Tek Parti rejiminin İslâm düşmanı ve kafatasçısı: Afet İnan

Afet İnan, tek parti rejiminin kafatası ölçülerine dayanan millet tasavvurunun başlıca yürütücülerinden biri oldu. Mimar Sinan’ın kabrini açan heyette yer aldı, 64 bin kişi üzerinde yürütülen ırk anketini akademik çalışmaya dönüştürdü ve İslâm’ı millî hissi uyuşturan bir unsur gibi anlatan Medeni Bilgiler’i sınıflara taşıdı.

Abone Ol

Tek parti idaresi, Türk milletini İslâm medeniyetinden ve bağından koparan yeni bir tarih ve kimlik anlayışı kurmaya çalıştı. Ölçü cetveli, kumpas, yüz açısı ve kafatası endeksi bu sığ anlayışın ilmî delilleri olarak kullanıldı. Türk milletinin tarihî kıymeti “beyaz”, “Ari” ve “brakisefal” ırk tasniflerine bağlandı.

Afet İnan bu ırkçı tarih siyasetinin merkezinde yer aldı. Türk Tarih Tezi’ni kongre kürsülerinde savundu, devlet destekli antropometri çalışmasını doktora tezine çevirdi, Türk Tarihi Araştırma Cemiyeti yöneticisi sıfatıyla mezar kazısına katıldı ve Kemalist rejimin yurttaşlık kitabını düzenleyerek talebelere okuttu. Kongre zabıtları, ders kitapları, mezar kazıları ve yabancı akademik çalışmalar onun rolünü açık biçimde belgeliyor.

Batı’nın ırk cetveli devlet doktrinine dönüştü

Afet İnan, 1928’de okuduğu Fransızca coğrafya kitabında Türklerin “sarı ırka” mensup ve Avrupalı zihniyetine göre güya ikinci sınıf bir insan tipi sayıldığını gördü. Kitabı Mustafa Kemal’e götürdü. Tek parti yönetimi bu aşağılamayı resmî tarih siyasetinin başlangıç noktalarından biri hâline getirdi ve Türkleri “beyaz ırk” hanesine yerleştirecek geniş bir antropoloji programı kurdu.

Afet İnan, Cenevre’de antropolog Eugène Pittard’ın öğrencisi olarak çalıştı. Araştırmalarını Türklerin beyaz ırkın Avrupalı koluna mensup bulunduğu tezi üzerine kurdu. Nazan Maksudyan’ın History of the Human Sciences dergisinde yayımlanan çalışması, devletin paleoantropoloji, antropometri ve kraniyometriyi Türkleri Avrupalı bir ırk ve Anadolu’nun ezelî yerlileri olarak göstermek gayesiyle seferber ettiğini kaydediyor. Kemalist antropologlar, Avrupa sömürgeciliğinin ürettiği ırk şemalarını milliyetçi devlet programına aktardı.

Bu siyaset, Batı merkezli ırk hiyerarşisine zihnî teslimiyetin mahsulüydü. Avrupa’nın insanları kafatasına ve ten rengine göre derecelendiren tasnifi kabul edildi. Türk milletine bu tasnif içinde “üstün” bir mevki kazandırmak devletin ilmî ve siyasî hedeflerinden biri hâline geldi. İslâm medeniyetinin zengin mirasını çöpe atan rejim, gerçek iftihar vesilelerini tasfiye edip ırkçı safsatalara sarılarak kendisini rezil ediyordu.

Kongreden mezarlara uzanan kafatasçılık

2-11 Temmuz 1932’de Ankara’da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi, ırkçı tarih tezinin resmî kürsüsü oldu. Afet İnan, “Tarihten Evvel ve Tarihin Fecrinde” başlıklı tebliğinde Orta Asya’nın ilk ve tek yerli ırkını Türk olarak tanımladı. Bu topluluğu beyaz ve brakisefal diye tarif etti. Türklerin “on binlerce yıllık, Ari, medenî, yüksek bir ırk”tan geldiğini savundu. Kongre salonu bu sözleri alkışlarla karşıladı.

Kongrede sunulan resmî tarih anlatısı Hitit, Sümer, Elam, Mısır, Akdeniz ve Roma medeniyetlerinin temeline Türkleri yerleştirdi. İnsanlık tarihinin büyük medeniyetleri ırkçı bir soy cetveline bağlandı. Arkeolojik bulgular, heykeller, kafatasları ve beden ölçüleri bu hükümlere delil olarak sunuldu.

Antropolog Şevket Aziz Kansu aynı kongrede masaya dört kafatası koydu. Kafataslarının bir kısmını Maarif ve Dahiliye vekâletlerinin yardımıyla Anadolu’daki metruk mezarlıklardan temin ettiğini açıkladı. Laboratuvarında “iki bine yakın” tasnif edilmiş kafa bulunduğunu söyledi. Ankara’nın Bağlum köyünden getirilen Abdullah, eşi ve çocukları da salonda “Alp adamı, Türk adamı” örneği olarak teşhir edildi. Kemalist rejim, insan bedenini resmî tarih tezinin sergi malzemesine çevirdi.

Kafatasçı faaliyet 1 Ağustos 1935’te Mimar Sinan’ın kabrine ulaştı. Türk Tarihi Araştırma Cemiyeti Başkanı Hasan Cemil Çambel, cemiyet üyesi Şevket Aziz Kansu ve cemiyetin asbaşkanı Afet İnan, Süleymaniye’deki mezarı kazdırdı. Heyet, Osmanlı medeniyetinin büyük mimarının “antropolojik bakımdan da Türk” olduğunu ispatlamayı hedefliyordu.

Kansu, mezar başındaki ölçümün 89-90 endeksle “hiperbrakisefal” özellik gösterdiğini açıkladı. Mimar Sinan’ın ırk kimliği, kafasının en ve boy oranı üzerinden tasdik edildi. Kafatasının kurulması planlanan antropoloji müzesine konacağı duyuruldu. Kafatası mezardan uzaklaştırıldı. Müze projesi gerçekleşmedi ve kafatasının akıbeti karanlıkta kaldı. Belleten’de yayımlanan araştırma, ertesi yıl kafatası ölçülerine göre bir Sinan portresi hazırlandığını da kaydediyor.

Karacaahmet ve Yediler mezarlıklarında yürütülen çalışmalar, devletin mezarlara uzanan sistemli ırk arayışını gösteriyor. Antropoloji Tetkikat Merkezi, ilk yıllarında Karacaahmet’ten toplanan kemikler üzerinde çalıştı. Haziran 1935’te Ankara’daki Selçuklu Yediler Mezarlığı’ndan on iskelet çıkarıldı. Belleten’in aktardığı sayımda, 1939’a kadar enstitüde Anadolu’dan 372 ve İstanbul’dan 1.040 kafatası birikti. Selçuklu-Osmanlı koleksiyonu toplam 1.412 kafatasına ulaştı.

64 bin insanın bedeni ölçüldü

1937 antropometri anketi 64 bin kadın ve erkeğin vücut ölçülerini kayda geçirdi. On ekip, 19 Haziran ile 31 Aralık 1937 arasında ülke çapında çalıştı. Sivil ve asker doktorlar, sağlık görevlileri ve beden eğitimi öğretmenleri araştırmada vazife aldı. Ölçümler Afet İnan’ın 1939’da Cenevre’de savunduğu doktora tezinin temelini oluşturdu.

Araştırma baş uzunluğunu, baş genişliğini, yüzü, burnu, boyu ve beden oranlarını kayıt altına aldı. Veriler, Türk halkını “brakisefal”, “Alpin” ve Avrupalı beyaz ırka mensup gösteren teze bağlandı. Devlet, önceden tayin ettiği tarih hükmüne insan bedeni üzerinden delil üretti. Antropometri böylece ilmî araştırma görüntüsü altında işleyen bir kimlik mühendisliğine dönüştü.

Bugünün biyolojik antropolojisi, insanlığın biyolojik olarak ayrı ve saf ırk kümelerine ayrıldığı fikrini reddediyor. Amerikan Biyolojik Antropologlar Birliği, hiçbir insan topluluğunun biyolojik bakımdan homojen yahut “saf” olmadığını bildiriyor. İnsan bedenindeki farklılıklar, kafatası endeksinden hareketle kurulmuş üstün ve aşağı ırk sınıflarına ilmî temel sağlamıyor. Afet İnan’ın akademik çalışmalarına temel yaptığı kafatası ölçümleri ve ırk tasnifleri, bilim görünümü verilmiş ırkçı kabullere dayanıyordu.

