Kendinize has bir mânâ anlayışınız yoksa inandırıcılığınızı yitirir, boşluğa düşersiniz. Benzer şekilde fikri metabolizmanız düşükse, temasa geçtiğiniz kültür sizi zehirleyebilir ya da aldığınız yabancı maddelerin çokluğu sebebiyle kültürel hazımsızlık çeker; kendi kültürünüzle çatışma içine girersiniz. Tıpkı, cumhuriyet sonrası nesillerde hakikat ve hakikat hissinin yitimini gösteren sanat ve edebiyata dair eserlerinde olduğu gibi… Kimi ideolojisini yitirmiş bir topluma ağıt yakmakta, kimi de zevksizliği teksir etmekle meşgul.

Sanat Hakk’ı arama metodudur. Her sanat biçimi belirli bir zihniyet ya da ruha ifade imkânı sunar ve her durumda belirli bir kişilik ve kültür tipiyle ayrılmaz bir biçimde ilişkilidir. Kültür gibi kişiliklerde hâkim kültür modelinin hasrı içindedir. Duyumcul sanat, daha çok duyumcul niteliğe sahip bir kültürde ve bu kültürün şekillendirdiği şahsiyetlerden müteşekkil bir toplumda ortaya çıkar; idealistik sanat daha çok bütüncül bir kültür ve toplumda vb… Bir kültür- medeniyet, hâkim kültür tipinden bir başkasına intikâl ettiğinde sanatı da benzer bir değişim geçirir. Fikir ve sanat tarihin seyrine paralel olarak gelişir. Bunalım dönemleri kendi sanatını doğurduğu gibi, hâkimiyet dönemleri de uyumlu, klâsik ve kendi kıymet ölçüsünü tayin etmiş bir sanat doğurur. Sanat etle tırnak gibi, onu doğuran toplum, kültür ve bu kültürün şekillendirdiği kişilik tipinden bağımsız olarak kendiliğinden var olup değişemez. Bunlarla birlikte doğar, gelişir, değişir ve çöker.

Sapık tayfanın sapık çocuğu
Sapık tayfanın sapık çocuğu
İçeriği Görüntüle

İslâmi kesim, “muhafazakârlığı müslümanlıkla özdeşleştiren, bizim olmayan bir sınıflama içinde olduğunu” görmeli ve “nasıl yapılacağını bilmekle ne yapılacağını bilme"nin farklılığının şuurunda olarak, görüneceği mihrakı bulmalı. Zira, demokratik siyasetin dönüşümü gereği, din toplumda kimlik kazandırıcı bir kültüre irca edilirken, inancın özü (iman) zayıflatılıyor; şekilcilik ve buna bağlı hayat tarzı özellikle empoze edilip özendiriliyor. Temel hedef, “ben”in bu dünyada her türlü idealini yitirmiş bir kimliğe indirgenmesidir. İnsanı özgür iradesiyle istediğini seçmekte serbest bırakırken, itiraf edilmemiş olsa da asıl gayret, ferdin itildiği yönde din dışı bir yasa seçmesidir. İdeali olmayan bir toplumda her türlü âlemşümul ve fetihçi anlayış anlamını yitirir. Demokratik siyasetin ve dış görünüme odaklı çoğulculuğun istediği şey de tam budur.

Mevlüt Koç'un 2012 yılında Aylık Dergisi'nin 93. sayısındaki yazısından alıntı