Çin lideri Şi’nin Moskova ziyareti kapsamında şekillenen ve Kremlin Sarayı tarafından kamuoyuna duyurulan metinde; Rusya ve Çin’in çok kutuplu dünyanın temel güç merkezleri sıfatıyla, küresel güç dengesinin muhafazasında ve uluslararası ilişkiler ağının adil bir zemine oturtulmasında üstlendikleri yapıcı role dikkat çekildi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan mevcut dünya nizamındaki çatırdamalara ve güç dengelerindeki hızlı değişime temas edilen bildiride, küresel çaptaki buhranın giderek ağırlaştığı gerçeği vurgulandı.
Çok kutuplu ve adil bir dünya nizamı talebinin altı bilhassa çizilen metinde şu esaslar sıralandı:
"Her iki devlet, küresel çapta karşılıklı fayda üreten bir işbirliği zemini için; bölünmez ve eşit güvenlik haklarına, uluslararası ilişkilerin demokratik bir yapıya kavuşturulmasına, küresel yönetişim aygıtlarının ıslah edilmesine, medeniyet ve değerler çeşitliliğine riayet edilmesini taahhüt eder. Uluslararası toplumu da bu asli ilkelere bağlı kalmaya davet ediyoruz. Taraflar, çok kutuplu dünya ve daha adil yeni bir uluslararası nizamın tesisi için ortak vizyonunu derinleştirmeyi kesintisiz sürdürecektir."
Ülkelerin egemenlik haklarına ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması lüzumu ifade edilirken, şeffaf bir küresel ekonomi ile demokratikleşmiş uluslararası siyasetin bütün insanlığın menfaatine olduğu belirtildi.
Bildiride, tek taraflı dayatmalar, hegemonyacı hevesler ve her türlü baskıcı politika kesin bir dille reddedildi.
Bölünmez ve eşit güvenlik prensibine atıf yapılarak, "Devletlerin güvenliği, diğer devletlerle tam bir eşgüdüm ve karşılıklı saygı çerçevesinde temin edilmelidir. Bütün egemen devletler tam bir güvenlik içinde yaşama hakkını elinde bulundurur. Anlaşmazlıkların temel sebepleri kurutularak barışçıl çözüm yolları işletilmelidir. Egemen devletlerin tarafsızlık haklarına mutlak surette saygı gösterilmesi şarttır." tespiti yapıldı.
Uluslararası ilişkilerin demokratikleştirilmesi ve küresel yönetişim sisteminin ıslah edilmesi lüzumu vurgulanırken, devletlerin kendi uluslararası etkileşim modellerini ve ortaklarını seçme hürriyetine bütünüyle sahip olduğu hatırlatıldı.
Bildiride şu ifadelere yer verildi:
"Küresel tahakküm gayrimeşrudur ve bütünüyle tarihe karışmalıdır. Uluslararası ilişkiler, bütün ülkelerin hür iradesiyle şekillenmeli; ülkelerin mukadderatı ve kalkınma hamleleri tam bağımsızlık zemininde yürütülmelidir. Küresel yönetişim ve düzenleme sistemi, bütün devletlerin siyasi karar alma süreçlerine eşit iştirakini temin edecek şekilde güncellenmelidir."
Birleşmiş Milletler'in (BM) asli gücünün ve etkinliğinin muhafaza edilmesi ve yapısının ıslah edilmesi gerektiği hatırlatılırken, uluslararası kurumların istisnasız bütün ülkelerin menfaatine hizmet etmesi lüzumu şart koşuldu.
Bildiride, "BM Şartı, uluslararası diplomasinin asli kaidesidir ve bu ilkelere riayet edilmesi elzemdir. Genel kabul görmüş evrensel uluslararası hukuk kuralları, dar bir zümrenin dikte ettiği kurallara karşı daima üstün tutulmalıdır. Büyük güçler, taşıdıkları mesuliyetin idrakinde olmalı ve konumlarını adalet terazisinde şeffaf bir şekilde kullanmakla mükelleftir." ifadeleri yer buldu.
Bütün medeniyetlerin kendi içinde eşsiz ve kıymet itibarıyla eşit seviyede bulunduğu kaydedilen bildiride; ülkelerin bu gerçeğe uygun hareket etmesi, halklar arası diyaloğun tesis edilmesi ve kültürel çeşitliliğin özenle korunması gerektiği belirtildi.
Metin, şu mühim tespitlerle nihayete erdi:
"İnsan hakları mefhumunun, devletlerin iç işlerine müdahale aracı olarak kullanılması ve bu kavramın siyasallaştırılması eylemleri şiddetle reddedilmektedir. Din kurumu, insan kültürünü yansıtan asli bir mecra olarak halklar arasında bağ kurmada hayati bir misyon üstlenmektedir. Bütün devletler, dinler arası diyalog ve müspet etkileşim için gerekli vasatı acilen tesis etmelidir."