Doğu Türkistan’da 2025-2026 yılları itibarıyla Çin'in yürüttüğü operasyonlar, sadece kitlesel kamplarla sınırlı değil; bireylerin geçmişini, inancını ve her adımını hedef alan mikro bir soykırım modeline dönüştü. İşte son yaşanan hadiselerin ışığında Uygurlara yönelik asimilasyon tablosu:
DİJİTAL İNFAZ VE ÖLÜM SANSÜRÜ
Pekin yönetimi, dijital dünyayı adeta bir infaz mekanizmasına dönüştürerek ölümü duyurmayı bile "devlet sırrını ifşa" kategorisine aldı. Bunun en sarsıcı misallerinden biri, Kaşgar sakini Sattar Mehmed'in yaşadığı trajedidir. Mehmed, geçtiğimiz aylarda vefat eden babasının ölüm haberini TikTok (Douyin) üzerinden paylaştığı için Kaşgar polisi tarafından "kamuoyunu yanıltmak ve yasa dışı bilgi yaymak" suçlamasıyla anında gözaltına alındı. Bir evladın babasına duyduğu son vazifeyi yerine getirmesi, Çin'in Ocak 2024’te yayımladığı ve mezarlık paylaşımlarını "tehlikeli eylem" ilan eden genelgesi uyarınca toplama kampına sevk edilmesine yetti. Polis birimleri, bu tür paylaşımları yapanları yakalamak için "özel operasyon" timleri kurduğunu videolu uyarılarla açıkça teyit ediyor.
ANAOKULLARINDA DİL VE KİMLİK TASFİYESİ
Asimilasyon politikaları bugün eğitim kurumlarında hukuki kılıflarla meşrulaştırılıyor. Hoten ilindeki sözde "Sincan Wuang Hukuk Bürosu" tarafından yayımlanan yeni yönetmelik, Doğu Türkistan genelindeki anaokullarında eğitimin sadece Mandarin Çincesi ile verilmesini zorunlu kılarak dil kıyımını kurumsallaştırdı. Çin Anayasası'nın 4. maddesindeki etnik grupların dil özgürlüğü hükmü, yerel yönetimlerin "ortak dil becerisi" talimatıyla fiilen ilga edildi. Henüz ana dilini bile tam konuşamayan çocukların Uygurca kelimeler sarf etmesi, artık resmi raporlara bir "eğitim zafiyeti" olarak işleniyor.
14 MADDELİK FİŞLEME VE ENGİZİSYON
Günlük hayatın her anı, Kaşgar’daki restoran çalışanlarına yönelik sızdırılan ses kayıtlarında da görüldüğü üzere bir engizisyon mahkemesi disipliniyle denetleniyor. "Öz Değerlendirme" adı altında düzenlenen toplantılarda, sakal bırakmaktan "Esselâmü aleyküm" demeye kadar 14 maddelik bir suç listesi dayatılıyor. Katılımcılar, inançlarını ve kimliklerini yüksek sesle reddetmeye zorlanırken; İslami selamlaşma yerine Çince "Ni Hao" kullanmayan işletme sahiplerinin ruhsatları iptal ediliyor. Bu psikolojik baskı rejimi, sokağın sesini tamamen Pekin’in ideolojik korosuyla değiştirmeyi hedefliyor.
ÇİN'İN CELLADINDAN İTİRAF: SORGUDAN TABUTA UZANAN YOL
Sistemin içinden gelen itiraflar, sorgu odalarındaki vahşeti tüm çıplaklığıyla faş ediyor. 2006-2025 yılları arasında Çin emniyetinde görev yapan ve vicdan azabıyla Münih'e sığınan Zhang Yabo, 2014-2016 yılları arasında bir gencin ağır darp ve işkence sonucu kollarında can verişine şahitlik ettiğini açıkladı. Tutukluların saatlerce tavana asıldığı, sistematik işkence ve cinsel saldırıların birer "disiplin yöntemi" olarak benimsendiği bu karanlık tablo, 2023 sonrasında yerini daha sinsi ve kısa süreli ama toplumun ruhunu felç eden ağır işkenceli gözaltılara bıraktı.
5 GÜNLÜK KUR’AN DERSİNE MÜEBBET BASKI
İnancın kriminalize edildiği bu düzende, resmi polis kayıtları olan Xinjiang Police Files, çocukluktaki masum bir Kur’an dersinin bile hapis gerekçesi yapıldığını kanıtladı. 2017 yılında tutuklanan Uygur bir kadının, sadece çocukluk yıllarında annesinden aldığı 5 günlük Kur’an-ı Kerim dersi sebebiyle "radikalizm" suçlamasına maruz kaldığı ortaya çıktı. Dosyası "Aşırı Dini Atmosfer" kategorisine sokulan bu kadının hikayesi, Çin emniyet literatürünün bir annenin evladına dinini fısıldamasını dahi "terör eğitimi" olarak kodladığını belgeledi.
ULUSÖTESİ TERÖR VE KÜRESEL ÇAPTA KUŞATMA
Zulmün uzun kolu sadece bölgeyle sınırlı kalmayıp, Abdulhakim İdris vakasında olduğu gibi Malezya ve Endonezya'ya kadar uzandı. Uygur Araştırmalar Merkezi Direktörü olan ABD vatandaşı İdris, Kuala Lumpur’a iniş yaptığı andan itibaren Pekin'in talimatıyla 21 saatlik bir hücre hapsine ve sınır dışı edilme sürecine maruz bırakıldı. Ailesinden 24 kişi kayıp olan İdris, babası Abdulkerim Zikrullah İdris'in vefat haberini bile iletişim ablukası nedeniyle ancak 7 ay sonra alabildi. Baldızı Dr. Gulshan Abbas ise hiçbir siyasi faaliyeti olmamasına rağmen, sırf ailesinin savunuculuk faaliyetlerinden intikam almak amacıyla 20 yıl hapse mahkûm edildi.
TURİST PEŞİNDEKİ SİVİL POLİS ORDUSU
Doğu Türkistan'daki bu tecrit hali, bölgeyi ziyaret eden yabancıların da her adımının kuşatılmasıyla doruğa çıkıyor. 2025 yılında Kaşgar’ı ziyaret eden Polonya asıllı Avustralyalı bir turistin şahitliği, 5 sivil polis ve sahte taksilerle yürütülen 24 saatlik takibin boyutlarını gösterdi. Turistlerin Uygur halkıyla konuşmasını engellemek için otellerin önünde nöbet tutan görevliler ve başörtülü ziyaretçilere uygulanan şehre giriş yasakları, bölgenin nasıl bir "açık hava hapishanesine" dönüştürüldüğünü yabancı gözlemcilerin raporlarıyla da doğruluyor.
5 günlük Kur’an dersini "terör" sayan, babasının ölümünü duyuranı "vatan haini" ilan eden bu cinnet rejimi karşısında sessiz kalan her devlet, bu kanlı dosyaya imzasını atmaktadır. Doğu Türkistan, modern dünyanın vicdan mahkemesindeki en ağır davasıdır!
Uygur Haber, Baran Dergisi