Bir pazarcının, sattığı portakalları tezgâhının arkasındaki suya batırarak daha sulu ve taze göstermeye çalıştığı anlar sosyal medyada gündem olmuş, kısa sürede yayılan görüntüler kamuoyunda haklı bir tepkiye yol açmıştı. İlk bakışta basit bir esnaf hilesi gibi görünen bu görüntüler, aslında Türkiye’de uzun süredir derinleşen bir ahlâk krizinin küçük fakat çarpıcı bir yansıması olarak dikkat çekiyor.
Depremde yıkım yaşanır yaşanmaz fırsatçılığa soyunup fiyatları katlayanlardan, maaşlara zam gelir gelmez gıda etiketlerini geceden değiştirenlere; iyiliği suiistimal ederek dilenciliği meslek hâline getirenlerden, çıkarı uğruna insanları kandırmayı sıradanlaştıranlara kadar uzanan geniş bir tabloyla karşı karşıyayız. Sorun münferit vakalarla sınırlı değil; neredeyse toplumun her alanına sirayet etmiş bir zihniyet bozulması söz konusu. Haram ve helal bilincinin silikleştiği, dürüstlük terazisinin kaybolduğu bu düzende, pazardaki portakal tezgâhında yaşananlar tek başına bir istisna değil, yaygın bir anlayışın sembolü hâline geliyor.
Esnaftan büyük sermaye çevrelerine, çalışandan yöneticilere kadar çıkarın merkeze alındığı bir düzen kurulmuş durumda. Ayrıca mesele yalnızca cezalarla, denetimlerle ya da geçici önlemlerle çözülebilecek bir mesele değil. Toplumun yeniden inşa edilmesi gereken yer, fiyat etiketleri değil; vicdanlar ve şuurdur. Gerçek çözüm, haram ve helal ölçüsünün yeniden hayata geçirilmesiyle mümkündür.