İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Davos katılımının iptal edilmesine sert tepki gösterdi. Erakçi, bu kararın arkasında terörist İsrail ve ABD merkezli lobilerin siyasi baskısının yattığını vurgulayarak, uluslararası sistemin içine düştüğü hukuksuz hegemonyayı işaret etti.
Siyasi baskıyla simdirme
Erakçi, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, katılımının iptal edilme sürecine dair çarpıcı ifadeler kullandı. Bakan Erakçi, "WEF, İsrail ve ABD merkezli vekilleri ile savunucularının yalanları ve siyasi baskısı nedeniyle Davos'a katılımımı iptal etti." dedi. Uluslararası olduğu iddia edilen mecraların, terör şebekesi İsrail’in ve hamisi ABD’nin patavatsızca baskılarıyla bir ülkeyi böylesine sindirebilmesi, mevcut dünya düzeninin ne denli çürüdüğünü ve "bağımsızlık" iddiasının nasıl bir aldatmacadan ibaret olduğunu bir kez daha gösterdi.
Şiddet eylemlerinde MOSSAD vurgusu
İran’da son dönemde yaşanan hadiselere de değinen Erakçi, alınan güvenlik önlemlerinin bir tercih değil, "silahlı şiddet ve DEAŞ tarzı cinayetlere" karşı verilmiş meşru bir yanıt olduğunu savundu. Söz konusu eylemlerin doğrudan Mossad tarafından desteklendiğine dikkat çeken İranlı Bakan, bu süreçte yaşanan şiddet olaylarını belgeleyen; güvenlik görevlilerinin katledildiği, sivillere saldırıların düzenlendiği ve kaos sahnelerinin yer aldığı bir görüntü derlemesini de kamuoyuyla paylaştı.
Soykırımcı İsrail kayırılmıştı
Erakçi’nin açıklamasındaki en kritik nokta ise Davos’un sergilediği çifte standart oldu. Terörist İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve 71 bin masum insanın katledildiği soykırım sürecinde, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un 2024 başındaki Davos toplantılarında ağırlanmasını hatırlatan Erakçi, şunları kaydetti:
Üzücü ironi şu: İsrail'in Filistinlilere yönelik soykırımı ve 71 bin masum insanın toplu katliamı, Dünya Ekonomik Forumu'nu İsrailli yetkililere gönderilen herhangi bir daveti iptal etmeye zorlamadı.
İran’ın güvenlik operasyonlarını bahane ederek kapıları kapatan WEF’in, elinde on binlerce mazlumun kanı bulunan Yahudi yetkililere kırmızı halı sermesi, bağımsızlık iddiasındaki uluslararası kurumlarda aslında kimin borusunun öttüğünü faş etti.
Bu tablo, "uluslararası hukuk" ve "diplomasi platformu" maskesi takan yapıların, aslında Siyonist sermaye ve Amerikan emperyalizminin emir eri olmaktan öteye gidemediğini; en büyük soykırımlara imza atanların el üstünde tutulup, buna adapte olmayanların dışlandığı bu sistemin artık tamamen miadını doldurduğunu bir kez daha tescilledi.