Pierre Loti, Fransız donanmasında görevli bir subaydı. Onu "yazar" ve "gezgin" olarak pazarlayanlara inat, tarih belgeleri bize başka bir resim sunuyor. Bu şahıs, 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de Türk askerine karşı Fransa ordusunda yer almış, "Osmanlı’yı öldürmek istiyorum" diyecek kadar kinini açık etmiş biridir. Üstelik, kendi iç dünyasındaki sapkınlıkları, yaşam tarzı ve eşcinsel eğilimleriyle, Eyüp Sultan gibi Müslüman-Osmanlı kimliğinin merkezine zıt düşen bir figürdür.
Bu şahıs, İstanbul’a dair yazdığı satırlarda "aşktan" bahsederken, şehrin hafızasını nasıl söküp evine taşıdığının da hesabını vermemiştir.
Eyüp Sultan gibi mübarek bir tepenin adı, asırlarca bu topraklara irfanıyla damga vuran büyük alim İdrisi Bitlisi'ye atfedilmişti. Peki, ne oldu da bu toprakların hafızası silindi ve 1934'te bu tepeye bir Fransız casusunun ismi verildi?
Bir şehri sevmek, onu talan edip kendi evinde ganimet olarak sergilemek değil; o şehrin ruhuna, inancına ve izzetine saygı duymaktır. Pierre Loti, bu toprakların dostu değil, en sinsi düşmanlarından biridir. İstanbul'un silüetinde, bir casusun isminin yer alması, şehrin izzetine vurulmuş bir hançerdir.
Vakit, bu garabete son verme vaktidir. O tepenin adı, o tepenin gerçek sahibine, yani İdrisi Bitlisi'ye iade edilmelidir.
Baran Dergisi