Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un geçtiğimiz günlerde yaptığı "Türk dizileri dünyada bir marka haline geldi, 1 milyar kişi tarafından izleniyor. Türk dizilerinin Afrika'dan Orta Doğu'ya, Güney Amerika'dan Balkanlara uzanan geniş bir uluslararası dolaşım ağı oluşturdu. dedi.
Rakamlar ekonomik bir başarıyı işaret etse de, bu dizilerin içerikleri "Kültür Bakanlığı"nın korumakla yükümlü olduğu milli ve manevi değerlerle tamamen zıt bir tablo çiziyor.
Bu rezilliklerle mi övünüyorsunuz?
Gayriahlaki ilişkilerin, dini değerlere saldırının, aile içi şiddetin, namussuzluğun, aldatmaların ve sadakatsizliğin "normalleştirildiği" bu yapımların dünyaya yayılması bir başarı mıdır, yoksa kültürel bir intihar mı?
Bakanlığın görevi sadece "döviz girdisini" hesaplamak mıdır, yoksa Müslüman Türk milletinin bin yıllık kültürel mirasını ve aile yapısını korumak mıdır? 170 ülkeye ihraç edilen "yıkım" projeleriyle Türk-İslam kimliği ahlaksızlık, ikiyüzlülük ve entrika sarmalında gösterilirken, dijital platformlarda açıkça sergilenen ahlak dışı yaşam tarzları "modernlik" maskesiyle pazarlanıyor.
İşte Bakanlığın "gurur tablosu"(!) olarak sunduğu, o sorunlu yapımlar:
Bu yapımlarda Müslüman karakterler ve dini kurumlar şiddet, cehalet ve ikiyüzlülükle özdeşleştirilerek sunuluyor:
- Kızıl Goncalar: Tarikat, Kur’an kursu ve Müslüman aile yapısı çocuk evliliği ve istismar odağında işleniyor.
- Kızılcık Şerbeti: Müslüman aileler baskı ve gerilik üzerinden temsil ediliyor.
- Bir Başkadır: Başörtülü ve Müslüman çevreler sınıfsal gerilik ve psikolojik bastırılmışlık çerçevesine hapsediliyor.
- Ömer: Bir imamın ailesi üzerinden yasak aşk, ikiyüzlülük ve aile içi çatışmalar normalize ediliyor.
- Kübra: Dini inanç ve vahiy kavramı, bir şiddet hareketine ve sapmaya dönüştürülüyor.
- Muhteşem Yüzyıl: Osmanlı sarayı ve tarihi sadece harem entrikaları, cinsellik ve cinayetler üzerinden karikatürize ediliyor.
Aldatmayı, Namussuzluğu Meşrulaştıranlar
"Aşk" adı altında ihanet, zina ve aile bağlarının kopması sıradanlaştırılıyor:
- Yalı Çapkını / Yasak Elma / Sadakatsiz: Aldatma, metres hayatı ve çıkar evlilikleri üzerine kurulu senaryolarla aile kurumu değersizleştiriliyor.
- Aşk-ı Memnu: Evli bir kadının kocasının yeğeniyle olan ilişkisi, Türk dizi tarihine bir "ihanet klasiği" olarak kazındı.
- Bahar / Aldatmak / Camdaki Kız: Psikolojik şiddet, gizli aileler ve sadakatsizlik ana tema olarak işleniyor.
- Yaprak Dökümü: Modernleşme sancıları adı altında aile otoritesinin ve kardeşlik bağlarının çözülüşü sergileniyor.
- Kıskanmak / Güller ve Günahlar: RTÜK tarafından "aile kurumuna aykırılık" gerekçesiyle cezalandırılan, ihaneti ve sapkın ilişkileri odağına alan yapımlar.
Aile İçi Kavga, Şiddet ve Nefret Ağırlıklı Olanlar
Aileyi bir sevgi bağı değil, bir suç ve çatışma odağı olarak gösterenler:
- Aile / Deha: Ailelerin birer suç örgütüne dönüştüğü, baba-oğul düşmanlığının kutsandığı yapımlar.
- Yabani / Sahipsizler: Çocuk kaçırma, istismar ve bitmek bilmeyen şiddet sarmalı.
- Masumlar Apartmanı: Aile hayatını sadece ağır psikolojik travmalar ve hastalıklı bağımlılıklar üzerinden sunan tasvirler.
- İnci Taneleri: Pavyon hayatının estetize edilmesi ve parçalanmış ailelerin dramından "magazin" devşirilmesi.
- Uzak Şehir: Dul bir kadının çocuğuyla beraber kocasının ailesinin tahakkümü altına alınması, memleketine dönmesinin engellenmesi, zoraki evlilik, töre baskısı, silahlı aile çatışmaları ve kardeşler arasındaki aşk düğümü işleniyor.
Dijital Platformlardaki Ahlaksız Yapımlar
RTÜK denetiminin zayıf olduğu alanlarda ahlaki sınırlar tamamen zorlanıyor:
- Jasmine: Eskortluk ve üvey kardeş saplantısı gibi konular nedeniyle RTÜK tarafından katalogdan çıkarılma cezası aldı.
- Ru: 38 yaşındaki evli bir kadın ile 18 yaşındaki bir gencin ilişkisini konu alarak toplumsal ahlakı hiçe sayıyor.
- Fi / Çıplak: Açık cinsellik, uyuşturucu ve saplantılı ilişkileri "modern yaşam" olarak sunuyor.
- Kimler Geldi Kimler Geçti / Aşk 101: Geçici birliktelikleri, alkol kullanımını ve aile otoritesine başkaldırıyı gençlere rol model olarak sunuyor.
Bakan Ersoy’un övündüğü 1 milyar izleyici, aslında Türk toplumunun temellerini sarsan bu "kültürel erozyonun" muhatabı oluyor. Kültür Bakanlığı’nın önceliği döviz mi, yoksa yok edilen milli kimliğimiz mi olmalıdır?
Baran Dergisi





