Tüm toplumların ayakta kalabilmesi ve hayatlarını idame ettirebilmesi için kendi inanç ve geleneklerinden beslenen kurallara ihtiyacı vardır.
Eğitim sistemi de bu ahlakı inşa edecek en temel kurum olmalıdır. Son dönemde eğitim alanında atılan adımlar, ne mutlu ki uzun süredir devam eden Batı merkezli eğitim anlayışından uzaklaşıp köklerimize dönüşün ilk sinyallerini veriyor.
Toplumlar hayatlarını ancak dinlerinden, yaşadıkları coğrafyadan ve köklü törelerinden aldıkları ölçülerle sürdürebilir. Bu unsurların bir araya gelmesiyle şekillenen toplumsal ahlak, aynı zamanda hukukun da temelidir. Toplumun yazılı ve yazısız tüm hukuk kaideleri, mevcut milli ahlaka mutabık olmak mecburiyetindedir.
Biz ise Cumhuriyet döneminde yaşanan kültürel değişimlerle birlikte kendi değerlerimize yabancılaştık; bize ait olanı bırakıp Batı medeniyetinin kurallarını benimsedik. Bu yıkıcı dönüşümün en büyük aracı da ne yazık ki eğitim müesseseleri oldu. Öğrencilere irfan, kültür ve ahlak aşılaması gereken okullar, zamanla bu işlevinden uzaklaşarak sığ fertler yetiştirmek üzerine kurgulandı.
"Evrensel Değerler" Yerine Öz Kültürümüz
Ahlak eğitiminin yalnızca ailenin mi yoksa okulun mu sorumluluğunda olduğu tartışmaları sürüp gitsin; biz, kendi değerlerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir topluma verilmesi gereken ilk eğitimin "ahlak" olduğuna inanıyoruz. Devasa bilgi yığınları arasında hakikati gözden kaçıran nesillerimiz için, evrensel değerler safsatasından arındırılmış; doğrudan dinimizi, tarihimizi ve kültürümüzü merkeze alan bir ahlak eğitimine ihtiyacımız var. Bu temel gözetilmeden ve sadece kuru bilgiyle verilecek bir eğitimden insan değil, yalnızca yığınlar çıkarabilirsiniz.
Ahlak eğitimine dair 5 madde
Seyyit Ahmet Arvasi’nin ahlak eğitimine dair deklare ettiği beş madde de önem arz ediyor:
1. Türk milli eğitimi, ahlâk derslerini, teorik bir «laf ü güzaf» olmaktan çıkaracak, milletimizin vicdanında yatan değerlere bağlı olarak yapacaktır. Yani, «ahlâk eğitiminde» dinî ve millî ahlâk telakkilerimiz esas alınacaktır.
2. Okullarda verilen ahlâk dersleri, millî ve dinî hayatımızın desteklediği değerlere ters düşemez. Ahlâk, «içtimaî bir müessesedir» laf değil…
3. Ahlâk teori değil, bizzat milletin yaşadığı ve yaşamak istediği «iyi haller» olarak pratiktir. Kâbil-i tatbik olmayan filozofik doktrinler, millî ve dinî hayatımızın yoğurduğu vicdanlarda heyecan ve hassasiyet uyandırmayan felsefi kanaatler, genç vicdanlara sadece yük olur. Fayda değil, zarar tevlid eder.
4. Fransız sosyologu G. Gurvitche'in işaret ettiği gibi, bir ahlak filozofisi, teoride gerekli olabilir, ancak, bu milli törelerle ve dinî ahlâkla çatışan ve millî vicdanı tahrip edici biçimlerde tezahür edemez. Bir ahlâk felsefesi yapılabilir, ancak, bundan «norm çıkarmak» kâbil değildir. Teorik bir ahlâk felsefesi, millî ve dinî ahlâkı geliştirici, besleyici, destekleyici ve onlarla iş birliği yapıcı nitelikte olursa elbette faydalı olur.
5. Öte yandan ahlâk eğitimini yapan öğretim vasatının ve kişilerin millî ahlâkı yaşayan, yaşatan değerlerle yoğrulmuş olması şarttır.