Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi" tanıtımında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen nüfus kaybı ve aile kurumundaki çürümeye dair çarpıcı itiraflarda bulundu. Erdoğan, 10 yılda sofralarımızdan yarım milyona yakın küçük kaşığın eksildiğini, doğurganlık hızının tedirgin edici seviyelere düştüğünü ifade etti. Ancak bu tabloyu bir "mağdur" gibi anlatan Erdoğan, bizzat seçtiği kadroların yol açtığı sosyal enkazın altından sesleniyor.
Hem Şikayet Eden Hem Yıkan Bir Politika Çıkmazı!
İktidar kanadı, "Aile güçlü olduğunda toplum güçlü olur" diyerek yüksek perdeden cümleler kuruluyor; ancak anavatanı ayakta tutacak olan "anne", bugün bizzat hükümetin "istihdam" maskeli seküler politikalarıyla evinden, çocuğundan ve asli vazifesinden koparılıyor.
Cumhurbaşkanı doğurganlık hızının düşmesinden şikayet ededursun, Aile Bakanlığı’nın "başarı" olarak pazarladığı tır şoförlüğü gibi fıtrata aykırı tablolar, anneliğin adeta toplumsal hayattan tasfiye edildiğinin resmidir. Bir yandan "çocuk yapın" çağrıları yapıp, diğer yandan kadını modern kölelik düzeninde birer iş gücü rakamına indirgeyen bu sistem, aile kurumunu kendi elleriyle bir çıkmaza sürüklüyor. Bu yıkımın hem faili hem de şikayetçisi konumunda olan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Hükümet Koridorlarında Feminist Kuşatma
Hükümetin aile politikalarını adeta bir ahtapot gibi saran feminist zihniyet, muhafazakar söylemlerin ardına gizlenerek aile müessesesinin altını oymaya devam ediyor. Kürsüde "3 çocuk" vurgusu yapılırken, aşağıda Batı’dan mülhem yasalar kadını evden uzaklaştırıyor, erkeği ise aile reisi vasfından soyutluyor.
Sözümüzona aile bağlarını güçlendirme adına atılan adımlardaki akıl tutulması ise bu kuşatmanın ne kadar feci halde olduğunu gösteriyor. Aileyi koruma temalı projelerde; kalkıp da Gülben Ergen gibi LGBT savunuculuğuyla bilinen, aile değerleriyle kavgalı isimlerin vitrine taşınması, bu millete yapılabilecek en büyük ayıplardan değil midir? Müslüman Anadolu insanının mukaddesatıyla bizzat devletin memurları ve projeleri eliyle alay ediliyor!
Seküler Yamamalarla Menzile Varılmaz
Milli Aile Haftası ilan etmekle veya ekonomik teşvik paketleriyle bu yangını söndüremezsiniz. Mesele sadece para değil, bizzat kurulan bu Batıcı ve seküler sistemin ruhsuzluğudur! İslam’ı hayatın merkezinden dışlayan, eğitimi seküler bataklığa terk eden, medyayı ahlaksızlığın emrine veren bir düzen içerisinde sunulan "Vizyon Belgeleri", ölüye makyaj yapmaktan farksızdır.
Maneviyatı ve mukaddes değerlerimizi terk edip, Batıcı yöntemlerle Müslüman Türk ailesini ihya edeceğini sanmak büyük bir cehalettir. Aile Bakanlığı’ndaki bu ideolojik sapmalar düzeltilmediği, kadın yeniden "yuvanın dişi kuşu" ve "mukaddes bir anne" olarak konumlandırılmadığı sürece; yapılan her açıklama, çökmekte olan bir sistemin acı birer itirafı olarak kalacaktır.
Hükümetin şikayet ettiği o "yarım milyon eksik kaşık", bu seküler ve Batıcı düzenin tabağından düştü. Aile masallarıyla milleti oyalamaktansa sahici bir adım atmak için Batı’dan ithal zehirli yasaları ve kadroları tasfiye edin.
Baran Dergisi