Ruh köklerinden koparılan Türkiye

İki asırlık Batılılaşma macerası, Cumhuriyet inkılaplarıyla toplumumuzu ruh köklerinden kopardı, temel değerlerin içini boşalttı ve Türkiye’yi ölçüsüz bir başıbozukluğa sürükledi. Bu çözülüşten çıkış, aidiyetlerimize dönerek Büyük Doğu idealini dayanak ve nispet noktası kabul etmekten geçiyor.

Abone Ol

Sekülerlik, dünya hayatını merkeze alarak dini ve uhrevî ölçüleri insanın ferdî ve toplumsal hayatından uzaklaştıran bir anlayıştır. Vahyin hükmü yerine dünyevî aklı, ilâhî nizam yerine insanın değişken arzularını koyar. Ateizmden materyalizme, liberalizmden pozitivizme kadar birçok Batılı akım, insanı yaratılış gayesinden koparan bu zeminde buluşur.

Türkiye’de sekülerleşmenin temelleri yaklaşık iki asırlık Batılılaşma macerasıyla atıldı. Kendi tarihini, kültürünü ve medeniyet ölçülerini yenilemek yerine Batı’yı taklit eden idareci zümre, toplumu ruh kökünden uzaklaştırdı. Başka milletlerin yaşayışını ilerleme sayan bu anlayış, insanımızı kendi mazisine, inancına ve kimliğine yabancılaştırdı.

Cumhuriyet devrinde laiklik ve inkılaplar, sekülerleşmenin devlet eliyle yürütülen vasıtalarına dönüştü. Eğitimden hukuka, dilden kültüre kadar hayatın bütün sahaları yeniden düzenlendi. İslâmî kurumların tasfiyesi, dinin kamusal hayattan çekilmesi ve Batıcı yaşayışın resmî ölçü hâline getirilmesi, Türkiye’yi zamanla içinden çıkılması güç bir başıbozukluğa sürükledi.

Bu süreçte hürriyet, ahlak, aile, adalet, ilim ve sanat gibi temel mefhumların içi boşaltıldı. Hürriyet başıboşlukla, ilerleme Batı’ya benzemekle, ilim maneviyatı dışlamakla, sanat ise sınır tanımamakla özdeşleştirildi. Hakikat ölçüsünü kaybeden toplumda herkes kendi doğrusunu üretmeye başladı. Böylece müşterek değerlerin yerini izafilik, şahsî menfaat ve doymak bilmeyen ihtiraslar aldı.

Seküler hayat tarzı insanı ferdiyetçiliğe, yalnızlığa ve sürekli tüketime mahkûm etti. Aile bağları zayıfladı, kuşaklar birbirinden koptu, hoca-talebe ve usta-çırak ilişkileri kayboldu. Dijital platformlar ve müstehcen yayınlar bu çözülmeyi hızlandırırken gençler zamanını, dikkatini ve istikametini yitirdi. Ortaya aynı topraklarda yaşayan fakat ortak bir ahlak, ideal ve hayat ölçüsü etrafında birleşemeyen dağınık bir insan kalabalığı çıktı.

İslâm, ferdin vicdanına hapsedilecek bir inanç biçimi olmayıp hayatın bütününü kuşatan bir nizamdır. Türkiye’nin seküler başıbozukluktan çıkışı, dünya ile ahiret dengesini yeniden kurmasına ve ilâhî ölçüleri eğitimden kültüre, aileden devlete kadar hayatın her sahasına taşımasına bağlıdır. Kendi aidiyetlerimize yeniden kavuşmak için kuru bir geçmiş özlemi yetmez. Bizi köklerimizle buluşturacak ve geleceğimize istikamet verecek bir mefkûreye, sağlam bir dayanak ve nispet noktasına ihtiyaç vardır.

Bu dayanak ve nispet noktası, her yönüyle nizam fikrini ortaya koyan, ferdî ve içtimaî meseleleri tek tek ele alarak bütüncül bir dünya görüşünde birleştiren Büyük Doğu idealidir. Büyük Doğu, Batı’nın ölçülerine mahkûm edilen insanımıza kendi ruh kökünü hatırlatacak, içi boşaltılan değerleri yeniden aslî mânâlarına kavuşturacak ve cemiyete ortak bir istikamet kazandıracak fikir mihrakıdır. Bu ideal etrafında yeni bir insan, yeni bir cemiyet ve İslâmî bir düzen inşa edilmedikçe yabancılaşma, yozlaşma ve kimlik kaybı derinleşmeye devam edecektir.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }