gerçekte o varlığı hiçbir zaman görmediğini söyledi. Ona göre modern finans sisteminin problemi burada başlıyor: Gerçek varlıkla kâğıt üzerindeki hak birbirinden kopuyor.
Altın yeniden merkez bankalarının gündeminde
Kurtoğlu, dünya merkez bankalarının altına dönüş sürecine de dikkat çekti. 1950 yılında dünya ülkelerinin merkez bankalarındaki rezervlerin büyük kısmının altından oluştuğunu hatırlatan Kurtoğlu, bugün bu oranın çok daha düşük seviyede olduğunu söyledi. Ancak altının merkez bankası rezervlerindeki payının yeniden yükselmesi hâlinde fiyatların çok daha hızlı hareket edebileceğini belirtti.
Amerika’da altının ons fiyatına ilişkin 8 bin, 10 bin ve daha yüksek seviyeli tahminler yapıldığını aktaran Kurtoğlu, altın, gümüş, platin ve paladyum gibi kıymetli metallerin bundan sonraki dönemde daha stratejik hâle geleceğini dile getirdi. Kurtoğlu’na göre güç sahipleri artık paralarını reel varlıklara, kıymetli metallere ve toprağa yönlendiriyor.
Doların rezerv para konumu sorgulanıyor
Yayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in rezerv paralarla ilgili sözlerine de yer verildi. Putin’in, Rusya’nın uluslararası rezervlerine el konulmasının dolar ve euronun konumu üzerinde geri döndürülemez etki oluşturduğunu söylediği aktarıldı. Bu değerlendirme üzerine konuşan Kurtoğlu, dolar merkezli sistemin güven meselesiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
Kurtoğlu’na göre ülkeler, dolar ve euro cinsinden varlıklarının herhangi bir jeopolitik kriz anında erişilemez hâle gelebileceğini gördü. Bu durum, merkez bankalarının altına ve alternatif rezerv araçlarına yönelmesini hızlandırıyor. Kurtoğlu, özellikle Çin, Japonya ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin dolar satıp altına veya başka para birimlerine yöneldiğini ifade etti.
“Amerika borcunu dünyaya ödetiyor”
Programda Mert Başaran da doların küresel ölçekte değer kaybettiğine dikkat çekerek, altın, gümüş, petrol ve emtia fiyatlarındaki yükselişin aslında doların alım gücündeki düşüşü gösterdiğini söyledi. Başaran’a göre dolar taşıyan kişiler kâğıt üzerinde aynı miktara sahip görünse de reel olarak ciddi bir değer kaybı yaşadı. Kurtoğlu da bu değerlendirmeye paralel biçimde Amerika’nın borcunu dünyaya ödettiğini aktardı.
Kurtoğlu’na göre Amerika, merkez bankalarını ve küresel para sistemini kullanarak son yıllarda yoğun biçimde para bastı. Enflasyona bilerek alan açıldığını söyleyen Kurtoğlu, bunun küresel borç yükünü eritmenin bir yöntemi olarak kullanıldığını belirtti. Ona göre enflasyon görünmeyen bir vergi gibi işliyor ve dolar üzerinden tasarruf eden herkes bu sürecin yükünü taşıyor.
Kripto paralar da küresel para kavgasının parçası
Kurtoğlu, kripto paralar konusunda da sert değerlendirmelerde bulundu. Bitcoin’in ortaya çıkışına dair yaygın anlatıyı ikna edici bulmadığını belirten Kurtoğlu, bu yapının arkasında istihbarat, iktisat ve askeri strateji gerektiren bir akıl bulunduğunu söyledi. Ona göre kripto para düzeni de Amerikan borçlarını dünyaya yayma mekanizmalarından biri olarak okunmalı.
Programda kripto, altın, dolar, silah ve petrol arasında kurulan ilişki de gündeme geldi. Bu çerçevede Amerika’nın farklı dönemlerde doları, kriptoyu, altını, petrolü ve silah piyasasını kullanarak küresel dengeleri yönlendirdiği ifade edildi. Kurtoğlu’nun konuşması, bu unsurların birbirinden bağımsız başlıklar olmadığını; para düzeni, savaş ekonomisi ve jeopolitik mücadele içinde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu.
Çin, İngiltere ve City of London vurgusu
Ramazan Kurtoğlu’nun konuşmasında en dikkat çekici başlıklardan biri, Çin ile İngiltere arasında kurduğu tarihî ve finansal ilişki oldu. Kurtoğlu’na göre bugün küresel para sistemi etrafında yaşanan mücadeleyi anlayabilmek için Amerika, Çin ve İngiltere hattındaki uzun vadeli güç ilişkilerine bakmak gerekiyor. Bu çerçevede Kurtoğlu, 1970’lerde ABD’nin Çin açılımını sadece Washington-Pekin hattında gelişen diplomatik bir tercih olarak okumadı. Bu açılımın arkasında City of London merkezli finans çevrelerinin stratejik bir rol oynadığını ileri sürdü.
Kurtoğlu, Pentagon’un 1998 sonrasında bu tabloyu daha net gördüğünü belirterek, “Pentagon şunu gördü: 1970’lerde özellikle Kissinger’ın, Nixon ekibinin Çin açılımının arkasında dolanarak, İngiliz yani City of London bankerlerinin çok ciddi bir oyun kurduğunu gördüler. Çin-İngiltere. Tıpkı bugün olduğu gibi. Bugün Çin-İngiltere birliktedir, Amerika bir tarafta. İşte özetin özeti.” ifadelerini kullandı. Bu değerlendirmeye göre Çin’in yükselişi sadece Çin’in iç dinamikleriyle veya Amerikan sanayi sermayesinin ucuz iş gücü arayışıyla açıklanmıyor. Kurtoğlu, bu sürecin arkasında City of London üzerinden işleyen daha eski bir finans aklının bulunduğunu belirtiyor.
Kurtoğlu, İngiltere ile Çin arasındaki ilişkiyi 20. yüzyılla sınırlamadı. Bu hattın köklerini 19. yüzyıla, Doğu Hindistan Kumpanyası ve Hong Kong meselesine kadar götürdü. İngiltere’nin Çin’le tarihî ilişkisini “City of London bankerleri” üzerinden tarif eden Kurtoğlu, 1839 Afyon Savaşı sürecine atıf yaparak “Şimdi İngiltere ile, yani City of London bankerleri ile yani Musevi ve Kelt bankerler ile Çin; 1839 Doğu Kumpanyası yani eroin şirketi hikayesinden beri birlikte çalışırlar. Hong Kong boşuna mı diyet olarak verildi İngiltere’ye?” dedi. Ona göre Hong Kong’un İngiltere’ye bırakılması da bu uzun finansal ve jeopolitik ilişkinin sembolik kırılma noktalarından biridir.
Bu yorumda Hong Kong, sadece eski bir sömürge limanı olarak ele alınmıyor; Çin, İngiltere ve küresel finans çevreleri arasındaki tarihî temasın merkezlerinden biri olarak konumlandırılıyor. Kurtoğlu’nun yaklaşımına göre City of London, klasik anlamda İngiliz devletinin dış politikasından daha geniş bir finans ağına işaret ediyor. Bu ağ, kimi zaman devletlerin üstünde hareket eden, kimi zaman devletlerin stratejik kararlarını etkileyen, kimi zaman da küresel para sisteminin yönünü tayin eden bir merkez olarak anlatılıyor.
Kurtoğlu, bugünkü küresel kavganın da bu tarihî süreklilik içinde okunması gerektiğini belirtti. Ona göre mesele sadece doların zayıflaması, altının yükselmesi veya merkez bankalarının rezerv tercihleri değildir. Asıl mesele, yeni küresel para düzeninin kim tarafından kurulacağıdır. Bu noktada City of London’ın Çin’le birlikte hareket etmeye çalıştığını söyleyen Kurtoğlu, “Şu andaki kavganın en tepesi. Küresel para sistemi ne olacak, patronu kim olacak? City of London diyor ki; ‘Biz Çin’le tekno -eskiden demokratlarla, şimdi tekno- otokratlarla- gözetleyen adamlarla gideceğiz’ diyorlar.” sözleriyle bu hattı tarif etti.
Bu ifadelerde Kurtoğlu’nun dikkat çektiği temel nokta, Batı içindeki güç merkezlerinin yekpare olmadığıdır. Kurtoğlu’na göre Amerika bir tarafta, City of London merkezli İngiliz finans aklı ve Çin başka bir tarafta konumlanmaktadır. Bu ayrışma, klasik “Batı-Çin rekabeti” anlatısının ötesinde, daha karmaşık bir para ve iktidar mücadelesine işaret etmektedir. Kurtoğlu’nun okumasında Çin, sadece Amerika’nın rakibi olan üretim gücü değil; aynı zamanda City of London’ın yeni küresel düzen tasavvurunda birlikte yürümek istediği bir aktördür.
Kurtoğlu, bu gerilimin küçük çatışmalarla sınırlı kalmayacağı kanaatinde. Konuşmasında “ufak ufak savaşlar” ifadesini kullandıktan sonra daha büyük bir kırılmaya dikkat çekerek, “Ama bir şey söyleyeyim; 5 yıl içinde küresel baba bir savaş gelir.” değerlendirmesinde bulundu. Bu sözleriyle Kurtoğlu, küresel para sisteminin patronluğu üzerindeki kavganın jeopolitik ve askerî sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
Reel üretim ile dijital finans arasındaki kavga büyüyor
Kurtoğlu, Amerika içindeki çatışmayı “pas kuşağı zenginleri” ile “dijital dünya zenginleri” arasındaki gerilim üzerinden de anlattı. Pas kuşağı ile kastettiği kesimin, reel üretime dayalı sanayi zenginleri olduğunu belirten Kurtoğlu, dijital dünya zenginlerinin ise finans, teknoloji ve sanal varlıklar üzerinden güç kazandığını ifade etti.