İslâm medeniyetinden arındırılan Türk kimliği

Kafatasçılık ile din düşmanlığı aynı kimlik siyasetinin parçalarıydı. Türk milletinin kuruluş hikâyesi İslâm öncesi çağlara ve hayalî ırk göçlerine bağlandı. İslâm medeniyeti bu yeni tarih kurgusunda kurucu mevkiini kaybetti. Ümmet şuuru milliyetçi devlet projesinin karşısına yerleştirildi.

Arkeolog Çiğdem Atakuman, Journal of Social Archaeology’de yayımlanan çalışmasında antropoloji ve arkeolojinin Türkleri İslâmî geçmişlerinden koparmak amacıyla kullanıldığını belirtiyor. Atakuman, tarih öncesi Türklük tezinin Türk milliyetçiliğini İslâmî muhtevasından arındırmayı ve Türkleri Batı’nın “medenî milletleri” arasına yerleştirmeyi hedeflediğini kaydediyor.

Mustafa Kemal için “asrımızın peygamberi, hatta Allah’ı” diyen Afet İnan’ın adıyla basılan Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, bu anlayışı doğrudan eğitim sistemine taşıdı. Maarif Vekâleti kitabı 1931’de 40 bin adet bastı. Eser, 1930-1939 arasında ortaokullardaki yurttaşlık öğretiminin temel kitabı olarak okutuldu. Mustafa Kemal metni el yazısıyla hazırladı; Afet İnan notları düzenledi, kitabı kendi adıyla yayımladı ve derslerinde okuttu.

Kitapta İslâm için “Arapların dini” ve “Muhammed’in kurduğu din” ifadeleri kullanılıyor. Ümmet fikri, “bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyaseti” olarak gösteriliyor. İslâm’ın Türk milletinin “millî rabıtalarını gevşettiği, millî hislerini, millî heyecanını uyuşturduğu” ileri sürülüyor.

Yine kitapta Türk milletinin Kur’an ezberlemekten “beyni sulanmış hafızlara” döndüğü ileri sürülüyor, hilâfet alâmeti sayılan hırka “yalan bir palaspare” diye aşağılanıyor, dinin Türk milletini “gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttuğu” yazılıyor.

İslâm’ın Türk milletine topraklarını, menfaatlerini ve benliğini unutturduğu; onu “derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttuğu” ve “millî duyguyu boğduğu” yazıyor. Ahiret inancı, sefalet ve felaket karşısında milleti uyuşturan bir vasıta olarak gösteriliyor. Din hissinin Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktığı ve “Türk düşmanları olan Arap çöllerine” gittiği ileri sürülüyor. Ardından millî his dinî histen ayrılarak yeni kimlik siyasetinin istikameti tamamlanıyor.

Afet İnan, bu satırları düzenledi, kendi adıyla yayımladı ve gençlere ders olarak okuttu.

Kaynaklar

  1. Türk Tarih Kurumu/Belleten, “Türk Tarih Kurumu’nun 50. Kuruluş Yıldönümü”
  2. Emine Erden Kaya, “Erken Cumhuriyet Dönemi Ulus İnşa Sürecinde Irk ve Irkçılık (1923-1938)”
  3. Nazan Maksudyan, “Racial anthropology in Turkey and transnational entanglements in the making of scientific knowledge”, History of the Human Sciences (2023)
  4. Selçuk Mülayim, “Mimar Sinan’ın Mezarında Teşhis-i Meyyit”, Belleten 82/294 (2018)
  5. Çiğdem Atakuman, “Cradle or Crucible: Anatolia and Archaeology in the Early Years of the Turkish Republic”, Journal of Social Archaeology 8/2 (2008)
  6. A. Âfet İnan, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, tam metin nüshası
  7. Fatma Gürses, “Kemalizm’in Model Ders Kitabı: Vatandaş İçin Medeni Bilgiler”, Gazi Akademik Bakış 4/7 (2010)
  8. American Association of Biological Anthropologists, “AABA Statement on Race & Racism” (2019)
  9. Haber7, “Atatürk’ü kim ilahlaştırdı?”; Tempo dergisindeki Sermet Sami Uysal röportajından aktarım (23 Eylül 2004)
  10. Hasan Karakaya, “Afet İnan... Hem kafatasçı, hem din düşmanı!”, Yeni Akit (26 Ocak 2013)
  11. Şevket Aziz Kansu, “Eugène Pittard 1867-1962”, Belleten 27/105 (1963)
  12. Atatürk Araştırma Merkezi, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları yayın kaydı
{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }