Haberler

Dış cephe sağlam, ya iç cephe?

Yusuf Kaplan’ın "dış cephe güçlü, iç cephe çöküyor" uyarısı, askeri başarıların ancak ruh köküyle korunabileceğini gösteriyor. Eğitimden hukuka, siyasetten iktisada her alanda yerli bir dünya görüşü pratiğe dökülmeli; iç kale en az dış sınırlar kadar güçlü tutulmalıdır.

Abone Ol

Yusuf Kaplan’ın "Dış cephesi güçlü ama iç cephesi çöken bir ülke, varlığını sürdürebilir mi?" sorusuyla kaleme aldığı yazı, Türkiye’nin savunma sanayindeki devrimsel başarılarına rağmen kültürel ve manevi zeminindeki derin sarsıntıyı bir beka sorunu olarak gündeme taşıyor. Kaplan, Selçuk Bayraktar öncülüğünde dış dünyada şekillenen jeo-stratejik haritaların hayati olduğunu kabul etmekle birlikte, asıl zaferin teo-politik ve jeo-kültürel haritaların zihinde çizilmesiyle mümkün olacağını vurguluyor. Kaplan'a göre, sarsılmaz bir akîdeye ve sarsılmaz sâbitelere dayanmayan hiçbir güç, tarihin akışını uzun süre kendi lehine çeviremez.

İç cephedeki çöküşün temelinde, Ehl-i Sünnet akîdesinin ve tarih yapma iradesinin yitirilmesi yattığını belirten Kaplan, toplumun bir nevi "epistemik körlük" yaşadığı uyarısında bulunuyor. Tanzimat’tan bu yana süregelen modernleşme çabalarını bir "ıslahat" değil, toplumun kendi özünden koparılması ve "celladına âşık edilmesi" süreci olarak tanımlayan Kaplan; önce kendinden şüphe eden, sonra kendini inkâr eden ve nihayetinde kültürel bir intihara sürüklenen bir sosyolojinin tehlikelerine dikkat çekiyor. Kaplan’a göre Türkiye, dışarıdan kuşatılamasa bile içerideki bu ruh kaybı nedeniyle nesneleşme riskiyle karşı karşıyadır.

Dış cephedeki askeri tahkimatın ancak iç cephedeki manevi tahkimatla korunabileceği gerçeğidir. Kaplan, savunma sanayindeki başarıların bir "gövde" olduğunu ancak bu gövdeyi ayakta tutacak olan "ruh"un, yani yerli zihin yapısının ve kültürel kimliğin hızla çözüldüğünü ifade ediyor. İç cephenin dizayn edilmesi, en az SİHA’lar kadar stratejik bir öncelik olarak sunulurken; genç kuşakların dijital algoritmaların ve Batılı yaşam biçimlerinin esiri haline gelmesi, kalenin içeriden ele geçirilmesi olarak nitelendiriliyor.

Sonuç olarak, Kaplan’ın bu hayati uyarısını somut bir çözüme kavuşturacak ve iç cepheyi gerçek manada tahkim edecek olan tek yol, Büyük Doğu-İbda fikriyatının çizdiği yeni dünya görüşüdür. Üstad Necip Fazıl’ın mimarlığını yaptığı "Başyücelik" tasavvuru, sadece bir ideal olarak kalmamalı, devletin ve toplumun yeniden inşasında yavaş yavaş hayata geçirilmelidir. Eğitimden hukuka, siyasetten iktisada kadar her alanda bu yerli ve sarsılmaz anlayışın pratiğe dökülmesi dışarıdaki askeri zaferleri, içeride ruhu olan bir medeniyet hamlesiyle taçlandırmanın tek anahtarıdır.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }