Belçikalı sürrealist ressam René Magritte'in 1929 yılında tamamladığı İmgelerin İhaneti (La Trahison des Images) isimli tuval, sanat tarihinin ve dil felsefesinin en çok tartışılan eserlerden biri konumundadır.
Fransız filozof M. Foucault, bu tabloyu merkeze aldığı çözümlemesinde, görüntü ile dilin temsili arasındaki ayrışmayı ayrıntılarıyla ortaya koyar.(*)
Kaligramın parçalanması ve alan karmaşası
Foucault'nun okumasına göre Magritte, tarih boyunca okuma ile görme eylemlerini bir arada tutan "kaligram" formunu bilinçli bir biçimde parçalamaktadır. Klasik sanatta bir resim ya görülür ya da üzerindeki metin okunur; ikisi aynı anda gerçekleştiğinde biri diğerine tahakküm kurar. Magritte'in tuvalinde ise çizim ile yazı aynı yüzeyde bulunsa da aralarında hiçbir ortak zemin yer almaz.
Tuval üzerindeki ifade, altındaki çizimi açıklamak yerine onun sınırlarını çizer. Çizilen şekil tütün yakmaya, elde tutulmaya veya duman çıkarmaya elverişli fiziksel bir nesne olmaktan uzaktır; tuvale aktarılmış yağlı boya katmanlarından ibarettir. Dolayısıyla alt kısımda duran yazılı bildirim, tuvaldeki nesnenin hakikatini doğrudan dile getirir: Görseldeki imge, nesnenin kendi varlığından tümüyle bağımsız bir temsildir.
Benzerlik ile benzeyiş arasındaki çizgi
Foucault analizinde iki temel kavramı birbirinden ayırır: Benzerlik (ressemblance) ve benzeyiş (similitude).
Benzerlik, bir ana modelin varlığını şart koşar. Orijinal bir nesne vardır ve resim o nesneye benzediği oranda değer kazanır.
Benzeyiş ise bir merkeze veya asıl modele ihtiyaç duymadan devam eden kopyalar silsilesini ifade eder.
Magritte tuvalinde ana modeli ortadan kaldırarak benzeyiş ağını serbest bırakır. Pipo çizimi gerçek bir pipoya benzer görünse de, altındaki yazı bu bağın meşruiyetini sarsar. Çizim metni, metin ise çizimi boşa çıkararak zihni sonsuz bir döngüye sürükler.
Dil, imge ve gerçekliğin üçlü kopuşu
Resimdeki görünür düzen, izleyicinin alıştığı kabul kalıplarını sarsma işlevi görür. Söz konusu çalışma; dilin nesneyi tanımlama gücünü, imgenin nesneyi yansıtma iddiasını ve gerçekliğin tuval üzerindeki konumunu aynı anda sorgulamaya açar. Magritte'in bu hamlesi, sanatın sadece bir seyir nesnesi olmaktan çıkıp felsefi bir sorgulama alanına dönüşmesine imkân tanımıştır...
(*) Foucault, M. (1973). Ceci n'est pas une pipe. Montpellier: Fata Morgana. (Türkçe çevirisi: Bu Bir Pipo Değildir, Çev. Ara Altun, Yapı Kredi Yayınları).





