Yemen'de yıllardır devam eden savaşta cephe hattı son günlerde Kızıldeniz sahiline doğru hızlı biçimde değişti. Husiler önce stratejik liman kenti Mokha'da kontrol sağladı, ardından güneye doğru ilerleyerek Babülmendep Boğazı'nın içinde bulunan Meyyun Adası'na ulaştı.
Associated Press'e konuşan Yemenli yetkililer, Husilerin perşembe günü Mokha'yı, cuma günü ise Meyyun'u ele geçirdiğini bildirdi. Reuters'a konuşan Yemen hükümeti kaynakları da hükümet güçlerinin adadan çekildiğini, Husilerin Meyyun'a ulaştığını ve adanın karşısındaki Zübab bölgesinde de kontrol sağladığını aktardı. Böylece Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki askerî dengede son yılların en önemli değişikliklerinden biri meydana geldi.
Mokha'dan Babülmendep'e uzanan hızlı ilerleyiş
Husilerin son harekâtındaki en önemli dönüm noktalarından biri, Babülmendep'in yaklaşık 80 kilometre kuzeyindeki Mokha'nın kaybedilmesi oldu.
Mokha yalnızca tarihî bir liman şehri değil. Yemen'in batı sahilindeki askerî ikmal hatlarının ve boğaza ulaşan kıyı güzergâhının önemli noktalarından biri konumunda bulunuyor. Kent daha önce Yemen'in uluslararası alanda tanınan yönetimine bağlı ve Tarık Salih'in komuta ettiği güçlerin kontrolündeydi.
AP'ye konuşan Yemen hükümetinden üst düzey bir askerî yetkili, Mokha'nın kaybedilmesinde ordu ile hükümeti destekleyen farklı silahlı gruplar arasındaki koordinasyon eksikliğinin etkili olduğunu söyledi. Yetkili, hızlı çözülmenin Husilere önemli bir fırsat verdiğini ifade ederken Suudi hava kuvvetlerinin ilerlemeyi durduracak ölçüde müdahale etmemesine de dikkat çekti.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Sultan el-Arada da hükümet kuvvetlerinin Mokha ve batı sahilindeki gerilemesini "acı verici" bir gelişme olarak nitelendirdi ve birliklerin yeniden organize edilerek çatışmaya döneceğini söyledi.
Hükümet yanlısı Ulusal Direniş güçlerinin açıkladığı rakamlara göre son dört haftadaki batı sahili çatışmalarında 500'den fazla hükümet yanlısı savaşçı öldü, yaklaşık 1500 kişi yaralandı. Aynı kaynak, Husi tarafında da binden fazla kayıp olduğunu ileri sürdü. Savaş şartlarında açıklanan bu rakamların tamamının bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil.
Meyyun Adası neden önemli?
Mokha'nın ardından asıl stratejik gelişme, Meyyun veya diğer adıyla Perim Adası'nın Husilerin eline geçmesi oldu.
Volkanik bir ada olan Meyyun, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan Babülmendep Boğazı'nın tam içinde bulunuyor. Boğazdan geçen gemiler Yemen kıyıları ile Afrika Boynuzu arasında ilerlerken Meyyun'un iki yanında kalan deniz geçitlerinden birini kullanıyor.
Bu nedenle adanın kontrolü yalnızca Yemen iç savaşındaki bir toprak kazanımı anlamına gelmiyor. Adayı elinde bulunduran güç, Babülmendep'in Yemen tarafındaki deniz trafiğini gözlemleme, kıyıdaki füze ve insansız hava aracı unsurlarını destekleme ve deniz ulaşımına yönelik askerî baskı oluşturma bakımından önemli bir konuma sahip oluyor.
Bununla birlikte Husilerin Meyyun'u ele geçirmesi, Babülmendep'in otomatik olarak kapandığı veya uluslararası ticaretin durduğu anlamına gelmiyor. Husiler zaten yıllardır Yemen'in Kızıldeniz sahilindeki farklı bölgelerinden ticari ve askerî gemilere yönelik füze ve İHA saldırıları gerçekleştirebiliyordu. Yeni gelişme, grubun sahadaki coğrafî hâkimiyetini doğrudan boğazın merkezine kadar genişletmiş olması.
Reuters'ın hesaplamasına göre Babülmendep üzerinden dünya petrol ve petrol ürünleri ticaretinin yaklaşık yüzde 7'si, küresel ticaretin ise yaklaşık yüzde 12'si geçiyor. Bu nedenle boğazdaki askerî risk yalnız Yemen'i değil, Süveyş Kanalı-Kızıldeniz-Aden Körfezi üzerinden Avrupa ile Asya arasında yapılan ticareti doğrudan ilgilendiriyor.
Husiler: Suudi gemileri istisna
Husiler, Meyyun ve çevresindeki ilerleyişin ardından uluslararası deniz ticaretini tamamen durdurmayı planladıkları yönündeki değerlendirmelere karşı açıklama yaptı.
Husi yönetiminden Hazım el-Esed, Kızıldeniz ve Babülmendep'teki uluslararası ticaretin güvende olduğunu savundu. Ancak grubun askerî sözcüsü Yahya Seri daha sonra yaptığı açıklamada bu güvencenin Suudi Arabistan'a ait gemileri kapsamadığını belirtti.
Seri, deniz ulaşımının diğer şirketler açısından güvenli olduğunu öne sürerken Suudi gemilerinin daha önce ilan edilen yasak kapsamında bulunduğunu söyledi. Husiler, temmuz ayında Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası ilan etmiş ve daha sonra Suudi gemileri ile enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmıştı.
Dolayısıyla Husilerin mevcut açıklamalarına göre hedef bütün Babülmendep trafiğini durdurmak değil, özellikle Suudi Arabistan'la bağlantılı deniz taşımacılığı üzerinde baskı kurmak. Bununla birlikte denizcilik şirketlerinin tehdit değerlendirmeleri yalnızca Husilerin açıkladıkları hedef listesine göre şekillenmiyor. Füze ve İHA saldırılarının oluşturduğu genel güvenlik riski, sigorta maliyetleri ve saldırılarda hedef teşhisinin her zaman kesin olmaması sebebiyle bölgedeki risk tüm ticari trafik açısından etkisini sürdürüyor.
Kızıldeniz trafiği zaten yüzde 60 gerilemiş durumda
Babülmendep'teki mevcut kriz sıfırdan ortaya çıkmış değil.
Husiler, Gazze savaşının başlamasının ardından 2023 yılının sonlarından itibaren Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başladı. Başlangıçta saldırıları İsrail'le bağlantılı gemilerle sınırlı tuttuklarını açıklayan grup daha sonra hedef çerçevesini genişletti.
Bu saldırılar sonucunda dünyanın büyük konteyner ve deniz taşımacılığı şirketlerinin önemli bir kısmı Babülmendep-Kızıldeniz-Süveyş güzergâhından geçmek yerine Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu çevresinden dolaşmaya başladı.
AP'nin aktardığı verilere göre Kızıldeniz'deki toplam gemi trafiği, 2023 öncesindeki seviyenin yaklaşık yüzde 60 altında bulunuyor.
Dolayısıyla Meyyun'un ele geçirilmesi henüz çalışan bir ticaret koridorunun bir anda kapanmasına yol açmış değil. Fakat zaten ağır şekilde zayıflamış olan güzergâhtaki askerî riskin kalıcılaşması ihtimalini artırıyor.
Hürmüz'deki kriz Babülmendep'in önemini artırdı
Son gelişmeyi daha önemli hâle getiren temel unsur ise Basra Körfezi'nin diğer çıkış kapısı olan Hürmüz Boğazı'ndaki kriz.
İran ile ABD ve İsrail arasında aylardır devam eden savaş nedeniyle Hürmüz'deki ticari geçişlerin büyük ölçüde azalması, Körfez ülkelerini alternatif petrol sevkiyat güzergâhlarına yöneltti.
Bu durumdan en fazla etkilenen ülkelerden biri Suudi Arabistan oldu.
Suudi petrolünün önemli bölümü normal şartlarda Basra Körfezi kıyısındaki terminallerden çıkarak Hürmüz Boğazı üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyor. Hürmüz'deki riskin yükselmesinin ardından Riyad yönetimi, ülkenin doğusundaki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu'ya bağlayan yaklaşık 1200 kilometrelik Doğu-Batı petrol boru hattınıdaha yoğun kullanmaya başladı.
Petrol böylece Hürmüz'e girmeden karadan Yanbu'ya taşınıyor, buradan tankerlere yükleniyor ve Babülmendep üzerinden Hint Okyanusu'na çıkarılabiliyordu.
Başka bir ifadeyle Babülmendep, Hürmüz'deki sıkışmayı aşmak için Suudi Arabistan'ın kullandığı temel alternatif güzergâhlardan biri hâline gelmişti.
Alternatif petrol hattı da saldırıya uğradı
Ancak aynı günlerde Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı da İHA saldırılarının hedefi oldu.
Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, 10 Eylül'de düzenlenen saldırıların ardından hattın tedbir amaçlı geçici olarak kapatıldığını açıkladı. Irak yönetimi daha sonra saldırıda kullanılan İHA'ların Irak topraklarından havalandığını tespit ettiklerini bildirdi.
Baran Dergisi de saldırının ardından Suudi Arabistan'ın boru hattını kapattığını ve enerji altyapısında oluşan hasarın incelendiğini duyurmuştu.
Böylece Suudi Arabistan'ın petrol sevkiyatında birbirine bağlı üç ayrı sorun ortaya çıktı:
Hürmüz'deki geçiş riski Körfez çıkışını sınırlandırırken, Hürmüz'ü aşmak için kullanılan Doğu-Batı boru hattı saldırıya uğradı; boru hattının ulaştığı Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na çıkışı sağlayan Babülmendep'te ise Husiler askerî hâkimiyetlerini genişletti.
Bu tablo, son günlerde petrol fiyatlarının yükselmesinin arkasındaki temel güvenlik başlıklarından birini oluşturuyor.
Suudi petrolü için rota giderek uzuyor
Suudi Arabistan'ın Babülmendep üzerindeki risk nedeniyle kullanabileceği başka bir güzergâh daha bulunuyor ancak bu yol hem daha uzun hem de daha pahalı.
Yanbu'dan yüklenen tankerler güneye, Babülmendep'e yönelmek yerine kuzeye giderek Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e çıkabiliyor. Süveyş'ten geçemeyecek büyüklükteki tankerlerin taşıdığı petrol ise Mısır'ın Ayn Sühne terminalinde boşaltılarak SUMED boru hattıyla Akdeniz kıyısındaki Sidi Kerir'e taşınabiliyor.
Lloyd's List verilerine göre Yanbu'dan çıkan Suudi petrolünün yaklaşık yüzde 70'i halihazırda bu kuzey güzergâhına yönelmiş durumda.
Fakat Asya pazarlarına gidecek petrol açısından bu rota ciddi bir maliyet oluşturuyor. AP'nin Kpler verilerine dayandırdığı hesaplamaya göre Suudi Arabistan'dan Güney Kore'ye yapılan bir sevkiyatın yolculuk süresi normal şartlarda yaklaşık 24 gün iken, Süveyş ve gerektiğinde Ümit Burnu üzerinden yapılan alternatif taşımada süre 54 güne kadar çıkabiliyor.
Kızıldeniz'deki riskin dolayısıyla yalnız sevkiyat miktarına değil; tanker kiralama bedelleri, sigorta maliyetleri ve teslim sürelerine de etkisi bulunuyor.
Mokha ve Meyyun, Yemen'deki askerî dengeyi de değiştirdi
Husilerin ilerleyişi yalnız deniz ticaretini ilgilendirmiyor. Son harekât, Yemen'de 2022'den sonra büyük ölçüde donmuş olan cephe hatlarının yeniden hareketlendiğini de gösteriyor.
Husiler, Yemen'in başkenti Sana ile ülkenin kuzey ve batısındaki geniş bir alanı uzun süredir kontrol ediyor. Uluslararası alanda tanınan Yemen yönetimi ise ülkenin güney ve doğusundaki bölgelerde farklı askerî ve siyasi grupların desteğiyle varlığını sürdürüyor.
Mokha ve Babülmendep hattı, hükümet yanlısı güçlerin Kızıldeniz sahilindeki en önemli bölgelerinden biriydi.
Bu hattın kaybedilmesiyle Husiler kuzeydeki Hudeyde çevresinden Babülmendep'e kadar uzanan Kızıldeniz kıyısında çok daha güçlü bir askerî konuma ulaştı.
Reuters'a konuşan İranlı, Yemenli ve bölgesel kaynaklar, Mokha harekâtının İran Devrim Muhafızlarının silah ve stratejik danışmanlık desteğiyle gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Aynı kaynaklara göre İran'ın hedeflerinden biri, ABD ile devam eden çatışmada Kızıldeniz'de yeni bir baskı alanı oluşturmaktı.
Ancak İran, Husilerin askerî operasyonlarını doğrudan yönettiğini kabul etmiyor. Husiler de kendi askerî ve siyasi kararlarını bağımsız şekilde aldıklarını savunuyor. Bu nedenle Tahran'ın genel askerî desteği ile son harekâtın doğrudan İran tarafından sevk ve idare edildiği iddiası birbirinden ayrılmalı. Reuters'ın aktardığı bilgiler ikinci başlık bakımından kaynaklara dayalı bir iddia niteliğinde.
ABD doğrudan müdahaleye mesafeli
Babülmendep'teki gelişmeler Suudi Arabistan ile ABD arasındaki görüşmelere de yansıdı.
