Uluslararası Af Örgütü, bu hamleyi ABD'nin işkence ve hukuksuzluklarla anılan Guantanamo Hapishanesi’ne benzeterek sert bir dille eleştirdi.
Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow, Berlin'de gerçekleştirdiği hitapta, AB'nin planladığı bu geri dönüş merkezlerinin insan hakları ihlallerini kurumsal bir yapıya kavuşturacağını açıkladı. Duchrow, 11 Eylül sonrasında ABD’nin "terörle mücadele" kılıfıyla inşa ettiği hukuksuzluk rejiminin bir benzerinin şimdi Avrupa eliyle hortlatıldığını ifade etti. Örgüt tarafından paylaşılan analizde, merkezlerde tutulacak kişilerin avukat desteğinden mahrum kalmasıyla hukuki tecrit yaşanacağı, kamplardaki yaşam koşullarının insan onuruna aykırı bir seviyeye gerileyeceği ve AB'nin kendi topraklarındaki sığınmacı yükümlülüklerini mali destekler karşılığında üçüncü ülkelere devrederek sorumluluktan kaçacağı vurgulandı. Duchrow, geçmiş dönemlerde uygulanan Libya iş birliği ve AB-Türkiye Mutabakatı gibi adımların da benzer trajedilere sebep olduğunu hatırlattı.
Gelen eleştirilere karşı AB kanadından savunma gecikmedi. Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Bernd Krösser, bu merkezlerin yalnızca sınır dışı kararı kesinleşen ancak yasal engeller yüzünden gönderilemeyen kişileri kapsayacağını iddia etti. Krösser, söz konusu kampların birer "tutuklama merkezi" olarak görülmesi yerine, uluslararası mülteci hukukuna uygun barınma alanları şeklinde değerlendirilmesini talep etti.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ise AB’nin insani yükümlülüklerini bu şekilde "taşeronlaştırma" girişimini tehlikeli bulduğunu ilan etti. Türk, uluslararası hukukun temel taşı olan "geri göndermeme" ilkesine mutlak surette sadık kalınması çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) da bu merkezlerin hukuki zemin kazanabilmesi için her sığınmacı için tamamen bireysel inceleme süreçlerinin yürütülmesi, çocukların bu kamplardan tamamen muaf tutulması ve bağımsız insan hakları gözlemcilerinin kamplarda sürekli denetim yapması şartlarını öne sürdü.
Avrupa Parlamentosu’nda 218 reddi oyuna karşı 418 oyla kabul edilen bu tüzük, AB içindeki sınır dışı başarı oranını artırmayı amaçlıyor. Mevcut durumda AB'nin verdiği geri gönderme kararlarının sadece yüzde 20 ila 30'u fiilen uygulanabiliyor. Almanya, Hollanda, Danimarka, Yunanistan ve Avusturya’nın öncülük ettiği bu projeye toplam 19 üye ülke resmi destek veriyor. AB bürokrasisinin mültecileri göndermek için diplomatik temas yürüttüğü bölgeler arasında Ruanda, Tunus, Mısır, Uganda ve bazı Orta Asya devletleri yer alıyor. Batı, kendi sınırları içinde refahı korumak adına mülteci sorununu küresel güneyin sırtına yıkma stratejisini bu merkezlerle resmi bir politikaya dönüştürüyor.





