Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yı ziyaret eden Brunei Dışişleri Bakanı Dato Erywan Yusof ile başkent Moskova'da bir araya geldi. İki bakan, görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi.
Orta Doğu'daki olaylar nedeniyle küresel nükleer güvenliğe yönelik tehditlerin giderek arttığını belirten Lavrov, "Bu gidişle İran'da, ABD'nin taleplerine tam zıt olarak nükleer bombaya sahip olmaktan yana olacak güçler ortaya çıkacak. İran'a karşı başlatılan savaş, nükleer silah üretimine yönelik eylemleri canlandırabilir. Bu, sadece İran için geçerli değil. Böyle bir hareket, İran'ın komşu Arap ülkelerinde de başlayabilir." diye konuştu.
Nükleer silah: "seçilmişlerin" doğal hakkı mı?
Lavrov’un Moskova’daki ifadeleri, ilk bakışta ABD’nin İran politikasını eleştiren "anti-emperyalist" bir söylem gibi görünse de, satır araları incelendiğinde yerleşik nükleer düzenin bekçiliğini yaptığı görülmektedir.
Lavrov, ABD ve Rusya’nın elindeki binlerce nükleer başlığı küresel istikrarın bir parçası, adeta "doğal bir hak" olarak kabul ederken, nükleer silahlanma riskini sadece Orta Doğu ve Müslüman coğrafyası üzerinden tanımlamaktadır. Kendi cephaneliğini tartışmaya açmayan bir zihniyetin, İran veya komşu Arap ülkelerinin nükleer kapasiteye ulaşma ihtimalini bir "tehdit" olarak sunması, nükleer statükonun korunması arzusudur.
Terörist İsrail'in nükleer varlığını görmezden gelen çifte standart
Lavrov’un bölgedeki nükleer dengesizlikten bahsederken İsrail’in malum ancak deklare edilmemiş nükleer gücüne tek bir kelime dahi değinmemesidir. Batı dünyasıyla her ne kadar Ukrayna veya başka sahalarda çatışsa da, Rusya'nın da İsrail’in nükleer varlığını "görmezden gelme" konusunda Batı ile zımni bir mutabakat içinde olduğu görülmektedir.
Küfür tek millettir
Lavrov’un "İran’ın ardından komşu Arap ülkeleri de bu yola girebilir" uyarısı, aslında İslam dünyasının teknolojik ve askeri anlamda üst seviyeye ulaşmasından duyulan korkunun dışa vurumudur.
Batı ve Rusya kendi aralarında ne kadar büyük savaşlar verseler de, konu Müslüman coğrafyasının gelişerek nükleer bir güç haline gelmesi olduğunda, "küfür tek millettir" hakikatine uygun bir refleks sergilemektedirler.
Lavrov’un söylemi, ABD’ye vurur gibi yaparken aslında Müslüman devletlerin nükleer caydırıcılığa sahip olmasının "kendileri için bir felaket" olduğu algısını pekiştirmektedir.
Müslümanların güçlenmesine karşı büyük korku
Bu noktada Rusya, Müslüman dünyasının nükleer bir güç haline gelmesini kendisi için ABD’den bile daha büyük, bir varoluşsal tehdit olarak kodlamıştır. Batı dünyasıyla her ne kadar kanlı ihtilaflar yaşasalar da, İslam dünyasının nükleer bir otorite sahibi olması söz konusu olduğunda Rusya, ABD’den daha ileri bir refleksle bu sürece set çekme misyonunu üstlenmektedir. Bu yaklaşım, Rusya'nın maskelenmiş "anti-emperyalist" söyleminin altında yatan asıl ajandanın, Müslümanların küresel ölçekte bir güç odağı olmasını engellemek ve bu coğrafyayı nükleer esaret altında tutmak olduğunu açıkça ilan etmektedir.
Baran Dergisi