Reuters'a konuşan üç kaynağa göre Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ABD Başkanı Donald Trump'tan Husilere karşı askerî yardım istedi. Washington yönetimi ise şu aşamada doğrudan askerî müdahale yerine Suudi Arabistan'a istihbarat desteği sağlamayı tercih etti.
Trump daha sonra Muhammed bin Selman'la görüştüğünü doğruladı. ABD yönetimi, Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisinin korunmasını Amerikan ulusal güvenlik çıkarlarından biri olarak gördüğünü ancak bölgedeki müttefiklerinin güvenlik krizlerinin çözümünde daha büyük rol üstlenmesini istediğini açıkladı.
Washington açısından yeni bir Yemen harekâtının maliyeti de tartışılıyor. ABD geçmiş yıllarda Husilerin füze ve İHA altyapısını hedef alan geniş çaplı hava saldırıları gerçekleştirmiş ancak grubun Kızıldeniz'deki saldırı kapasitesini bütünüyle ortadan kaldıramamıştı.
Reuters'a konuşan Amerikalı eski yetkililer ve uzmanlar, Husilere karşı yeniden geniş çaplı bir operasyonun İran cephesinde kullanılan hava savunma mühimmatları, istihbarat imkânları ve hava-deniz unsurları üzerinde ek baskı oluşturacağını belirtiyor.
Husiler Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları sürdürüyor
Meyyun'daki ilerleyişin ardından çatışmalar sona ermiş değil.
Husilerin askerî sözcüsü Yahya Seri, 13 Eylül'de Suudi Arabistan'ın Necran bölgesindeki Şerura'da bulunan bir askerî üsse füze ve İHA saldırıları düzenlediklerini ileri sürdü. AP, Husilerin bu iddiasını destekleyecek bağımsız kanıt yayımlanmadığını bildirdi.
Suudi Arabistan Sivil Savunması ise Yemen sınırındaki et-Tuval bölgesine düşen bir mühimmatın iki kişiyi yaraladığını ve bir camiyle bazı binalarda hasara yol açtığını açıkladı. Riyad yönetimi olaydan Husileri sorumlu tuttu.
Böylece çatışma, Yemen'in batı sahilindeki kara harekâtıyla sınırlı kalmayarak Suudi topraklarına yönelik füze ve İHA saldırılarıyla devam ediyor.
Babülmendep kapatılmış değil, fakat risk dengesi değişti
Son gelişmelerde birbirinden ayrılması gereken iki nokta bulunuyor.
Birincisi, Husilerin Meyyun Adası ve çevresindeki bölgelerde kontrol sağlaması Babülmendep'in şu anda bütün gemilere kapatıldığı anlamına gelmiyor. Deniz ulaşımı devam ediyor ve Husiler de Suudi bağlantılı gemiler dışındaki ticari trafiği hedef almayacaklarını açıklıyor.
İkincisi ise grubun boğaz üzerindeki askerî baskı kapasitesinin önceki döneme göre arttığı gerçeği.
Husiler zaten 2023'ten bu yana füze, seyir füzesi, balistik füze, insansız hava araçları ve insansız deniz araçlarıyla Kızıldeniz trafiğini tehdit edebilecek kapasiteye sahipti. Mokha ile Meyyun'daki yeni kontrol alanları, bu kapasiteye doğrudan coğrafî hâkimiyet de ekliyor.
Bu nedenle gelişmenin asıl önemi, Babülmendep'in bugün tamamen kapanmasından ziyade, Hürmüz'deki krizin ardından daha kritik hâle gelen ikinci büyük enerji ve ticaret geçidinin de çatışmanın doğrudan cephelerinden birine dönüşmesi.
Suudi Arabistan açısından ise denklem daha daralmış durumda: Hürmüz'deki risk nedeniyle Kızıldeniz'e yönlendirilen petrol, bu kez Babülmendep'teki Husi tehdidiyle karşılaşıyor; Hürmüz'ü devre dışı bırakan Doğu-Batı boru hattı ise yakın zamanda doğrudan saldırının hedefi oldu.
Önümüzdeki günlerde belirleyici olacak başlık, Husilerin Babülmendep'teki yeni askerî konumlarını yalnız Suudi Arabistan'a karşı mı kullanacağı, yoksa çatışmanın genişlemesi halinde uluslararası deniz trafiğine ilişkin mevcut sınırlamalarını değiştirip değiştirmeyeceği olacak.
Yemen hükümet güçlerinin Mokha ve Meyyun'u geri almak için yeni bir harekât başlatması, Suudi Arabistan'ın hava operasyonlarının kapsamını genişletmesi veya ABD'nin mevcut istihbarat desteğinin doğrudan askerî müdahaleye dönüşmesi ise Babülmendep çevresindeki krizin bir sonraki safhasını belirleyebilir.




