☰
✕
Haberler

Dr. Kâzım Albayrak, "Necip Fazıl'ın Hürriyet Anlayışı ve Başyücelik Devleti"ni anlattı

29 Eylül 2026 tarihinde saat 13.30'da Feridun Erdoğral’ın Akittv’de sunduğu programa konuk olan Dr. Kâzım Albayrak, yeni çıkan kitabı "Necip Fazıl'ın Hürriyet Anlayışı ve Başyücelik Devleti" isimli eseri çerçevesinde değerlendirmelerde bulundu

Abone Ol

Albayrak, Necip Fazıl’ın "Hürriyet hakikate esarettir" prensibini hatırlatarak, mutlak hakikat ölçülerine bağlı ruh hürriyetinin esas olduğunu belirtti. Batı kaynaklı ideolojilerin yol açtığı buhranlara işaret eden Albayrak, Başyücelik Devleti’nin İslâmî devlet tecrübesini ve meşveret geleneğini günümüze taşıyan müstakil bir nizam teklifi olduğunu ifade etti. Mülakatta ayrıca iradeyi temsil eden Başyüce ile vicdanı temsil eden Yüceler Kurultayı arasındaki anayasal denge mekanizması, ehliyetli aydınlar zümresinin vazifesi, milletin senede bir gün doğrudan hesap sormasını güvence altına alan Halk Divanı ve hükümetler üstü konumdaki Yüce Din Dairesi gibi teşkilat esasları ele alındı…

Programın tam metnini okuyucularımız için paylaşıyoruz:

Feridun Erdoğral:

Sevgili seyirciler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde geçmişte bulunduğu döneme damgasını vuran ve onunla da yetinmeyip günümüze kadar eserleri gelen, ismi gelen, yaptıkları efendim ettikleri ve o döneme ve Türkiye'ye, ülkeye, millete kattıklarıyla anılan birçok isim var. Onlardan bir tanesi Necip Fazıl Kısakürek elbette… Kendisini konuşacağız. Yazar Kazım Albayrak bizlerle. Sayın Albayrak hoş geldiniz.

Dr. Kâzım Albayrak:

Hoş bulduk.

Feridun Erdoğral:

Evet Necip Fazıl'ın Hürriyet anlayışı nasıl bir temele dayanıyor? Böyle başlayalım arzu edersiniz.

Dr. Kâzım Albayrak:

Evet ben, kitabımda da “hürriyet” mevzunu en başa aldım zaten. Bunun temeli hürriyet çünkü… Necip Fazıl'ın hürriyet anlayışını bilmemiz lazım. Çünkü kamu hukukunu ilgilendiren bir mevzu hürriyet. Hürriyet mevzu aslında bütün hayatımızı ilgilendiriyor. Şahsî hayatımızı ilgilendirdiği gibi devletle, yönetimle ilişkimizi de ilgilendiriyor.

Necip Fazıl'ın hürriyet anlayışı… Necip Fazıl mesela şöyle diyor: "Hastanede doktora, orduda kumandana sonuçta hocaya karşı hürriyet mi olurmuş" diyor ve özetle şöyle ifade ediyor: “Hürriyet hakikate esarettir!” Pohpohlanan, cazip gibi sunulan başı boş hürriyetleri Necip Fazıl eliyor. Temelde ayrıldığını söyleyelim. Başı boş hürriyete karşı Necip Fazıl ruh hürriyetini savunuyor ve “Hakk’a esaret” diyor. Hürriyet hakikate esarettir şeklinde ifade ediyor. Mutlak ölçülerden hareketle insanın bir hürriyeti olabileceğini söylüyor. Hürriyetin sınırları… Çünkü sınırsız bir hürriyet, mutlak bir hürriyet -bu, kitapta da zaten inceleniyor- mutlak bir hürriyet mümkün değil. Hürriyeti en çok dillendiren, hürriyetin “şampiyonluğuna” oynayan Batı etiketli işler aslında… “Demokrasi”… Bunların hürriyet ve demokrasi anlayışının iflas ettiğini birçok yerde gördük. En son Gazze'de gördük. Yani “demokrasi” ve “hürriyet”in ne olduğunu gördük! Dolayısıyla Necip Fazıl, tutarlı bir hürriyet anlayışı savunuyor. Yani bir propagandist bir dilden ziyade gerçek, hakikate uygun, insanın misyonuna uygun, haklarımıza uygun, vazifelerimize uygun bir hürriyet anlayışı savunuyor. Bunu da mutlak ölçüler ışığında... Çünkü mutlak fikir olmadan “ben kimim?”, “ölüm nedir?” sorusunu cevaplayamayız. Dolayısıyla Necip Fazıl bu tefekkürlerden gelerek bir hürriyet anlayışını savunuyor. Aynı şekilde mesela Necip Fazıl'ın hürriyet anlayışı şu açıdan mühim başta söyledim; Kamu hürriyetleri açısından bu mevzu önemli.

Dolayısıyla Necip Fazıl'ın Başyücelik devleti modeli İdeolocya Örgüsü eserinin, baş eserinin kalbi mesabesinde. “Devlet ve idare mefkuremiz” diyor Necip Fazıl. Yani, Müslümanın dünyaya alternatif -hem kendi yaşantısında, hem cemiyetinde- alternatif bir dünya düzeni teklifidir Başyücelik Devleti modeli. Yani biz Batı’nın biçtiği gömleklerle... İşte sekülerizm, liberalizm, demokrasi bu tür rejimlerle değil; bize özgü bir rejim tasarımıdır Başyücelik Devleti… Hürriyet anlayışı da buna göre ortaya konmuştur. Necip Fazıl'ın bu teklifini - Müslüman münevver olarak bütün halka yönelik bu teklif, tabii ki başta yöneticilere, siyasetçilere de- İBDA mimarı Salih Mirzabeyoğlu Başyücelik Devleti diye müstakil bir eserde tafsil ediyor, açıklıyor. Mesela orada Batı demokrasilerin de eleştirisi yapılıyor ağırlıklı olarak. Mirzabeyoğlu, hürriyet mevzusunda “Hürriyetin mana itibariyle herkese göre değişen bir tanımı var” diyor. Bize göre, İslâmî rejimin hürriyet anlayışı karşısında, Batı’nın karşısında demokrasinin, hürriyeti yok etme hürriyeti olarak kabul edilemez diyor… Yani demokrasinin hürriyet anlayışı bizim hürriyetimizi yok ediyor... Hemen bir misal vereceğim… Mesela LGBT gibi bir şeye, bir sapkın anlayışa biz hürriyet tanıyamayız. Onların “hürriyeti” de bizim hürriyetimize sınırlamadır. Çünkü biz çoluğumuzu, çocuğumuzu, neslimizi nasıl koruyacağız? Onların hürriyet anlayışı bizi tahrip eder. Biz bunu kabul edemeyiz. Bunu misallendirebiliriz yani...

Feridun Erdoğral:

Evet. Çok haklısınız. Şimdi efendim "Başyücelik Devleti" yani kitabınızın merkezindeki bu kavram, bunu nasıl tarif ediyorsunuz? Necip Fazıl nasıl bir devlet ve yönetim modeli tasavvur ediyor?

Dr. Kâzım Albayrak:

Şimdi bunun birkaç özelliğini hemen söyleyeyim. Başyücelik’te dikkat çekmek istediğim şey, yüce kelimesidir. Aslında bu “yüce”, “Devlet-i Aliyye”… Osmanlı Devleti'nin tam adı Devlet-i Aliyye. Yüce devlet. Devlet-i Aliyye... Bakın oraya da bir gönderme oluyor “yüce” kelimesini kullanarak Necip Fazıl. Yani seçkin, çilekeş, temayüz etmiş, duruşuyla temayüz etmiş insanların -buna aydınlar tabakası da diyebiliriz- insanlardan oluşan bir Yüceler Kurultayı… Adı Yüceler Kurultayı. Bu “kurultay” kelimesiyle Necip Fazıl, geçmiş tarihî tecrübeleri de süzüyor. Yüceler Kurultayı var merkezde. Bir de Başyüce var. Bir bedende iki baş gibi düşünebiliriz. Bunu Necip Fazıl şu şekilde ifade ediyor: Yüceler Kurultayı vicdan; Başyüce irade... Buradan da anlayabiliriz. Yani Yüceler Kurultayı bunun iman kısmı, iç kısmı diyelim. Vicdan kısmı. Başyüce de bunun irade ve aksiyona geçmesidir. Bu ikisi arasında bir denge var. İkisi nasıl ihtilafa düşerse -zayıf bir ihtimal de olsa nasıl olur?- Onu da söyleyeyim mi kısaca?

Feridun Erdoğral:

Lütfen.

Dr. Kâzım Albayrak:

Yüceler Kurultayı yüzde 75 oyla Başyüceyi devirebilir. Başyüce kendi içinden çıkıyor. Seçerken de kendi içinden seçiyor. Yüzde 75 oyla onu devirebilir. Yeni bir Başyüce kendi içinden seçer. Başyüce, eğer Yüceler Kurultayı’nı çok kötü bir durumda görürse, kokuşma gibi bir durumda görürse, bir fesat içinde görürse yüzde 40'ını yanına alarak ve referanduma giderek Yüceler Kurultayı’nın geri kalan kısmını yenileyebilir. Böyle bir denge mekanizmasını da kurmuş Necip Fazıl. Buna devam edeyim istersen birkaç özellikleriyle…

Feridun Erdoğral:

Lütfen…

Dr. Kâzım Albayrak:

Başyücelik…

Feridun Erdoğral:

Ben de kitabınızı ekranlardan gösteriyorum şu anda….

Dr. Kâzım Albayrak:

Tamam. Yüceler Kurultayı’yla Başyüce arasındaki uyumu, dengeyi söyledim. En önce aydınlar tabakası, seçkinler tabakası… Buna “Ehlü'l-hal ve'l-akd” de diyebiliriz, ehliyetli şûra ehli de diyebiliriz. Meşveret meclisi de diyebiliriz. Bu arada şunu söyleyeyim. Bu “demokrasi” kelimesine sihirli bir sözcük gibi çok sarılıyoruz. Halbuki demokrasi değil, kendi kavramlarımıza konuşmamız daha faydalı. Meşveret… Meveddet… Şûra… Dîvan… Bunun gibi kavramlarla… Hak, adalet, vazife bunun gibi kavramlarla konuşmamız lazım. Bunun temelinde seçkinlerden oluşan aydınlar tabakası var, çilekeşler tabakası var… Ki; Hazreti Ebubekir'den sonra Hazreti Ömer’i 6 kişilik bir heyet seçmiştir. Ondan sonra da bu şekilde önde gelenler, Medine'nin önde gelenleri seçmiştir. Dolayısıyla Mâverdî de söylüyor... İmam Mâverdî… Seçenler, seçilenler ve bunun dışında kalanlar. Yani ehliyetli olmayanların seçmesi şart değil. Yani onlara herkesin oyuna başvuracak şeyler belki daha belediye işlemlerinde, beledî meselelerde, devlet yönetiminin denetlenmesi işlerinde, Emri bi'l-ma'ruf işlerinde, Hisbe teşkilatında onlar geçerli... Yoksa bu seçmede böyle bir şey söz konusu. Burada bir de hemen halk divanına geçeyim… Demek ki Başyücelik rejimin dayandığı sınıf bütün sınıflar üstü çilekeş aydınlar, münevverler kadrosudur. Bu anlaşılacak bir şeydir. Bugün zaten dünya da buraya doğru gidiyor. Halk Divanı, halk şûrası var. Burada senede bir Başyüce’nin sarayında toplanır ve yüksek sesle hakkını sorar. Herkes hakkını arar. Başyücelik rejiminde alkış ve yuha hakkı anayasal bir hak…

Feridun Erdoğral:

Evet…

Dr. Kâzım Albayrak:

Hazreti Ömer'in de böyle örnekleri var… “Başyücelik hükümeti Meclis dışından seçilen vekillerden oluşur. Başvekil ise Meclis içinden olur. Yüceler Kurultayı hükümeti onaylamazsa Başyüce yeni bir hükümet kurar.” Bunu da söyleyeyim. Yüce Din Dairesi hükümet üstü konumdadır. Bir ihtilaf olursa Başyüce ile, Yüceler Kurultayı’na gider ve hiçbir şey tesir dinlemez. Bu aynı zamanda hukukun üstünlüğünün gerçeğidir. Bu gerçek manada hukukun üstünlüğüdür. Yalandan değil. Yargı, Başyüce adına iş görür. Bunu belirtelim.

Feridun Erdoğral:

Peki toparlayalım efendim…

Dr. Kâzım Albayrak:

Bizde nizamlı hürriyet anlayışı var... Hürriyet mevzuunda böyle popülist söylemlere gerek yok. Reel olmak lazım. Burada, hürriyetin gerçek tarifini Mirzabeyoğlu bir eserinde- Başyücelik eserinde olacak- şöyle söylüyor: “Allah ve Resulü’nün izinde olanlara tâbi olabildiğin kadar hürsün ve hürriyet bunun içindir.” Bizim için hürriyetin anlamı budur. Başka bir anlamı yok.

Feridun Erdoğral:

Anlıyorum.

Dr. Kâzım Albayrak:

“Hürriyet” ve “Başyücelik” bizim için, müslümanın müslümanca yaşaması için tasavvur edilmiş, kurgulanmış mütefekkir Necip Fazıl tarafından… Necip Fazıl sadece şair değil; mütefekkir en başta… Bu, onun tarafından kurgulanmış… Bunu, yöneticilerimiz kimse, her kimse, AK Parti'nin, okur-yazar kesimin, bilhassa Üstadımızın bize bıraktığı bu mirası el üstünde tutmamız lazım. Niye biz şunun, bunun, yok liberalizmdir, yok sosyalizmdir, yok şuydu, yok buydu… Böyle bir şeye mahkûm değiliz. Kabul de etmiyoruz. Biz Kur'an ve sünnet ölçülerinden ilhamını alan, bize göre bütün İslâmî devlet geleneklerini de süzmüş, böyle Üstad Necip Fazıl gibi bir dehanın ortaya koyduğu Başyücelik rejiminin altında yaşamak istiyoruz. Bunun için de risk almamız gerektiğine inanıyorum. Teşekkür ederim diyorum.

Feridun Erdoğral:

Ben de çok teşekkür ediyorum. Sizin vesileniz ve kitabınızın da vesilesiyle Necip Fazıl Kısakürek'i, bu kısacık zaman diliminde biraz daha böyle hem anlamış olduk, belki de biraz da anmış olduk aslında. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin.

Dr. Kâzım Albayrak:

Amin. Necip Fazıl kısa zamanlara sığmaz… İnşallah daha uzun, daha detaylı programlarda Büyük Doğu davası konuşulsun diyorum…

Feridun Erdoğral:

Peki efendim. Çok teşekkür ediyorum. Yayına katkılarınızdan ötürü. Çok teşekkürler. Çok sağ olunuz.

Evet. Necip Fazıl Kısakürek. Zaman yetmez ki onu anlatmaya. Ciltler dolusu sadece onu anlatmak için, onun fikriyatını anlatmak için bile kitaplar yazmanız gerekiyor. Önemli bir isim, önemli bir dönemde damgasını vuran, önemli gerçekten bir Üstat olarak adlandırdığımız Necip Fazıl Kısakürek. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }