Gray, The New Statesman'da yayımlanan “The End of the American Empire” (Amerikan İmparatorluğu'nun Sonu) adlı makalesinde bu çöküş sürecini stratejik bir hatadan ziyade "kolektif bir ahmaklık" olarak nitelendiriyor.
John Gray, Vaşington’un dünya üzerindeki otoritesinin İran sınırlarında son bulduğunu savunuyor. Trump’ın giriştiği harekatın, hedeflere ulaşması bir yana, Hürmüz Boğazı gibi kritik mevkilerdeki mevcut kontrolün kaybına sebep olduğunu söylüyor. Gray’e göre askeri güçle eski durumu geri getirme çabası, yüksek Amerikan kayıpları ve kalıcı bir yıkımla sonuçlanmaya mahkumdur. Tahran'ın sahada kurduğu stratejik üstünlük, ABD emperyal gücünün çözülme sürecini resmen başlatan ana unsurdur.
Trump’ın İran’ı kısıtlı operasyonlarla dize getirme inancı, tarihteki Truva Atı körlüğüne benzer bir durumdur. İran rejiminin toplumsal ve inançsal kökleri, bu mücadeleyi basit bir siyasi çekişmeden çıkarıp bir varoluş savaşı haline getiriyor. Gray, Trump’ın eylemlerini jeopolitik mantıktan ziyade psikopatolojik bir süreçle açıklıyor. Geçmişi sağlıklı şekilde hatırlamaktan mahrum olan Trump, Amerika’nın büyüklüğünü kanıtlama dürtüsüyle hareket ederken aslında mevcut düzeni bütünüyle yıkıyor.
Bu stratejik boşluk, küresel dengeleri temelden sarsıyor. Petrodolar sisteminin çöküşü ve İran’ın alternatif para birimlerine yönelmesi, finansal sistemi içeriden çürütüyor. ABD’nin Orta Doğu’da mühimmat ve dikkat tüketmesi; Rusya’nın Avrupa üzerindeki baskısını artırmasına ve Çin’in Tayvan üzerindeki emellerine uygun zemin hazırlıyor. Gray’e göre Trump, küresel istikrar sağlayıcı rolünü "kaos ajanlığına" kaptıran bir Amerika’nın tescilli yüzüdür. Gelecek dönemde Tucker Carlson veya Zohran Mamdani gibi isimlerin şekillendirdiği bambaşka bir Amerika ile karşılaşmamız kaçınılmazdır.