Son yıllarda milletin inancına, mukaddesatına ve Filistin'e düşman isimlerin “sanat”, “kültür” ve “etkinlik” ambalajıyla Türkiye’ye taşınması artık münferit birkaç organizasyonla açıklanamayacak hâle geldi. Ayincisi, soytarısı, Yahudi hayranı, Allah ve kitap düşmanı kim varsa Türkiye’nin sahnelerinde kendisine yer buluyor. Üstelik bunların bir kısmına kapıyı açan yer doğrudan devletin kurumları oluyor.
Son örnek Fransız şarkıcı Emma Shapplin. Shapplin’in 29 Eylül 2026’da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda konser vereceği AKM’nin resmî programında yer alıyor.
7 Ekim’den sonra İsrail’e koştu
Shapplin’in İsrail’e muhabbeti gizli saklı da değil. İsrail’in KAN News kanalına verdiği röportajda İsrail’le arasındaki bağı uzun uzun anlatan şarkıcı, 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail’de sahne alan ilk uluslararası sanatçılardan biri olarak lanse edildi. Kendisine İsrail’e gitmemesi yönünde uyarılar yapıldığını anlatan Shapplin buna rağmen ülkeye gitti, konser verdi ve İsraillilerle “yoğun ve karşılıklı bir bağ” hissettiğini söyledi. İsrail basını da sözlerini doğrudan “İsrail sevgisi” başlığı altında servis etti.
Gazze’de çocukların cesetleri enkazdan çıkarılırken, aileler topluca katledilirken, hastaneler ve camiler bombalanırken İsrail’e koşup oradaki topluma moral veren tasmalı bir İsrail sevicisinin, bugün İstanbul’un merkezinde devletin kültür sahnesinde ağırlanması başlı başına bir rezalettir. Gazze konusunda nutuk atıp ardından İsrail hayranlarına AKM’nin kapısını açmak, milletin aklıyla alay etmektir.
Bu kapıları kim açıyor?
Mesele artık Emma Shapplin isimli bir şarkıcıdan ibaret de sayılamaz. Türkiye’nin kültür politikası hangi akılla yürütülüyor? Milletin hassasiyetleri neden her organizasyonda tekrar tekrar çiğneniyor? Yahudi yardakçılarını, sapkın ayinlerini “sanat” diye pazarlayanları ve Müslümanların mukaddesatıyla problemi bulunan isimleri Türkiye’ye taşımak hangi kültür anlayışının mahsulüdür?
Her seferinde aynı manzara ortaya çıkıyor: Önce organizasyon sessiz sedasız programa konuluyor, ardından millet tepki gösterince geri adım ihtimali konuşuluyor. Devletin ilgili makamları kendi milletinin neye tepki göstereceğini anlayabilmek için illa meydanların ayağa kalkmasını mı bekliyor? Gazze için gözyaşı döken bu millet, ertesi gün İsrail’e sevgi gösterileri yapan isimlerin devlet salonlarında ağırlanmasına mecbur mu bırakılacak? Turizm Bakanlığı dünyada ne kadar pislik ve İsrail yanlısı varsa bir şekilde bulup ülkeye sokuyor.
Türkiye’nin meydanlarında Filistin sloganları yükselirken, devletin kültür salonlarında İsrail sevicilerine sahne hazırlanıyorsa ortada ciddi bir kültür ve irade problemi vardır. Bu memleket, her gelen Yahudi yardakçısının gösteri yapacağı sahipsiz bir alan değildir.
Baran Dergisi




