17 Aralık 2016 tarihinde Kayseri’de patlayan bomba, bir otobüsü ve içindeki askerleri hedef almıştı. Ferdi Çatal, o gün o durakta bacağını bıraktı; yıllar sonra ise yine aynı durakta, bu sefer ruhunu teslim etti. Gazinin bacağını kaybettiği noktada intihar etmesi, kolektif bir sosyal infazın ve sistem çöküşünün resmidir!
Ferdi Çatal, tetiği çekmeden evvel bıraktığı veda videosunda, bir gazinin nasıl yalnızlaştırıldığını ve devletin evlatları arasında nasıl bir adaletsizlik uçurumu açtığını şu sözlerle haykırıyordu:
"Herkes hakkını helal etsin. Benim varsa herhangi bir yere hakkım, helal hoş olsun. Kumar oynayan en son hayatıyla kumar oynar, onu öğrendim. Ben de yolun sonuna geldim. Ailemle, herkesle aram bozuldu. Ben gaziyim, itibarımı kaybettim. Yani her şey ‘bir seferden bir şey olmaz’ diye başladım; ne yazık ki bağımlı oldum. Tabii şunu da belirtmek istiyorum: Yaralandığım zaman, gazi olduğum zaman benimle aynı dereceye sahip olup 1,5 milyon liraya kadar tazminat alanlar varken bu hükümet bana 23 bin TL verdi. Bu hükümete de hakkımı helal etmiyorum. Bütün devrelerim evini, arabasını almıştı ama ben hiçbir şey yapamamıştım. Sadece bir araba alabilmiştim, onu da krediyle. Kumar borcu yüzünden onu da sattım. Arabasız kaldım. Para algımı kaybettim. Her şeyimi kaybettim. Artık yolun sonuna geldim. Sayın Reisim Sedat Peker’den bir isteğim var. Benim annem köyde yaşıyor. Yıllardır bizim için mücadele ediyor. Ben onu hep saraylarda yaşatacağım derdim, yapamadım. Eğer Reisim bu videoyu duyuyorsa, köyde annemin hayalindeki evi yapmasına yardımcı olursa gerçekten minnettarım ona."
Ferdi Çatal’ın veda videosunda dile getirdiği gerçekler, devlet mekanizmasının ve adalet kantarının nasıl bozulduğunu açıkça sergiliyor. Aynı derecedeki yaralanmalara sahip diğer kişilere milyonluk tazminatlar uygun görülürken, kendisine reva görülen 23 bin liralık meblağ, Ferdi’nin devlet eliyle yalnızlaştırılmasına sebep oldu. Bu ekonomik ve manevi dışlanma, gazinin ruhunda onarılmaz gedikler açtı. Devletin kendi evladına sahip çıkma noktasındaki seçici tavrı, toplumdaki adalet duygusunun zedelenmesine sebep oldu.
Kumara sığınma ve "her şeyimi kaybettim" feryadı, aslında bir umutsuzluk sarmalının neticesidir. Sistemin insanı sadece bir rakama ve dosyaya hapsettiği, emeğin ve fedakarlığın karşılığının verilmediği bir vasatta, fertler illegal yollarda veya şans oyunlarında çıkış aramaya mecbur bırakılıyor. “Para algısının yitirilmesi”, esasen devletin vatandaşı üzerindeki koruyucu kalkanını çekmesinin bir sonucudur.
Canını bu vatan için siper etmiş bir askerin, annesinin hayali olan ev için devlete veya kurumlara değil de, sistem dışı bir figür olan Sedat Peker’e seslenmesi, sosyal bir iflasın ilanıdır. Milletin artık çözüm merci olarak resmi makamları değil de mafya yapılanmalarını görmesi, devletin meşruiyet ve güven zeminini kaybettiğine işaret ediyor. Vatandaşın ümidini resmi kurumlardan kesip, çareyi illegal odaklarda araması, toplumun yönetim mekanizmasına olan inancının bittiği yerdir.
Ferdi Çatal, aslında kumar borcu yüzünden değil, adaletsizliğin ve sahipsizliğin ağırlığı altında ezilerek aramızdan ayrıldı. Bu elim hadise, sistemin kendi çocuklarını nasıl öğüttüğünü ve insanları nasıl bir kimsesizliğe ittiğini gösteren ibretlik bir vesikadır. Devletin asli görevini ihmal etmesi, insanların adaleti ve yardımı devlet dışı mecralarda aramasına sebep olmaktadır. Bu sosyal infazın sorumluluğu, gazisini üç kuruşa mahkum eden ve onu bir başına bırakan yönetim anlayışının omuzlarındadır.