Kılıç Kınından Sıyrıldı, İşliyor Amansızca


Ömer Emre Akcebe

Ömer Emre Akcebe

13 Mayıs 2020, 18:53

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun, Telegramcılar tarafından tansiyonun manipüle edilmesi suretiyle beyin kanaması geçirmesi neticesinde şehid edilmesinin üzerinden iki sene geçti.

Biz hiç unutmadık ama kısaca bir kez daha hatırlatacak olursak, 7 Nisan 2018 tarihinde, yâni şehadetinden bir ay evvel dergimizin de yazarlarından olan Abdullah Kiracı ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, senelerdir muztarib olduğu Telegram işkencesinin artık dayanılmaz bir hâl aldığından ve canına kast edilmesi gibi bir durumun söz konusu olduğundan, dergimiz sayfalarında tamamını bulabileceğiniz konuşmanın bir bölümünde şu şekilde bahsediyordu: “Öleyim, kalayım; benim vücudumda bir şey yok! Mevzu bundan ibaret! Tamam mı? Ben hasta masta değilim! Bir şeyim yok! Yâni şimdi buna vur derlerse vururmuş, beni şey yapacakmış falan… Böyle yaparsa ben kalpten gidiyorum; veyahut da doğrudan doğruya şiddetli bir yakmayla, yani yakarak beni şey edecekler falan…

Kim ve Niçin?
Gerek Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun muztarib olduğundan senelerdir bahsettiği ve bilhassa Ölüm Odası B-Yedi adlı eseri vesilesiyle detaylarını öğrendiğimiz Telegram işkencesi, gerekse kaydettirdiği bu konuşma vesilesiyle Kumandan’ın şehadetinin ne ve nasıl sorularının cevabları alenî bir şekilde ortadaysa da, bu suikasti gerçekleştirenlerin kimliği ile niçin bu suikastın iki sene evvel gerçekleştirildiği sorularının cevabı ise hâlen mübhemliğini koruyor. 

Suikastin ve dolayısıyla senelerdir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun maruz kaldığı Telegram işkencesinin arkasında kimlerin olduğu ile alâkalı çeşitli fikirlerimiz olsa da, henüz bunu isbat edememiş olmamız dolayısıyla “kim” sorusunun cevabını istikbâle ısmarlayarak, “niçin” sorusunun cevabı üzerinde duralım. Tabiî bu kim sorusuna aranan cevabın istikbâle ısmarlanıyor olması, fâiller için rahatlık vesilesi de olmasın, usulü bilen bilir, hiç beklemediğiniz bir ânda ve hiç beklemediğiniz bir mekânda elbet bir gün tepenize bineriz, hiç şüpheniz olmasın.

“Niçin” suâli üzerinden devam edecek olursak. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, 15. İslâm Asrı’nda, İslâm büyüklerinin ittifak üzere işaret ettikleri beklenen büyük devir dönümünün eşiğinde, Müslümanları fikir ve aksiyon planında bu değişime hazırlamak gibi bir misyonu haizdi. 1980’li yılların sonlarından itibaren ısınmaya başlayan, 1990’lı yılların sonlarında ve 2000’li yılların başlarında Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “turfanda”, yâni mevsiminden önce olan şeklinde nitelediği hadiselerin, 2010 senesinden itibaren açık bir şekilde İslâm İhtilâli ve İnkılâbı istikametine doğru dümen kırması neticesinde artık bu seyrin nereye doğru yol aldığı dostlar için olduğu kadar düşman tarafından da idrak edilmeye başlandı. Bilhassa Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun şehadetinden evvel işaret ettiği ve Hicrî 1400’ün gerginliği şeklinde adeta deklare ettiği Hicrî 1440 ve 1441 senelerini ilânı, bugünden bakıldığında görülüyor ki, düşman nezdinde, ki burada düşmandan kastımız Allah ve Resûlü’nün düşmanlarıdır, 1999 senesindeki “Kurtuluş Yılı” çıkışından çok daha büyük bir paniğe sebeb oldu. 

Kumandan Misyonunu Tamamladı
 “Mukadder Oluş” sırrı çerçevesinde gerçekleşen hadiselerin mihrak şahsiyeti konumunda bulunan Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nu bu yüzden hedef aldı ve sandılar ki, onu ortadan kaldırırlarsa bu “oluş”u da durduracak ve şartları bir kez daha istedikleri gibi tesis edebileceklerdi.

Oysa ki bilemedikleri şu oldu, İslâm İhtilâli ve İnkılâbının büyük Kumandan’ı Salih Mirzabeyoğlu misyonunu tamamlamıştı.

O, hayatı boyunca ortaya koymuş olduğu fikir ve aksiyon ile bugün sayısı milyarları bulan Müslümanların asırlardır işlemediği için pas tutmuş ve bu sebeble de işlemez sanılan fikir ve aksiyon makinesini çalıştırmasını bilmiş ve ona ilk hareketi vermişti bile... 

Kılıç Kınından Sıyrıldı
Dergimizi takib edenler bilirler ki zevken idrak noktasındaki bâtınî meseleleri umumiyetle eşya ve hadiseler üzerinden göstermeye gayret ederiz. Ne var ki, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun şehadetinden sonra kıtalar çapında büyük bir süratle meydana gelen hadiselerin izahı noktasında, tasavvufa dair bir incelik olan, “Allah velisi, dünyada iken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olup, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir.” ölçüsüne yer vermeden de geçemeyeceğiz. 

Dikkat ediyorsanız, bugün dünya çapında cereyan eden hadiseleri izah etmek noktasında Doğudan Batıya kadar herkes çaresiz kalmış vaziyette bulunuyor. Allah’ın eşya ve hadiseler üzerindeki “mutlak” ve “devamlı” rolünü inkâr edenler için anlaşılmaz olan bu süreç, biz iman edenler ve Kumandan’ın mektebinden öyle veya böyle dirsek çürütmüşler için ise oldukça tabiî ve sıradan görünmektedir.

Evet, kılıç kınından sıyrıldı ve onu şehid edenlerin beklentisinin aksine, amansızcaişliyor. 

Zamanın Ruhu
Yaşanan global salgının dünya düzeninin maskesini bir ânda nasıl da yüzünden çekip aldığını ibretle izliyoruz. Fikir, ahlâk ve nizâmdan vareste bir şekilde yalnız finans ve üretim ilişkileri üzerine kurgulanmış olan düzenin, ortaya çıkan ekonomik buhran ve bunun sebeb olduğu işsizlikten nasıl etkilendiğini görüyoruz. Hindistan’da 122 milyon, Amerika’da 30 milyona yakın kişinin işsiz kaldığını, Avrupa’da 60 milyona yakın kişinin işinin tehlike altına olduğunu biliyoruz. Buna ilâveten Çin’deki işsizlik rakamıyla alâkalı olarak elimizde herhangi bir veri bulunmuyor; fakat Hindistan’a kıyasla bakacak olursak belki yüz milyonlarca kişinin de Çin’de işsiz kalacağını tahmin etmek güç değil.

21. yüzyılla beraber ekonomi her ne kadar beslenme gibi faktörlerden ziyade yaşanan üretim çılgınlığı dolayısıyla tüketimin finansmanına kafa yormuşsa da, görünen o ki bundan sonraki 10 yılların temel meselesi, insanın da en temel meselesi olan beslenme olacak. Salgın vesilesiyle bugün ahengi bozulmuş olan üretim, finans ve tüketim üçlüsünün yarın bilhassa yüksek nüfuslu Çin ve Hindistan gibi ülkelerde ne gibi neticeler doğuracağı ise hâlen sırrını koruyor. 

Aç Köpek Dam Devirir
Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adalet Mutlak’a” başlıklı konferansını takib edenler, konuşmasında öne çıkan başlıklardan birinin, “İnsanın meselesi karnı doyduktan sonra başlar.” olduğunu hatırlayacaklardır. Şimdi bu ifâdeye ilk bakışta akıllara insanî faaliyet planlarındaki işler geliyorsa da, aslına bakacak olursak, insan olmak için de evvelâ en temel mesele olan beslenme işinin hâlledilmesi gerektiği açıktır.

Geçtiğimiz hafta üzerinde durduğumuz üzere, mevcut statüko korunacak ve Çin başta olmak üzere nüfus yoğun-emek ucuz Doğu ülkeleri aynı şekilde üretim noktasındaki rollerini sürdürecek olurlarsa, yaşanan kriz sürecinde meydana gelen açığı kapatmak için daha fazla ve daha ucuz üretime yönelecek ve böylelikle dünyanın geri kalanı üretim yapamaz ve dolayısıyla tüketemez hâle getirerek iktisadî sistemi kilitleyeceklerdir. Bunun mukadder neticesi ise Doğulu ülkelerde bir milyarı aşkın işsiz ve aç anlamına gelir ki, hem de bundan bir asır önceki gibi fakirliğe alışkın milletlerin değil, varlığı görmüş milletlerin ne yapacağı kestirilemez açlığı olur bu... Diğer senaryoya göre bakacak olursak da, Batılı ülkeler Doğulu ucuz emeğin ekonomilerini bitirmesine mâni olmak üzere gümrük duvarlarını yükseltmek seçeneğini benimseyebilirler; fakat bu sefer yine Doğu’da milyarı aşkın işsiz söz konusu olur ki, aynı senaryo bu seçimde de işler. Dikkat ediyorsanız, Batılı dünya görüşü açısından üçüncü bir seçenek söz konusu değil.

Bugün dünya çapında tesis edilen diyalektik tıkanmış vaziyette ve sürecin kadük diyalektiği aşmak için bir sıçrama noktasında olduğu tartışma götürmez bir gerçek.

Yecüc ve Mecüc
Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, bugün yaşananlar tarihte yaşanmış olsaydı muhtemelen şartları çok daha farklı, belki de mucize çapında değerlendiriyor olurduk; fakat hadiselerin içinde bizzat yaşayanlarca idrak edilememesi de insanlık tarihi açısından yeni bir durum değil.

Doğu’da Çin, Hindistan ve diğer üretime dayalı ekonomisi olan ülkelerdeki işsizlik sorununun büyümesi neticesinde, nüfus kemmiyeti bakımından deryayı andırır bu milletlerin şuur seviyesinde bir değişim meydana gelmesi ve binlerce yıldır yerlerinden kıpırdamadan duran bu iki milletin Batı’ya doğru kavimler göçü misâlinde olduğu şekilde bir yürüyüş başlatmaları hiç de şaşırtıcı olmazdı değil mi? İşte, hadiselerin Yecüc ve Mecüc kıssasına bakan ciheti de burada saklı sanki…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun Ölüm Odası B-Yedi adlı eserinden beri hadiseye bakacak olursak:

“Zülkarneyn: İki boynuzlu demek… Kur’ân’da ismi geçen ve Peygamber olup olmadığı bilinmeyen büyük bir zâttır; Hazret-i İbrahim devrinde yaşamış, Yemenli bir Padişah’tır; Hazret-i Hızır’dan ders almıştır. İskender-i Kebir diye anılmıştır; bu isim, çoğu zaman Yunanlı Büyük İskender’le karıştırılır. Zülkarneyn’e bu ismin verilmesi, doğu ve batının hâkimi olduğu içindir. Yecüc-Mecüc: Kur’ân’da geçen kıssa, meâlen şöyle: Kıyamet öncesinde yeniden yeryüzünde ortaya çıkacaklarına inanılan, geçmişte yaşamış, çok kısa boylu, atlı savaşçılar olan, iki topluluğun adıdır. Zülkarneyn’in doğu seferinde karşılaştığı bu toplulukların ismi, Kur’ân’da iki sefer geçmekte; Zülkarneyn bir set yaptırarak onları engellemiştir. Kıyamet’e yakın seti yıkarak, tekrar ortaya çıkacaklardır… Kehf Sûresi’nin 83’den 96’ya kadar âyetleri bununla ilgilidir. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin tefsirinden anlaşıldığına göre, tıpkı “veli kelâmından ne fayda gelir?” suâline, “onlar mânâ ordusunun bir kısım askerleridir ki, sıkışanın imdadına yetişir!” cevabındaki gibi, beden ve ruh kuvvetlerine, bunlara musallat olanlara dair, suret mevkiindeki kavramlardır. “Suret olmadan mânâlar ebediyyen tecelliye gelmez” hakikatinde, umumiyetle suretten, madde veya ona taalluk eden mânâlar anlaşılırken, aslında maddi nesne karşılığı olmayan mânâların da bir suretinin bulunduğu unutulur. Sözkonusu Zülkarneyn ve Yecüc-Mecüc kıssasında, mecazla birlikte, sözkonusu hakikate de dikkat… Zülkarneyn, “iki boynuzlu” demek; boynuzlardan kasıd, doğu ve batı, ondan kasıd da “doğu ve batıya hâkim”, kalb hakikati. Yecüc, vehim menşeli içgüdü ve arzular; Mecüc ise, vesveseler ve hayalî müessirler ki, her iki topluluk da bozgunculuk yapmaktadırlar… İşleri beden arzında rezillikler; düzene aykırı şehevî arzuları teşvik etmek, düzeni bozan hareketleri, bid’atleri cazib kılmak, hikmet kurallarını gereksiz kılmak, fitnelere yol açmak, ekini ve nesli ifsad ederek bozgunculuk yapmak. Beden ve ruha bağlı kuvvetlerin, Zülkarneyn’den istedikleri yardım ve neticede buna engel olmak üzere yapılan set… Setin mahiyeti de, mânâda engel şeklinde.”

Ölüm Odası B-Yedi’den devam edecek olursak:

“KEHF Sûresi’nde Hazret-i Zülkarneyn’in “Yecüc ve Mecüc” önüne kurduğu Sedd’in, Veli Nizameddin-i Haseni Nişaburî Hazretlerinden tefsiri: Bana kuvvet ile, yâni Himmet-i Sarife ile yardım edin. Demir kütleleri, yâni “Melekat-ı rasiha; derin bilgi ve tecrübe melekesi”, yahud Demir gibi sağlam kalbler getirin. İki ucu birleştirince, “Minel mehdi ilellahdi-Beşikten mezara” üfleyin; yâni zikir ve virdlere devam edin. Nihayet, sağlam kalbte zikir ve taat hararetinin tesiriyle ateş hâline gelince, bana getirin. Ona BAKIR kaynağı dökeyim; yâni ŞEYTAN’ın hilesi işlemeyecek vech ile o kalblerin içine muhabbet cevheri, METANET kimyası dökeyim de, ona Rahman’ın MASİVASI yükselmesin. (Masiva: Allah’tan gayrı. Dünya ile alâkalı şeyler. Mavera’nın zıddı… Hatırla: Allah Rahmet’inden dolayı, kötülüklere de varlık vermiştir ve aslı İslâm olan dünya, iyi ve kötünün birbirine karışmasından ibaret… İnsanda, ruh bedenle birleşince nefs meydana geldi: Bir ucu Dünya’ya ve diğer ucu ruhîliğin yolundan Allah’a… Beden tezkiyesi, Dünya’ya âit olanın, Mavera’ya kalbedilmesidir; iki ucun birleşmesi… Maraz, iki uç arasındaki açıklıktır; tekâmül ettikçe, tekâmül için gerekli olan kul haddi. Nefsi hep eksik ve kusurlu gören… Hadîs: Söz odur ki, şâir Lebid’in söylediği – “Allah’tan başka her şey bâtıl!”… Topyekün varlıklarıyla O var diye var olan Kâinat; diğer Peygamberler’den ayıran hüviyetiyle, Allah’ın Zâtî yakınlığına eren, “gördüklerini kalbi yalanlamayan”… Arabça, Zahira Alemiyye-Dünya Çapında Bir Hâdise: 1059: Mehdî-Muhammed)”

Allahuâlem
Allahuâlem, yâni Allah daha iyi bilir, galiba, zannederiz ki kaydı, Müslümanların tefekkürü açısından son derece önemli bir anahtardır ki, bu kaydı düştükten sonra konuşmak kolaylaşır.

Şimdi biz de Allahuâlem kaydını düşelim ve devam edelim.

 Eğer ki, bahsedilen Yecüc ve Mecüc hadisesine şahitlik edeceksek, görülen odur ki, yaşanan buhran bu sürecin önemli kilometre taşlarından biri olacaktır. Öyle ki, kast edilen Yecüc ve Mecüc birer millet ise hem Çin ve Hindistan bu tarife büyük ölçüde uymaktadır ve hem de süreç açık bir şekilde bu istikamete evrilmektedir. Ayrıca Çin seddine “Zülkarneyn Seddi” denmesi de boşa olmasa gerektir.

Yok, kast edilen yukarıda Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun çerçevelediği, “Yecüc, vehim menşeli içgüdü ve arzular; Mecüc ise, vesveseler ve hayalî müessirler ki, her iki topluluk da bozgunculuk yapmaktadırlar…” mânâsında ise de, beklenen işsizlik ve bunun tabiî neticesi olarak belirecek açlık, yine insanı insan olmaktan çıkartan ve adeta hayvanlaştıran rolüyle aynı kapıya çıkar görünüyor. 
Tekrar hatırlatacak olursak, ALLAHUÂLEM!

Zülkarneyn-İbda
Yecüc ve Mecüc’e, maddî ve manevî her ne yaptıysa onları belki de binlerce yıldır dünya hakimiyeti iddiasından uzak tutan Zülkarneyn’e dönecek olursak. Kelime anlamı iki boynuzlu, Doğu ve Batı’nın hâkimi, zahirî ve bâtınî gibi mânâlara gelen zülkarneyn kelimesine bugün bir karşılık arayacak olursak, karşımıza Batı tefekkürüyle İslâm tasavvufu arasında kanatlarını açanİbda’dan başka bir mihrak çıkmamaktadır ki, hepsini toplayıp, bütüne bakıldığında görüldüğü üzere sanki taşlar bir bir yerine oturmaktadır.

Müslümanın Misyonu
Son olarak, bu zamanın yevmiyesinden bizim hissemize düşene dönersek, zorunlu olmasa bile Halk Âleminde Allah’ın mucizelerinin vesileler vasıtasıyla gerçekleştiğini düşünecek olursak; bizim misyonumuz, fikir ve aksiyon planındaki vesilelere sarılıp, hissemize düşen vasıta rolünden bereketlenmek üzere elimizdeki her vasıta ile istikamet üzere yürümektir; duayı icrada aramak şuuru bâki…
***
Allah Kumandanımızın şehadetini mübarek eylesin ve onun duâsında olduğu gibi bizleri İslâm İhtilâl ve İnkılâbını gerçekleştirmenin madde ve mânâ şartlarına erdirsin ki, Huzur-u İlâhi’de yüzüne bakacak yüzümüz olsun!

Tekrar başa dönecek olursak, kılıç kınından sıyrıldı ve amansızca işliyor, onu şehid edenlerin hesablarının tam aksine!


Baran Dergisi 696.Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.