Haberler

DNA labirentinde 'şahsiyet' izi

BBC'de yer alan yeni araştırmalar, kişiliğin ne yalnızca genetik mirasla ne de çevre faktörleriyle açıklanabileceğini gösteriyor. Bilim insanlarına göre insan davranışları “çok genli” ve “çok çevresel” bir yapının ürünü

Abone Ol

Modern bilim, kişiliğin ne sadece genetik mirasla ne de sadece mahallî etkilerle açıklanamayacağı gerçeğine çarparak “bütüne tabi parça” zaruretine yaklaşıyor. Son araştırmalar, insan davranışlarını tek bir sebebe indirgeyen "kaba maddeci" anlayışın iflasını ilan ederken, kişiliğin binlerce küçük tesirin muazzam bir terkibi olduğunu ortaya koyuyor.

"Savaşçı gen" yanılsaması

2009’da İtalya’da görülen ve DNA’sındaki "savaşçı gen" (MAOA) sebebiyle cezası indirilen sanık vakası, biyolojik bir zorunluluğun iradeyi yok saydığı "parçacı" bir mantığın ürünü olarak öne çıkıyor. Oysa genetik yapı ruhun üzerine çekilmiş bir "perde" veya aşılması gereken bir "zorunluluk" dairesidir. İnsan, bu genetik "çamur"dan ibaret değildir; şahsiyet, ruhun bu biyolojik veriler üzerindeki hâkimiyet savaşıdır. Genetik etkileri "suçun tek sebebi" görmek, insanı bir otomata indirgemek demektir ki bu, hakikatin sınırlandırılmasından başka bir şey değildir.

"Poligenik" yapı: Parçanın bütüne tâbiyeti

Bilimin artık kişiliği tek bir gen yerine binlerce genin küçük etkilerinin birleşimi (poligenik) olarak görmesi, "Bütüne hâkim olunmadan parçaya hâkim olunamaz" ilkesini teyid eder. Tek bir genin etkisi (yüzde 9-18) sanıldığından çok daha azdır. Bilim dünyasının "kayıp kalıtım" dediği büyük boşluk, aslında laboratuvarların ölçemediği "idrak" ve "ruhî keyfiyet" alanıdır. İrsiyet, sadece bir istidat (potansiyel) sunar; bu potansiyelin nasıl bir şahsiyete dönüşeceği ise iradenin o verileri nasıl "terkib" ettiğine bağlıdır.

Ana rahminden şahsiyete

"Fetal programlama" ve çocukluk dönemi travmalarının etkisi, insanın "nefsleşme" ve "müşahhaslaşma" (somutlaşma) sürecinin anne karnında başladığını gösterir. Anne karnındaki stresin bebeği etkilemesi, ruh ve beden arasındaki kesintisiz irtibatın bir tezahürüdür. Ancak araştırmaların vurguladığı gibi, büyük travmaların bile kişiliği tamamen esir alamaması, insan ruhundaki "esneklik" ve "değişebilirlik" kabiliyetinden kaynaklanır.

İnsan mahkûm değil, memurdur

Genetik araştırmaların vardığı temel sonuç, "insan doğası değişkendir" hakikatiyle buluşmaktadır. İnsan, genlerinin mahkûmu değil, onları kendi varoluş gayesi doğrultusunda kullanmaya memur bir irade sahibidir. Şahsiyet, genetik mirasın pasif bir sonucundan öte irsiyet, çevre ve ruhun birleştiği o en mahrem noktada, her an yeniden kurulan ve sonsuzluğa kanat açan bir "idrak" davasıdır.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }