Batı iktisadı, insanı ve onun yönelişlerini sadece maddi işlemler çevresinde düşünmüştür.

İktisat, batı’nın ekonomi diye farklı mecralara çektiği bir kelime. Halbuki iktisat, “iktisatlı olmak”tan kaynaklanan bir manaya sahip. Ama, batı iktisadı; iktisatlı olmaktan çok, savurgan bir tutumun iktisadi sistemde geçerli olması gerektiği  anlayışından hareket ediyor.

Niçin huzursuzuz ev kadını olmaktan, anne olmaktan? Niçin huzursuzuz ev kadını olmaktan, anne olmaktan?

İktisadi faaliyeti para, mal, üretim ve emek gibi faktörlerden oluştuğunu söyleyen batı iktisadı, insanı ve onun yönelişlerini sadece maddi işlemler çevresinde düşünmüştür. İnsanı ve onun ruh ve fikir dünyasını olayın dışında bırakmak suretiyle , toplumda ciddi bir problemin ortaya çıkmasına imkan verilmiştir. Halbuki insan ve onun değer ve fikirleri, sadece iktisadi hayatı değil, hayatın bütün alanlarında geçerli ve hatta “belirleyici” bir faktörlerdir. Fakat batı düşüncesinin, madde ve menfaat merkezli bir şekilde tasarlanması, insanı ve onun değerlerini, sadece iktisadi değil; siyasi, sosyal ve kültürel hayatta da dışlanmasına yol açmıştır. Bu haliyle, hayatın en önemli planlayıcısı olan insanı, eşya ile bir tutarak, onun sistemi kendi değer ve fikirlerine göre değil, piyasadaki pasif faktörlerin işleyişine tabi kılmıştır.  Halbuki insanın niyet ve tutumları, iktisadi hayatta en belirleyici bir faktör olması gerekiyordu. Çünkü insan, inanç ve ahlakı ile bütün hayat faaliyetlerine yön veren bir varlık özelliğine sahiptir.

Materyalist iktisat, ahlak’a  iktisadi faaliyetlerde yer vermemekle insanı kuralsız ve ihtiraslarına bağlı hareketler yapmış ve keyfi işlemler ile toplumun sosyal hayatına çok farklı şekillerde zararlar vermesine yol açmıştır.

İnsan davranışları, ister iktisadi, ister siyasi olsun;  ya nefsi/bencilce veya normatif kurallar ile hareket etmektedir. İnsanı kendine ve topluma yönelik, ahlaki ve geleneksel değer ve kurallar ile yetiştirmedikçe, onun ihtiras, bencillik ve aldatıcı tutum ve yönelişlerden uzak tutmak mümkün olmamaktadır. Bu durumu, yaşadığımız hayatta meydana gelen suiistimal ve aldatmacalardan biliyoruz.

 Müslüman bir toplumda, ahlak dışı bir iktisat, nasıl yürür?

İktisat kitaplarında, iktisadın “ahlak dışı” bir olay olduğundan bahsedilir. Bu görüş, maalesef ahlakı üstün bir değer olarak kabul eden bizim toplumumuzda da teorik ve ilmi  olarak benimsenmektedir. Halbuki, insan davranışları; maddi olsun, manevi olsun; her şekilde  değerler sisteminin etkisi altındadır. Hiçbir davranış, iç dünyamızdaki değer ve duygulardan bağımsız değildir. Batı düşüncesi, iktisat ve diğer sosyal ilimleri değerlerden uzak tutmak suretiyle, nefsi/bencilce ve egoist  tutumlarına bir engel gelmemesini istemektedir. Buna rağmen, çeşitli ilmi eserlerde, insanın tutum ve davranışlarında iktisat dışı, başka belirleyici faktörler olduğunu dile getirmektedirler.

Burada konunun bilgi farklılığından çok, insanların kendi istek ve arzularının dışında, belli (özellikle ilahi) “kurallara uyma” probleminden dolayı, inanç ve ahlakı, sosyal sistemin içinde muhafaza etmekten kaçındıkları anlaşılmaktadır. Çünkü bugün batı’da  “değerler eğitimi”, “ iş ahlakı” gibi konuların gündemde olması,  insan ve insani değerlerin dışında bir sistemin gerekli olduğunun en büyük göstergesidir.

Türkiye gibi ahlak ve inanç değerlerinin sosyal yapıyı belirlediği bir toplumda, sürdürülmek istenen iktisat politikasının, batı düşünce ve sistemiyle zoraki bir şekilde tutundurulmaya çalışılması, yanlış bir politikadır.

Tüsiad Heyetinin temsilcisi, Türkiye’de tüketime dayalı bir iktisadi politika uygulanmasından şikayet ederek, tüketimin yatırıma dönüşmesini istemektedir. Bu arada, yeni maliye politikasının da olumlu gelişmeler içine girdiğinden, memnuniyetini dile getirmektedir.

Mehmet Şimşek   ve Gaye Erkan’ın, batılı iktisat anlayışı ile hareket ederek yaptıkları en önemli iş, aşırı tüketimi engellemeye çalışmak olmuştur. Çözüm olarak da, faizin yükseltilerek; fazla para talebini kısma yoluna gitmişlerdir.  Böylelikle de enflasyonu düşürmeye çalışmaktadırlar. Hatta, başka ülkelerden borç  alarak, iktisadi sistemi normal hale getirmeyi hedeflemektedirler.

Tüsiad’ın iktisadi mantığı ve hükümetin iktisadi politikası, insanı ve insani değerleri gündem dışı bırakarak; bu toplumun değerleri, ahlaki ve insani özelliklerini hesaba katılmadan, sanki batılı bir insan ve toplum için politika üretircesine,  batı’da uygulanan reçeteleri gündeme getirmek olmuştur.

Halbuki, bu ülkeye lüks  malları sokan, reklamlarla ihtiyaç dışı yüzlerce ürünü halkın kullanması için hayatımızı “reklam bombardımanı”na tabi tutan, liberal anlayışın kapitalist mantığı ve bunu benimseyen iş adamları değil midir? Aşırı tüketimden şikayet eden Tüsiad’çı firmaların kaç tanesi, yurt dışı kaynaklı malların distiribütörlüğünü yapmaktadır, bunları neden açıklamıyorlar?..

Öncelikle bu tezatlar yığını içinden çıkmak ve kendi insan, kültür ve ahlak sistemimizi gözönüne alarak, iktisadi politikaları oluşturmak zorundayız. Bu konu, dini ve manevi değerleri, sadece siyaset yaparken kullanmak ile hallolacak bir mesele değildir…

Prof. Dr. Sami Şener, Mirat Haber