Kurtoğlu, Trump ve Pentagon çevresinin, Amerika’yı yeniden reel üretime döndürmek istediğini, finans oyunlarının Amerika’yı zayıflattığını düşünen bu çevrelerin, 1929 sonrasındaki gibi üretim merkezli bir dönüş hedeflediklerini, bu kavganın önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğini söyledi.
Rezerv para savaşı üçüncü harp boyutuna ilerliyor
Kurtoğlu, konuşmasının ilerleyen bölümünde küresel riskin “üçüncü harp” boyutuna doğru gittiğini söyledi. Bu savaşın temel unsuru, küresel rezerv para sistemini kimin kontrol edeceği meselesidir. Doların dünya düzenindeki merkezi konumu Amerika için vazgeçilmezdir. Bu yüzden Amerika’nın dolar hâkimiyetinden kolayca vazgeçmeyeceği, gerekirse bunun için sert güç unsurlarını devreye sokacağı ifade edildi.
Programda Murat Ferman da hiçbir hegemon gücün sonsuza kadar kalmadığını, ancak hegemon yapıların kendi kurdukları düzeni değiştirmek gerektiğinde yine kendilerinin değiştirmek istediğini söyledi. Bu değerlendirme, Kurtoğlu’nun küresel para sistemi üzerinden yaptığı güç mücadelesi okumasıyla örtüştü. Ferman’a göre ABD’nin doları gönül rahatlığıyla bırakması beklenemez çünkü Amerikan gücünün temelinde dolar, askeri kapasite ve küresel ödeme altyapısı bulunuyor.
Türkiye’nin altın rezervleri ve Anadolu vurgusu
Kurtoğlu’nun konuşmasında Türkiye’ye ilişkin en dikkat çekici başlık altın rezervleri oldu. Dünyanın bilinen altın rezervinin 210 bin ton civarında olduğunu, yer altında da 66 bin ton altın bulunduğunu söyleyen Kurtoğlu, bu rezervlerin önemli bir kısmının Anadolu’da yer aldığını belirtti. Özellikle Ege bölgesine dikkat çeken Kurtoğlu, Türkiye’nin bu sebeple hedefte olduğunu ifade etti.
Kurtoğlu, merkez bankalarının altın ve kıymetli metallerle ilgili hamlelerinin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Kurtoğlu, Çin’in resmî olarak açıkladığı altın rezervlerinin gerçek miktarı yansıtmayacağını, benzer şekilde Amerika’nın elinde bulunduğu söylenen altın miktarına dair de şüpheleri bulunduğunu belirtti. Bu tablo, altının önümüzdeki dönemde para sisteminin merkezî unsurlarından biri hâline gelebileceği yönündeki görüşünü güçlendiriyor.
Kurtoğlu’ndan yatırımcılara dikkat çağrısı
Borsa, kâğıt altın, kağıt gümüş ve kripto para yatırımcılarını uyaran Kurtoğlu, beklenmedik anlarda büyük kırılmalar yaşanabileceğini söyledi. Küresel sistemdeki kırılganlıkların parça parça değil, bir bütün olarak okunması gerektiğini vurguladı. Kurtoğlu’na göre altın, dolar, kripto, petrol, savaş ekonomisi ve merkez bankalarının hamleleri aynı büyük tablonun parçalarıdır.
Küresel sistem yeni bir eşikte
Habertürk canlı yayınındaki konuşma, dünya ekonomisinin görünenden daha derin bir dönüşüm sürecinde olduğu değerlendirmesiyle öne çıktı. Kurtoğlu’na göre mesele sadece faiz kararları, emtia fiyatları ya da borsa hareketleriyle sınırlı değil. Asıl mesele, 1944 sonrası kurulan dolar merkezli dünya düzeninin artık sürdürülebilir olup olmadığıdır.
Kurtoğlu, mevcut finans sisteminin türev ürünler, karşılıksız kâğıt varlıklar ve borç mekanizmaları üzerinden büyük bir risk biriktirdiğini savundu. Altına, toprağa ve reel varlıklara yönelişi de bu riskin sonucu olarak değerlendirdi. Kurtoğlu önümüzdeki dönemde para sistemi, askeri güç, enerji arzı ve kıymetli metaller arasındaki ilişkinin daha belirleyici hâle geleceğini söyledi.
Nitekim dünya, küresel rezerv para düzeninin yeniden tartışıldığı bir sürece girdi. Bu süreçte doların konumu, altının yükselişi, kripto paraların rolü, merkez bankalarının hamleleri ve büyük güçlerin jeopolitik hesapları aynı cephede birleşiyor. Kurtoğlu’na göre bugünkü kavganın merkezinde tek soru var: Yeni küresel para düzeninin patronu kim olacak?