Atina yönetiminin Türk varlığını inkar eden baskıcı siyaseti ve AİHM kararlarını hiçe sayan tavrı, bölgedeki asimilasyon niyetini açıkça ortaya koyuyor. Haklarından zerre taviz vermeyen soydaşlarımız ise müftülükten vakıflara, maariften vatandaşlık haklarına kadar her sahada meşru ve kararlı bir varoluş mücadelesi veriyor.
Kimlik inkarı ve mahkeme kararlarının çiğnenmesi
Batı Trakya Müslüman Türklerinin hukuki statüsü 1923 Lozan Barış Antlaşması ile teminat altına alınmış olmasına rağmen, Yunan devleti azınlığın "Türk" kimliğini resmen tanımayı reddediyor. Resmi makamlar topluluğu sadece "Müslüman azınlık" olarak adlandırarak Türk kimliğini kamusal alandan silmek istiyor.
Bu inkar siyasetinin en somut neticesi derneklerin kapatılması oldu. İsmi içinde "Türk" ibaresi yer alan İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği’nin tabelaları 1980’li yıllarda indirildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2007 ve 2008 yıllarında verdiği kararlarla Yunanistan’ın teşkilatlanma hürriyetini ihlal ettiğine hükmetti. Buna rağmen Atina yönetimi, aradan geçen 18 yılı aşkın süreye rağmen AİHM kararlarını uygulamaktan kaçındı. Hatta son olarak 2024 yılında Batı Trakya Fenerbahçeliler Derneği dahi isminde "Batı Trakya" geçtiği gerekçesiyle kapatıldı.
Müftülük makamına müdahale ve vakıf gaspları
Bölgedeki en köklü meselelerden biri de dini önderlik makamı olan müftülüklerin durumudur. 1913 Atina ve 1923 Lozan antlaşmaları azınlığın kendi müftüsünü seçmesini amir kılmasına rağmen, Yunan devleti 1985 yılından itibaren tayinli memur mantığıyla kukla müftüler atamaya başladı. Batı Trakya Türk halkı ise kendi iradesini çiğnetmeyerek sandığa gitti; Gümülcine ve İskeçe’de kendi müftülerini seçti.
Seçilmiş müftüler İbrahim Şerif ve Mustafa Trampa’nın meşru liderliğini tanımayan Yunan makamları, Türk vakıflarının idare heyetlerine de el koyarak gayrimenkulleri atıl hale getirdi veya satışa çıkardı. 2024 yılında İskeçe'deki Çınar Camisi'ne tayinli müftünün girmesine mani olan Türk cemaat mensupları hakkında davalar açılması, dini hürriyete yönelik baskıların 2026 yılında da hız kesmeden devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca cami duvarlarına haç çizilmesi ve Horozlu köyündeki tarihi Müslüman mezarlığının tahrip edilerek yerine park yapılmak istenmesi, Osmanlı-Türk mirasını yok etme gayretinin birer parçası olarak öne çıkıyor.
Şanlı 29 Ocak direnişi ve Dr. Sadık Ahmet
Yunan mahkemelerinin "Batı Trakya'da Türk yoktur" hezeyanına karşı 29 Ocak 1988'de Gümülcine'de 10 bini aşkın soydaşımızın katılımıyla gerçekleşen yürüyüş, "Milli Direniş Günü" olarak tarihe geçti. İki yıl sonra, 29 Ocak 1990'da ırkçı Yunan çeteleri Türklere ait 300'e yakın dükkanı yağmalayıp soydaşlarımıza saldırdı; fakat bu terör havası Türklerin iradesini kıramadı.
Bu davanın bayraktarlığını yapan hekim ve siyasetçi Dr. Sadık Ahmet, "Türk olmak suçsa, Türk'üm ve öyle kalacağım" haykırışıyla zindanlara atıldı. Batı Trakya Türklerinin ilk siyasi teşkilatı olan Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) Partisi’ni kurarak mücadeleyi teşkilatlandıran Dr. Sadık Ahmet, 24 Temmuz 1995'te Lozan'ın yıl dönümünde tertiplenen şüpheli bir trafik kazasında şehit oldu. Onun açtığı bayrak, kızı avukat Funda Sadıkahmet ve davanın neferleri tarafından bugün de taşınıyor.
Mekteplerin kapatılması ve asimilasyon siyaseti
Müslüman Türk azınlığın geleceğine vurulan en büyük darbelerden biri maarif sahasında yaşanıyor. 1930'lu yıllarda 305 olan Türk ilkokulu sayısı, Yunan idaresinin sistematik kapatma kararlarıyla bugün 83'e kadar düşürüldü. "Öğrenci sayısı yetersiz" bahanesiyle her yıl yeni okulların kapısına kilit vuruluyor; iki dilli anaokulu talepleri ise tamamen görmezden geliniyor.
Türkiye'deki eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlerin azınlık okullarında istihdam edilmesi engellenirken, derslerin içeriği zamanla Yunancaya kaydırılarak yeni nesiller ana dillerinden koparılmak isteniyor. Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve seçilmiş din adamları, dilin ve mekteplerin muhafaza edilmemesi durumunda azınlığın varlığının doğrudan tehlikeye gireceği ikazında bulunuyor.
Ege adalarındaki sessiz kıyım ve vatandaşlık gasbı
Yunanistan'ın hak ihlalleri sadece Batı Trakya ile sınırlı kalmıyor. Rodos ve İstanköy’de yaşayan yaklaşık 4 bin Türk, Lozan döneminde Oniki Ada İtalyan işgalinde olduğu için resmi azınlık statüsünden dahi mahrum bırakıldı. Adalardaki Türk vakıf malları "Katalipsis" kanunuyla haksız şekilde elden çıkarılıyor; cami ve türbeler barındıran Murat Reis Külliyesi gibi manevi merkezlere el konularak müzik fakültesine dönüştürülüyor.
Bunun yanı sıra, Yunan Vatandaşlık Yasası'nın ırkçı 19. maddesi sebebiyle geçmişte yaklaşık 60 bin Batı Trakya Türkü keyfi kararlarla vatandaşlıktan atıldı. Yasa daha sonra yürürlükten kaldırılsa da gasp edilen vatandaşlık hakları hak sahiplerine iade edilmedi.
Haklarımızdan geri adım yok
Bütün bu sindirme politikalarına, artan işsizlik sebebiyle hızlanan göçe ve gündelik hayatta Türkçe konuşulmasına yönelik tahammülsüzlüklere rağmen Batı Trakya Türkleri kimliğine sahip çıkıyor. DEB Partisi'nin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Rodop ve İskeçe'de sandıktan birinci parti çıkması, halkın iradesini açıkça teyit ediyor. Ramazan aylarında kurulan binlerce kişilik iftar sofraları ise bu birliğin çimentosu vazifesini görüyor.
Türkiye Cumhuriyeti devleti de her seviyede soydaşlarının haklı davasına sahip çıkarak mütekabiliyet esasına dikkat çekiyor. Batı Trakya Müslüman Türkleri, Atina’nın suni engellerine ve asimilasyon baskılarına boyun eğmeden, uluslararası antlaşmalarla tescillenmiş haklarının eksiksiz iadesini talep etmeye devam ediyor.
kaynak: aa