Ekonomi uzmanları ve vatandaşlar, akaryakıt zamlarının yükünü sadece devletin ve tüketicinin çekmemesi gerektiğini belirterek, "Devlet vergisinden vazgeçerken, bu işten asıl kâr eden rafineri şirketleri neden kâr marjından vazgeçmiyor?" sorusunu gündeme taşıyor.
"Ucuz Rus Petrolü Alıp, İtalya Fiyatından Satıyorlar"
Tartışmaların ve eleştirilerin merkezinde, akaryakıt fiyatlarının belirlenmesinde Türkiye'nin de tabi olduğu İtalya Cenova (Akdeniz) piyasası bazlı sistem yer alıyor. Bloomberg verilerine ve sektörel araştırmalara göre, bilhassa Ukrayna-Rusya savaşının ardından Türkiye'deki rafineriler (Koç Grubuna ait Tüpraş ve Azeri SOCAR'a ait Star Rafineri) ciddi bir avantaj yakaladı. Tüpraş'ın tek başına geçen yıl Rusya'nın amiral gemisi olan indirimli Ural petrolünden yaklaşık 180 bin varil aldığı ve bunun Rusya'nın deniz yoluyla ihracatının yüzde 5,5'ine denk geldiği belirtiliyor.
Uzmanlar ve kamuoyu, indirimli ve çok daha ucuza alınan bu ham petrolün işlendikten sonra iç piyasaya satılırken, yüksek fiyatlı İtalya Cenova borsasının baz alınmasına tepkili. Sosyal medyada ve ekonomi çevrelerinde sıkça dile getirilen, "İtalya'daki borsayı baz almak Allah'ın kanunu değil, değiştirilebilir. Ham petrolün maliyeti, nakliyesi ve üretim maliyeti belli; makul bir kâr payı eklenerek fiyat belirlenmeli" argümanı, mevcut sistemin şirketler lehine nasıl çalıştığını gözler önüne seriyor.
Yüzde 1000'lik Kâr Artışı ve Etik Tartışması
Yazar Mehmet Ali Verçin'in konuya ilişkin kaleme aldığı detaylı analiz ve yayımlanan şirket bilançoları, enerji sektöründeki "vurgun niteliğindeki" kazançları belgeliyor. Ukrayna-Rusya savaşı ve tedarik zinciri krizlerini fırsata çeviren şirketler, yüzde 1000'leri aşan kâr artışları bildirdi. Verçin'in aktardığına göre, normal şartlarda 3 milyar dolar FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr) bekleyen şirketler, 8 milyar dolarlara varan gelirler elde etti.
Verçin, bu durumu şu sözlerle eleştiriyor: "Firmalar bu kazançları yeni yatırım veya inovasyonlardan değil, savaştan dolayı kapanan rafinerilerin oluşturduğu arz kısıntısından kazandı. Bu paralar tüketicilerin cebinden çıkıp şirketlerin kasasına girdi."
Türkiye'de enerji fiyatlarının reel olarak yüzde 76 artarken, rakip ülkelerde bu artışın sadece yüzde 6'da kalması, aradaki devasa farkın rafinerilerin kasasına "rafineri marjı" olarak girdiğini gösteriyor. Üstelik bu şirketlerin, elde ettikleri olağanüstü "beklenmedik kârları" (windfall profits) deprem bölgesiyle veya kendi çalışanlarıyla paylaşma yoluna gitmemesi, işin ahlaki ve etik boyutunu da tartışmaya açıyor.
EPDK'ya ve Hükümete "Ek Vergi" Çağrısı
Sistem eleştirmenleri, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) ve ekonomi yönetiminin, şirket kârları bir yıl içinde on kat artarken izleyici kalmasını "akıl tutulması" olarak nitelendiriyor. Devletin Eşel Mobil ile kendi vergisinden vazgeçerek akaryakıtı sübvanse etmesi yerine, uygulanabilecek farklı formüller öne sürülüyor.
Önerilen çözümlerin başında şunlar geliyor:
-
Kâr Marjına Üst Sınır: Şirketlerin zarar etmesi istenmiyor ancak EPDK inisiyatifiyle rafineri marjlarına (örneğin varil başına 5 veya maksimum 15 dolar gibi) makul bir üst sınır getirilmesi talep ediliyor.
-
Ek Kurumlar Vergisi (Windfall Tax): Avrupa'daki birçok ülkenin yaptığı gibi, savaş ve kriz koşulları nedeniyle elde edilen bu "olağanüstü ve fahiş" kârlara yönelik geriye dönük ek vergiler (kurumlar vergisinin artırılması) konulması ve oradan gelecek fon ile pompa fiyatlarının doğrudan sübvanse edilmesi isteniyor.
Sonuç olarak; vatandaş pompada artan fiyatlarla, devlet ise feragat ettiği ÖTV yüküyle mücadele ederken, tekel konumundaki rafinerilerin uluslararası piyasa şartlarını öne sürerek elde ettikleri astronomik kârlar, Türkiye'nin enerji politikalarındaki adalet ve hakkaniyet zeminini sorgulatmaya devam ediyor.