İsrail, Holokost üzerinden Almanya’yı adeta avucunun içine almış durumda. 200 bini geçmemesine rağmen "6 milyon Yahudi öldürüldü" yalanıyla Holokost silahını bir baskı aracı olarak kullanan İsrail, Almanya’yı kendisinden başka bir seçenek göremez hale getirerek sürekli silah ve mühimmat desteği alıyor. Ayrıca "6 milyon" yalanını da tüm dünyaya yutturdular.
"İsrail Devleti'nin varlığı bizim için tartışılmazdır"
Son paylaşılan görüntülerde Almanya Şansölyesi Merz, "İsrail, tüm Orta Doğu'daki tek demokrasidir. İsrail Devleti'nin varlığı bizim için tartışılmazdır." dedi.
Moderatörün, "Sizi İsrail'e silah göndermeye devam etme konusunda motive eden nedir?" sorusuna Merz, "İsrail, tüm Orta Doğu bölgesindeki tek demokrasidir. Varlığı, başta İran ve İran'ın finanse ettiği terör grupları olmak üzere, bir dizi komşu devlet tarafından tehdit edilen bir ülkedir. Ve bu nedenle, Federal Almanya Cumhuriyeti var olduğundan beri İsrail'i varoluş mücadelesinde destekledik. İsrail Devleti'nin varlığı bizim için, Federal Almanya Cumhuriyeti için tartışılamazdır (pazarlık konusu değildir). Geçen yılın ağustos ayında, çok eleştirilen bir karar aldığımı itiraf ediyorum: İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki sivil halka karşı yoğun bir şekilde harekete geçtiği bir dönemde, ordunun bu kısmına artık mühimmat tedarik etmeme kararı aldım. Yani İsrail'e koşulsuz bir sevkiyat söz konusu değil; ancak İsrail Devleti'nin varlığını ve var olma hakkını, en azından ben siyasi sorumluluk taşıdığım sürece, her zaman askeri olarak da destekleyeceğiz. Çünkü aksi takdirde bu devlet bugün artık var olmazdı." diye cevap verdi.
Berlin'in esareti
Alman siyasetçilerin İsrail’i Orta Doğu’nun tek demokrasisi olarak pazarlamaya çalışması ve bu ülkenin varlığını tartışmaya kapalı ilan etmesi, Berlin'in ulaştığı esaretin boyutlarını gözler önüne seriyor. Almanya adeta İsrail’e esir düşmüş bir dış politika yürütürken, kendi halkının kaynaklarını ve askeri gücünü İsrail’in saldırgan politikalarına feda ediyor.
Son on yılda verilen destek!
Bu bağımlılığın rakamsal boyutları da durumun vahametini kanıtlıyor. Son on yılın verilerine bakıldığında Almanya'nın İsrail'e olan askeri desteğinin sistematik bir şekilde sürdüğü görülüyor.
2014 yılında yaklaşık 185 milyon euro olan silah ihracat onayı, 2015'te 150 milyon, 2016'da 230 milyon ve 2017'de 200 milyon euro seviyelerinde seyretti.
2018 yılında ise büyük bir sıçrama ile 412 milyon euroya kadar tırmandı. Takip eden yıllarda, 2019’da 140 milyon, 2020’de 190 milyon ve 2021’de 123 milyon euroluk sevkiyat onayları verildi.
2022 yılında 32 milyon euro seviyesinde kalan ihracat rakamları, 2023 yılına gelindiğinde ise adeta patlama yaparak tam on kat artışla 326,5 milyon euroya fırladı.
Özellikle Gazze'deki katliamların başladığı süreçte yapılan bu devasa artış, Almanya’nın İsrail’in mühimmat ihtiyacını karşılamak için tüm etik değerleri bir kenara bıraktığını belgeliyor.
Terörist İsrail'in toplam silah ithalatının yaklaşık yüzde otuzunu tek başına karşılayan Almanya, bu istatistiklerle Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra İsrail’in dünyadaki en büyük ikinci lojistik ve askeri destekçisi olmayı sürdürüyor.
Almanya’yı İsrail karşısında bu kadar savunmasız bırakan etkenler
Peki, Almanya’yı İsrail karşısında bu kadar savunmasız bırakan ve adeta "esir" alan bu sürecin arkasında ne yatıyor?
Bu derin bağımlılığın temelinde, Nazi Almanyası döneminde işlenen Holokost'un getirdiği devasa bir tarihi yük bulunuyor. Alman devleti, kendisini bu suçtan arınma çabası üzerine inşa ettiği için İsrail’i desteklemeyi bir dış politika tercihinden öte, bir "kefaret borcu" olarak görüyor. Eski Başbakan Angela Merkel’in 2008 yılında İsrail meclisinde ilan ettiği "İsrail'in güvenliği Almanya'nın devlet varlık sebebidir" doktrini, bugün Berlin’deki tüm hükümetler için değiştirilemez bir anayasa hükmü gibi uygulanıyor. Bu durum, Alman siyasetçilerin İsrail’in en sert saldırılarını bile savunmak zorunda kalmasına yol açıyor.
Bunun yanı sıra, Almanya içerisinde İsrail’e yönelik her türlü eleştirinin "antisemitizm" suçlamasıyla susturulması, siyasetçiler ve medya üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. İsrail’i eleştirmek Berlin’de bir "siyasi intihar" olarak görüldüğü için, en insani tepkiler bile "tarihi sorumluluk" ambalajı altında bastırılıyor.
Bu baskının yanında, iki ülke arasındaki büyük istihbarat ve savunma sanayii iş birliği de Berlin’i Tel Aviv’e daha da mahkum ediyor. Almanya, İsrail’e denizaltı ve mühimmat sağlarken, karşılığında askeri teknoloji ve Orta Doğu’da stratejik bir müttefik kazanıyor. Ancak gelinen noktada bu ilişki, Almanya’nın kendi bağımsız iradesini ve uluslararası hukuk ilkelerini İsrail’in taleplerine feda ettiği bir esaret tablosuna dönüşmüş durumda.
Baran Dergisi