Dünyada özellikle de Avrupa’da ırkçı dalga hızla yükseliyor. Fransa’da ırkçılar iktidarın eşiğinde, Almanya’da ikinci parti olmayı zorluyorlar, Hollanda’da iktidarın ensesindeler... Avrupa’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslâm karşıtlığı sorunu yaşamayan bir ülke kalmadı neredeyse.

2000’lerin başında başlayan ırkçı yükseliş, merkez partilerin tavizi yüzünden Avrupa’yı rehin alma noktasına geldi. Merkez partilerin, oyların ırkçı partilere kaymasını önlemek için neredeyse ırkçı partiler gibi davranmaya başlaması, faşizmin yayılmasına yol açtı.

Türkiye, imparatorluk bakiyesi olan bir devlet. Bu coğrafyada asırlarca farklılıklar birlikte yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Evet, Avrupa’da 1700’lerde baş gösteren ulusçuluk, Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde karşılık bulmuş ve birçok ulus devletçiğin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Siyonizm, İsmail ve İsmail'in aşk ve teslimiyetini yeryüzünde silmek istiyor Siyonizm, İsmail ve İsmail'in aşk ve teslimiyetini yeryüzünde silmek istiyor

Birinci Dünya Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanan bütün acılara rağmen, bu topraklarda birlikte yaşama kültürü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de devam etti. Onca tahrikler ve kışkırtmalar karşısında bu topraklarda ırkçı bir dalga estirilemedi. Zaman zaman tatsız olaylar oldu, terör üzerinden etnik kaşımalar denendi ancak tartışmalar lokal kaldı.

STRATEJİK COĞRAFİ YAPISIYLA TÜRKİYE GENİŞ ETKİ ALANINA SAHİP

Türkiye, uzun yıllardır etrafında savaş olan ve bundan dolayı istikrarsızlaşan, merkezi devlet otoritesi kalmayan ülkelerle komşu. Hepimizin hemen hatırlayacağı olayları özetle sıralarsak; Suriye’de Hama Katliamı, İran-Irak Savaşı, Halepçe Katliamı, Bulgaristan’da Türklere yapılan kötü muameleler, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Birinci Körfez Savaşı, İkinci Körfez Savaşı, devam eden Suriye iç savaşı gibi Türkiye’nin sınırlarında cereyan eden olaylar... Yakın coğrafyada ise Afganistan, Sudan, Libya, Bosna Hersek gibi ülkelerdeki olaylar da ülkemizi yakından etkiledi.

Nasıl stratejik bir coğrafyada bulunduğumuzu anlatmaya gerek yok, dünya haritasını önümüze serip Türkiye’nin yerine bakmamız yeterli. Türkiye, sadece Asya ile Avrupa arasında bir köprü değil, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya, Akdeniz’den Balkanlar’a, Afrika’dan Avrupa’ya, çok geniş bir etki alanına sahip.

Ticaret yolları, enerji hatları Türkiye’den geçsin istiyoruz, kültür-turizm alanında dünyanın en çok ilgi çeken ülkesi olmak istiyoruz, ama mülteciler olmasın istiyoruz. Türkiye olmadan Akdeniz gazı dâhil, enerji hatları Avrupa’ya geçemez diyoruz, ama mülteciler Türkiye’den geçmesin diyoruz. Türkiye, bulunduğu stratejik konumu dolayısıyla, bütün avantaj ve dezavantajları birlikte yönetmek mecburiyetindedir.

Göç dalgaları büyük değişimler barındıran hadiselerdir. Dünya tarihinde Kavimler Göçü diye bir gerçek var. Dünyada çeşitli nedenlerle yaşanan göç dalgaları, milletlerin, ülkelerin, imparatorlukların ve kıtaların kaderini değiştirdi. Tarih boyunca göçü önlemek mümkün olmamıştır. Asıl yapılması gereken bunu yönetmektir. Göçü iyi yöneten ülkeler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de daima daha önde olacaktır.

Türkiye bulunduğu coğrafi konum nedeniyle ve dünyada yaşanan olaylar sonucunda önceki yıllara oranla daha büyük bir göç tehdidiyle karşı karşıyadır. Özellikle Suriye iç savaşının ardından yüz binlerce mülteci misafir ediyor. Aynı zamanda Afganistan, Pakistan, Irak, Afrika ve Türk Cumhuriyetleri’nden gelen göçmenler var.

LAWRENCE FİTNESİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Türkiye, bu süreci hem insani hem de idari açıdan dünyaya örnek olacak bir şekilde 10 yıldır yönetiyor. Kaçak göçmenlerle mücadele, geri gönderme çalışmaları ve sınırlarının güvenliği konusunda büyük başarılara imza atıyor.

Bütün bunlara rağmen, Avrupa’daki ırkçılar gibi Türkiye’de de bazı ırkçı faşist yapılanmalar, yabancı düşmanlığı ve İslâm karşıtlığı yaparak, çeşitli provokasyonlarla toplumu tahrik etmeye çalışıyor. Ne yazık ki son zamanlarda bu ırkçıların provokasyonlarından etkilenerek, kaçak göçmen ve mültecilerle ilgili çalışmalarda rahatsız edici uygulamalara yol açılıyor.

Öncelikle ırkçı görünümlü bu yapılanmaların, ırkçılığın ötesinde bir ajan provokatörlük faaliyeti içinde olduklarının bilinmesi gerekir. Rahatsız oldukları, Türkiye’nin doğru politikalarıdır. Türkiye’nin, göç politikasını iyi yönetmesinden ve bunun neticesinde küresel gücüne güç katmasından rahatsız olanlar, ırkçı görünümlü bu yapıları sahaya sürdüler. İşin aslı, ‘ırkçılık’ görünümlü bir Lawrence fitnesiyle karşı karşıyayız.

Hüseyin Likoğlu, Yeni Şafak