Güvenlik Uzmanı: Abdullah Ağar İsrail Bölgedeki Gizli Aktördür

Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Baran’a vermiş olduğu mülakatta Türkiye’nin bu harakâtın sonuna kadar gitmesi gerektiğini belirtirken, Rusya ile İsrail arasında adı konmamış bir anlaşma olduğundan bahsediyor.

Güvenlik Uzmanı: Abdullah Ağar İsrail Bölgedeki Gizli Aktördür

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak için düğmeye basmasının ardından neredeyse tüm dünya Türkiye’ye karşı birleşti. Sahadaki Rusya, İran ve Amerika etkisini görmeyenler, sanki ortada bir Suriye devleti varmışçasına, Suriye’nin hâkimiyet alanına müdahale olarak yorumladılar harekâtı. Türkiye’ye karşı bu birleşmenin sebebini ABD, Rusya, AB ve Arap dünyasının tavrı çerçevesinde yorumlayabilir misiniz?
Tüm dünya, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağını açıkladığı harekatı önce engellemeye, durdurmaya, harekat başladıktan sonra ise karşı etkiler için gerekçelendirmeye çalıştı. Bu, bizim ne kadar haklı olduğumuzun ve küresel dizaynın Türkiye üzerine kurduğu oyunu hayata geçirmek için ne kadar hevesli olduğunu ortaya koyan çok önemli bir yaklaşımdır. Şu an herkes operasyon alanı içinde kalan ABD askeri, üs ve karakollarının YPG/PKK tarafından maniple ve provoke edeceğini biliyor. YPG/PKK’nın ABD asker ve üslerinin etrafına sızarak, yerleşerek Türk askerini hedef alacağını, doğal refleksler üreten Türk askerini ABD askerine ateş ediyor göstererek ABD ve Türkiye’yi karşı karşıya getirmek isteyeceğini biliyordu.

Diğer tarafıyla PKK’nın üsler etrafında çoğalarak ve yerleşerek korunma ve himaye sağlamak isteyeceği değerlendiriliyordu. ABD askerleri neden bu maniple ve provokasyona neden olacak yakınındaki tehlikeli YPG/PKK’lıları kovalamadı. ABD’nin “DEAŞ’la mücadele” sabık temsilcisi Brett McGurk şu twiti neden attı; “Türk kuvvetleri Suriye'nin kuzeyindeki bir Amerikan askeri karakoluna ateş açtı. Türkiye, tüm konumlarımızın SECDEF ve CJCS tarafından sadece iki saat önce onaylanan kesin koordinatını biliyor. Bu bir hata değildi.” Belli ki Bret McGurk gibileri de Türkiye ile ABD’nin karşı karşıya gelmesini istiyor. PKK Tel Abyad’ta kiliseleri karargâh olarak kullanmaya, TSK’ya ateş açmaya, tahrik etmeye ve verilecek olası karşılıklar üzerinden “Türkiye kiliseleri, Hristiyanları vuruyor” demeye getirdi. Önce sivilleri-gazetecileri havan, ÇNRA, keskin nişancılarla vurdu. Sonra “devlet vuruyor” diye, yeni bir “Şam Şeytanlığı”na girişti. PKK Ayn-el İsa, Haseke, El Hol ve Kamışlı’daki DEAŞ'lıların kaldığı 7-8 hapishaneden firarlar olabileceğini, güçlerinin kuzeye geçmek zorunda kaldığını ABD ve Batı’ya işaret ederek tehdit ediyor. Yabancı haber ajansları bu hapishanelerden teröristlerin salındığını da yazıyor. PKK, öyle bir örgüt ki Batı’ya ve ABD’ye karşı da oyun oynuyor. Birleşmiş Milletler (BM), harekâtı durdurmak için 400 bin mültecinin oluşabileceğini söylüyor. TSK, uçaklardan attığı bildirilerle, aşiret ve bölgenin kanaat önderleriyle, öğretmenlerle iletişime geçerek “bölgeyi güvenliğiniz için terk edin” mesajları veriyor. PKK ise sivilleri kalkan yapmak için bölgeden çıkmalarına izin vermiyor. 3.6 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’yi mülteci hassasiyetiyle uyarıyor!

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı öncesindeki hedefi Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturmaktı. “Ankara mutabakatı çerçevesinde bu amaca ulaşıldı.” diyebilir miyiz? Sahada ve masada yaşananlara dair yorumunuz nedir? Başarılı ve başarısız olunan noktalardan bahsedebilir misiniz?
9 Ekim’de başlayan harekât Tel Abyad ve Rasulayn bölgesinde yoğunlaştı. Rasulayn kuşatma stratejisiyle sarıldı. Terör örgütü PKK/YPG, kuşatmanın tamamlandığını ve kendisinin bir şey yapamayacağını gördü. Havadan gerçekleştirilen ölümcül akınlarla çok büyük kayıp verdi. Burada örgütün silah deposu da vuruldu ve dehşet patlamalar yaşandı. Gösterebileceği her reflekste sonuç daha ağır olacaktı. Direnci, inancı, karşımızda durma iradesi kırıldı ve Rasulayn’dan çekildi. Barış Pınarı Harekâtı, çok başarılı biçimde yürüdü. Harekâtta İHA’larımızın yanında SİHA’larımız çok büyük işler başardı. Bir SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı), bir komando taburunun (250-300) yaptığı taarruz etkisine eşdeğerdir. Can, moral, psikoloji ve direnç kaybına uğramıyoruz. Harekattan önce gerçekleştirilen Kıran ve Pençe harekatları ile TSK havada da karada da istediği taktik stratejiyi uyguladı. Sahadan bir arkadaşımdan aldığım bilgiyi paylaşmak istiyorum. Motosiklet üzerinde elinde roket olan teröristler topçumuzun menziline giriyor. Atılan ilk iki top teröristlerin önüne ve arkasına, üçüncüsü ise tepesine düşüyor. AWACS uçaklarımız harekatı takip etti. Savaş uçaklarımız havada her an koordinat aldı. Ansızın ortaya çıkıp saptanan bir hedef yine ansızın kısa sürede imha ediliyor. TSK’nın ve Suriye Milli Ordusu’nun başarısı kuşkusuz beni onurlandırır ve mutlu eder. Ancak bölgede akıl almaz büyüklükte ve sayıda tüneller var. Sahanın her karışında biz ve bizim yanımızda bu mücadeleyi yürütenlerin çok dikkatli davranması gerekiyor. İçinde büyük iş makinelerinin geçebildiği ve bombalamadan etkilenmemesi için yerin 7-8 metre altında inşa edilen tünellerden bahsediyorum. Mehmetçik bir anlık bile olsa gaflete ve rehavete düşmek istemedi. Bu arada ABD, Tel Abyad’da, YPG/PKK’nın açtığı tünelleri kapatmıştı. Hatta bunların görüntülerini yayınlayıp servis etmişti. Tünellerin üzeri kapalı ama tünellerin içi gayet işler biçimde. Demem o ki o tünelleri boşuna yapmadılar. Burada oyun içinde oyun, tuzak içinde tuzak olabilir. Çok önemli bir örnek var. TSK, Fırat Kalkanı Harekatı’nı yapmadan önce Çobanbey ve Rai, terör örgütü DEAŞ’ın elindeyken Özgür Suriye Ordusu bu bölgeye saldırdı. ÖSO bölgeyi çok kısa sürede aldı. Çünkü sahadaki DEAŞ’lıların tamamı tünellere inmişti. Aynı gece ÖSO bölgeyi aldığına sevinip uykuya daldı ve tünellere saklanan DEAŞ, ÖSO’ya ağır darbe vurarak bölgeyi geri aldı. ÖSO, Fırat Kalkanı ile bölgeye geri dönebilmişti. Askerimiz varılan mutabakat sonrası kesinlikle agresif davranmıyor. Araziyi hazmede hazmede faaliyetini yürütüyor. Harekâtı bir iğne oyası, nakış gibi ince ince icra ediyor. Yapılan harekat ve varılan mutabakatın da birçok yönü var. Öncelikle, Türkiye sınırının hemen dibinde bir YPG/PKK sözde kantonlar birliğinin kurulma ihtimali devre dışı kaldı. Türkiye, Suriye’nin üniter yapısının bu bölgeden bozulmasına, parçalanmasına engel oldu. YPG/PKK federasyon, konfederasyon, yerinden-özerk yönetim ya da kanton ihtirasını aşağılarda Arap bölgelerinde arayacak. 20 milin altındaki Suriye’de, Sincar ve Mahmur başta, Irak ve Suriye’de bu arayışını sürdürmek isteyecek. Türkiye Rusya ve Rejimle başbaşa kaldığı bir güvenli bölge karşılığında son derece ağır baskı, şantaj, tehdit ve yaptırımlardan, yaptırımların üreteceği olası sonuçlardan, sahadaki tuzaklardan, Mehmetçik’in daha derin tehdit ve saldırılara maruz kalmasından, ABD ve Batı ile yaşadığı krizin daha derininden şimdilik kurtuldu.
 
ABD’nin ani karar değişimini neye bağlıyorsunuz? ABD, Türkiye’nin isteklerini şartlı da olsa kabul ederek ne yapmak istedi?
ABD’ye göre; Rusya’ya çok meylettik ve S-400 aldık. Terör örgütü YPG/PYD’yi ezdik. Doğu Akdeniz’de petrol arıyoruz. İran’a yeterince sert yapmadık. İsrail’in Kudüs plânına karşı çıktık. Katar’a yardım ettik. Somali’de üs kurduk. Sudan’a yoldaş olduk. Bir de Çin Yeni İpek Yolu'na da ortak olma meselesi var. Suudileri sıkıştırdık. En önemlisi de İsrail’e karşı çıkıyoruz. Sahada ise; ABD’lilerin ana ikmal yolu M-4’ü onlara göre istikrarsızlaştırdık. Ayn İsa’da, yine onlara göre “tehlikeli yakın” işler yaptık. Kobani’de tütsüledik, zıplattık biraz. “Devriye”yi sündürmesine bu kez müsaade etmedik. Pentagon ile Trump arasındaki uyuşmazlığı iyi kullandık. O kadar yardım ettikleri, malzeme verdikleri örgütün fos olduğunu gösterdik. Şimdi ABD’nin on binlerce TIR dolusu silah yardımı boşa gitti. Üstüne kendi üssünü kendi vurup patlatıyor. Hatta Rus askerleri boşalan üslerinde poz veriyor. PKK terörü o kadar desteğe, silaha rağmen fena çuvalladı. Terör örgütünün hava desteği olmadan DEAŞ’la savaşamadığı ortaya çıktı. İran’da isyan ettirmeye çalışacağı hiçbir etnisite veya mezhep artık ABD’ye güvenmez. Kendi iç çatışması öncesi müstakbel vekalet örgütlerini bir süreliğine kaybetti. “Mezopotamya”da SSBC yıkıldığından beri ilk kez Rus’a teslimler yaparak çekildi. Bu Rus’a bırakma meselesi cumhuriyetçileri fena bozmuştur. Görüşmeler öncesi bütün bunların müsebbibi olarak bizi gördüklerini unutmamak gerekir. Bu durum ABD yaklaşımlarını anlamak adına önemlidir. Türkiye’nin tez ve haklılıklarının ise elbette karşılığı değil. Bizim onlardan yana rahatsızlıklarımız ise çok daha güçlüdür. Bizim hassasiyetlerimizi dikkate almadan bizi ateş altında bırakan, parçalanmamızla sonuçlanacak bir dizayna girişti. Şimdi ABD, YPG/PKK'yı nereye sığdıracağını düşünüyor. ABD, Türkiye ile savaşmak istemedi; YPG/PKK’ya ise çok kızgın. Terör örgütünün kendisini aldattığını, kullandığını dahası DEAŞ ile tehdit ettiğini gördü. PKK, ABD'nin beklentisini karşılamadı; hayal kırıklığı yarattı. Türkiye’nin harekâtını anlamadı.

Türkiye’nin güvenli bölge oluşturabilmesi için hayati önemi haiz bu bölgelerin akıbeti ne olacak? 
ABD, Vietnam’da edindiği 3 bin kilometrelik tünel tecrübesini PKK’ya çok iyi aktarmış durumda. Sahada, fare deliklerinin iş makineleriyle tünellere çevrildiği fark ediliyor. Arkadaşlardan aktarıyorum: 70 kilometrelik yekpare bir tünel bulunmuş. Onun dışında 20 kilometrelik tünellerin olduğu ifade edildi. Tedbirli ve temkinli olmak gerekir. Terör örgütü unsurlarının hâlâ Tel Abyad ve Rasulyan’da olduğu belirtmek gerekir. Bu iki merkezin 5 günde alınması elbette büyük başarı ancak terör örgütü YPG/PKK’nın ideolojik merkezi Ayn-el Arap ve Kamışlı’dır. Bölgede hibrit bir savaş yaşanıyor. Bunun anlamı çok eksenli, çok katmanlı, çok etkenli ve çok devletli bir savaş olmasıdır. Yani bugün aldığını düşündüğün yeri aslında daha almadığın gibi tablolar ortaya çıkabilir. YPG/PKK’nın zorla kaçırdığı insanlar var. Hayata tutunamamış ve Batı tarafından maaş verildiği için terör örgütüne katılanlar var. TSK’nın çok kısa sürede yüzlerce teröristi etkisiz hale getirmesi örgütte ciddi bir çözülme de getirecektir. Harekat başladıktan sonra kendi içlerinde firar edip aşiretine, ailesine, Suriye’nin başka yerlerine kaçanların olduğunu da unutmamak gerekir. Burada temel parametre Esad güçlerinin ortaya koyduğu taktik hamleler değil, rejimin süreci nasıl yönlendireceği ve buna bağlı olarak ortaya koyacağı tepkiler. YPG / PKK, kendisini korumak adına, bekasını sürdürmek adına rejimle işbirliği yapma emareleri gösteriyor. Mesela Resülayn’ın güneydoğusunda bulunan Tel Tamir’e ulaşmaya çalışıyorlar. Bu tür yerlerde, Aynal Arab, Kobani, Münbiç, Tel Rıfat’ta denklemde değişimler var. Türkiye, şu anda rejimin Türkiye ile ilgili ortaya koyduğu reflekslerin niyeti ve maksadına ve YPG/PKK’nın bu işbirliğinden nasıl bir fayda sağlamak istediğine bakacak. Ama aynı harekat sahasında rejimin ve TSK’nın aynı etkiyi üretmeye kalkması ve bir alan yaratmaya kalkışması söz konusuysa çatışma riski doğar. Vekalet savaşında herkes bu terör örgütünü vekil güç olarak kullanmak istiyor. ABD ile Türkiye senkronize hareket etmelidir iki NATO ülkesi olarak. Yoksa bu boşlukları birileri fırsata çevirmek ister. ABD nasıl Türkiye ile karşı karşıya gelmez dediysek, bu Rusya için de geçerli. Türkiye, Rusya’yı kendi tezine zorlayabilir. Hatta Türkiye ortaya çıkan bu fiili durumu kendi lehine de bozabilir. Burada her şey Rusya’nın vizyonuna bağlı. Rusya, Türkiye ile kurduğu ilişkileri, beraberliği bir kenara atmaz, atamaz. Ama Rusya, Türkiye’ye rağmen bölgede alanını, etkisini geliştiriyor. Rusya’nın sahada kaybetme ihtimali yok gibi bir şey. Rusya sadece YPG/PKK ile değil Suriye'de 18 farklı yapıyla görüşüyor. PKK’nın Rusya ve rejime karşı kartlarının zayıfladığı şu günlerde Türkiye’ye karşı bu ikili tarafından kullanılması söz konusu olabilir. Türkiye’den bir şey almak isteyen herkes PKK’yı kullanabilir.
 
“Rejim Münbiç’i Alabilir, Türkiye ABD ile Karşılaştırılmak İstenebilir”
 
ABD’nin Münbiç, Ayn-el Arab gibi bölgelerden çekilmesinin ardından buralara Rusya ve rejim güçleri girdi. Bu hususta Rusya ile ABD arasında bir mutabakattan bahsedilebilir mi? Rejim ile Türkiye’nin askerî olarak doğrudan karşı karşıya gelme ihtimali var mı? 
Parsayı Fırat’ın batısında İran, Rusya, Şam rejimi, doğusunda ise YPG/PKK-ABD topladı. Burada da benzer durumlar, muhtemel tuzaklar eşliğinde var. Bölgede canını ortaya koyan askerimiz caydırma, yıldırma, blokaj, etki odaklı harekat ve zamanla yarışı had safhadadır. M4 Karayolu, son derece hassas bir demarkasyon hattı. ABD askerleri kendi ikmal ve lojistiklerini bu yoldan sağlıyor. Bu yolu kullanamazlarsa, Rakka-Deyr ez Zur-Haseke (Has İçi) hattına maruz kalır ki, bu hat onlar için güvenli değil. Bu konjonktürde Türkiye ile ABD’yi karşılaştırmak isteyenlerin aradığı fırsatları onlara sunmamak, sorunu faydaya dönüştürmek gerektiğini düşünüyorum. M4 hattında senkronize ve koordineli hareketler son derece önemli. Benzer denklemler Menbiç, Ayn el Arap ve Kamışlı için de geçerli. ABD şu an sürecin ürettiği jeopolitik karşılaştırmalar ve tercihler üzerinden yürüyor. Bu yürüyüşü çok dalgalı, gelgitli ve agresif. Ayn-el Arap, terör örgütünün yığınak yaptığı çok önemli noktalardan biri ve Türkiye'nin hemen yanıbaşında. Buraya bombaların düşmesinin ardından ABD güçleri güneye indi. Orada YPG/PKK güdümlü sözde askeri ve sivil meclisler var ve rejim ile ortak harekete çalışıyorlar. Ancak burası bence Suriye’yi aşar. Münbiç’te PKK’nın kontrolündeki yerel yönetim rejim güçlerini ilçede istemiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), ‘ateş etme’ arası süresince mutlaka tahkimat yapıp yeniden pozisyonunu almıştır. 
 
“Sorunun Kökü Irak’tadır”
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki 30-35 kilometrelik hatta oluşturmayı amaçladığı güvenli bölge sadece ara bir hedeftir. Türkiye’nin nihai hedefi, YPG/PKK’nın artık tamamen ilgası, imhası, dağıtılması, silahlarının alınması, istismar ettiği insanların örgütten kurtarılmasıdır. Başta Kerkük Irak olmak üzere doğuya sızarak yeni etkiler üretmesinin engellenmesi başka bir hedeftir. Sorunun kökü Irak’tadır. Irak birincil önemdedir. Stratejik plan ve siyasi hedef denklemi Irak’la, PKK’nın etki üretmeye çalıştığı orta Irak’ta da etkisini göstermelidir. Yoksa yaşamaya, genişlemeye ve derinleşmeye devam eder. Sahadaki Mehmetçiğin çok güzel bir sözü var. Diyor ki; “Bu coğrafyada teröristler bizimle aynen sürüngenler gibi mücadele ediyor. Akrep gibi ininden çıkıyor, sokuyor ve kaçıyor.” Bu DEAŞ için de PKK için de çok müthiş bir tasvir. Günlerdir uyumuyorlar. Yürümekten bacaklarına kramplar giriyor. Son derece çetin çatışmalara giriyorlar ama hepsinin direnci çok yüksek. Tarihin onlara yüklediği misyonun farkındalar ve fedakârca gayret harekatını icra ediyorlar. Bölücü terör örgütü, elindeki DEAŞ’lı teröristleri, çocuklarını, gelinlerini sadece bize karşı değil, ABD’ye, AB’ye, İran’a, Irak’a, Suriye’ye karşı da kullanıyor. Metodları ise, kendi adına pis işler, doğrusal-asimetrik saldırılar yaptırma, etki ürettirme ve çatıştırma. Koz, tehdit, pazarlık ve mübadele aracı olarak kullanma. Teslim alınan YPG/PKK’lı bir terörist de “eski DEAŞ’lı” olduğunu söylüyor. Sahada YPG’li teröristler, ‘Bizim için savaşın diye teklif ettiler biz de tekliflerini kabul ettik. Hapishane koşulları kötü, teklifleri iyiydi. O yüzden örgütün saflarına geçtik’ diyor. Bu da ilginç bir örnek. 
 
 
“Gizli Aktör İsrail”
İsrail de ciddi tepkiler verdi Türkiye’ye karşı. İsrail bundan sonra ne yapabilir?
Akıl savaşında yeni gelişen evrede ABD, Münbiç’i bize vermemeye karar vermiş. Rusya/Rejim gelene kadar bekledi. İş o kadar büyük ki nükleer denklemi bile etkiliyor. Münbiç’te üç ihtimal vardı. İlki, ABD’nin verdiği sözü tutup bir bildiri yayınlayarak Münbiç’e bırakmasıydı. İkinci ihtimal ABD’nin Rusya ile yapacağı anlaşma ile Münbiç’ten çekilip burayı rejim güçlerine bırakacağıydı. Üçüncü ise ABD’nin buradan hiç kimseyle anlaşmadan çekilmesi ve gerek Türkiye ile Rusya/Rejim’i gerekse sünni unsur ÖSO ile İran yanlısı Şii milisleri karşı karşı bırakmasıydı. Münbiç’te ikinci ihtimal oldu ve ABD, Rusya ile anlaştı. Burada en önemli soru, ABD, Rusya ile ne üzerine anlaştı? Belli ki bir anlaşma var ve bu anlaşma Türkiye ile bölge coğrafyasını nasıl etkileyecek? Bizi domine ediyor gibi görünse de burada bence ABD ve Rusya, İran üzerine anlaştı. İsrail de bu işin içinde kendini karma olarak hissettiriyor. Burada gizli aktör İsrail, adı konulmayan hedef ise İran. ABD, “Astana’nın artık fişinin çekilmesinin zamanı geldi” diyordu ve biz bunu hep Türkiye’ye mesaj olarak düşünüyorduk ama buradaki mesajın İran ağırlıklı olma olasılığı artıyor. İran’ın bundan sonra Irak’ta daha etkin rol arama girişimi olabileceğini düşünüyorum. ABD’nin Çin karşısında çok güçlü bir partnere ihtiyacı var. İsrail’in hem ABD hem Rusya’yı ‘ayartmış’ olması da son derece büyük olasılık. İsrail’in hem ABD’yi hem Rusya’yı “ayartmış” olması da son derece büyük olasılık. Kremlin'de en güçlü lobi, Yahudi lobisidir. Rusya, İsrail’in nasıl bir misyon ürettiğinin farkında. İsrail’in dinî ihtirasıyla coğrafyada yarattığı bozgun, Rusya karşısında İsrail’in ekonomik gücü, İsrail kökenli kapitalist türevlerin küresel etkisi Rusya'yı derinden etkiliyor. İsrail Suriye’de Rusların kontrol ettiği hava sahasına girip İran ve Hizbullah’ı vurabiliyor. Yine Şam rejimine ait askeri birlikleri bombalayabiliyor. İsrail-Rusya arasında adı konmayan bir işbirliği var ve bu işbirliği Fırat'ın doğusunda kendisini hissettiriyor. Bölgedeki gizli aktörün İsrail olduğunu görmek gerekiyor.
 
“Kamışlı Son Derece Hassas...”
Türkiye’nin kimyasal silah kullandığına dair manipülasyonlar yapılıyor. Bu manipülasyonların sebebi sadece operasyonu tamamen durdurmak mı, yoksa altında başka şeyler aranmalı mı? 
Baskı kurma ve haksız duruma düşürmek isteniyor. Türkiye için en büyük tehdit, karar vericilerin zihinlerine yaptırımlar üzerinden kararlılığını bozmak adına yapılan baskı. Milletimizin zihinlerine sızmak istiyorlar. İşte bunun adı psikolojik harekat. Milletçe mukavemetimizi, inancımızı zayıflatmaya çalışıyorlar. Şu an Batı’nın da ABD’nin de Türkiye’ye yüklenmesinin tek nedeni bu. Türkiye sahada ve kesinlikle çok güçlü. Herkes bunu görüyor ve biliyor ve zihnimizde baskı yaratmaya çalışıyorlar. 

Soçi’de Rusya ile yapılan 10 maddelik son anlaşma hakkında değerlendirmenizi alabilir miyim?
Bu mutabakatın özü 5. Madde’de saklı... “Terör örgütü YPG/PKK Rusya ve Rejim marifetiyle 30 km aşağıya itilir. Ama bunun altında ABD marifetiyle var olmaya, kullanılmaya ve tehdit üretmeye devam eder. Kamışlı’daki Türkiye’siz Rejim ve Rus etkisi artık terörle mücadelemiz adına son derece hassas.
Yıldıran ve düşünmeye fırsat bırakmayan yıldırım doktrinli harekatlar durduğu, duraksadığı an, amaçsızlaşır, karmaşa ve kilitlerle karşılaşır. O nedenle mücadelede özellikle Kobani ve Kamışlı çok önemliydi. Türkiye’nin demiri tavında dövmesi ve Rusya ile buradaki terör unsurlarını sonlandırması adına anlaşması gerekiyordu. O yüzden bu görüşme gerçekten çok önemli. 


Baran Dergisi 667. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.