Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin ardından Yıldız Sarayı’nda başlayan yağma ve tasfiye, Osmanlı hanedanının 1924’te sürgüne gönderilmesiyle daha büyük bir kayba dönüştü. Saray eşyaları, mücevherler, mobilyalar ve aile yadigârları kısa sürede elden çıkarıldı, İttihatçı- Kemalist çete eliyle binlerce liralık mallar birkaç yüz liraya satıldı. Aynı dönemin büyük sömürge gücü İngiltere ise Afrika’dan Hindistan’a kadar işgal ettiği ülkelerin saraylarını, hazinelerini ve tarihî eserlerini sistemli biçimde İngiltere’ye taşıdı. Bugün British Museum, Victoria and Albert Museum ve diğer İngiliz müzelerinin kendi kayıtları, çok sayıda eserin savaş, işgal ve yağma yoluyla elde edildiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

1909’da Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Yıldız Sarayı’nın kontrolü el değiştirdi. Sarayda bulunan para, mücevher, silah, tablo, porselen, kitap ve diğer kıymetli eşyaların tespiti için komisyonlar kuruldu. Arşiv belgelerini ve dönemin basınını inceleyen akademik araştırmalarda Yıldız’da 584 parça mücevher, 14 murassa nişan ve hanedan mensuplarına ait 25 ayrı mücevher grubunun kayıt altına alındığı belirtiliyor. Saraydaki diğer eşya arasında kıymetli silahlar, kılıçlar, hançerler, vazolar, tablolar, çiniler, kitaplar, madalyonlar, mühürler ve çeşitli sanat eserleri bulunuyordu.

Yıldız Sarayı’ndaki yağma

Yıldız Sarayı’nın ele geçirilmesinden sonra meydana gelen yağma ve hırsızlık vakaları yalnız hatıratlarda kalan iddialardan ibaret değildi. Bazı vakalar doğrudan mahkeme kayıtlarına girdi. Mülazım-ı Sani Osman Efendi’nin saraydan biri altın, diğeri gümüş işlemeli iki tüfek aldığı tespit edildi. 1909’da yargılanan Osman Efendi ordudan ihraç edildi ve bir yıl kalebentlik cezasına çarptırıldı.

Mütareke döneminde Yıldız Sarayı’nın yağmalanması daha kapsamlı biçimde soruşturuldu. I. Divân-ı Harb-i Örfî’de çeşitli askerî ve siyasî isimler “yağmagerlik” suçlamasıyla yargılandı. Bazı sanıklar hakkında mahkûmiyet kararları verildi. Dönemin gazetelerinde ise saraydan mücevher, silah, mobilya ve kıymetli eşya kaybolduğu yönünde çok daha geniş haberler yayımlandı.

Yıldız Sarayı sıradan bir hükümdar konutu da değildi. II. Abdülhamid döneminde devlet idaresinin merkezlerinden biri hâline gelen sarayda büyük bir kütüphane, arşiv, fotoğraf koleksiyonu, sanat eserleri, saray hediyeleri, değerli silahlar ve Yıldız Çini Fabrikası’nın ürünleri bulunuyordu. Bu nedenle 1909’dan sonraki tasfiye yalnız şahsî servetin el değiştirmesi anlamına gelmedi; Osmanlı’nın son dönemine ait önemli bir tarihî birikim de dağıldı.

Ingılızsomurgemuze2

Abdülhamid’in 419 parça mücevheri Paris’te satıldı

Yıldız’daki tasfiyeden iki yıl sonra Osmanlı saray hazinesinin önemli parçaları Avrupa müzayede piyasasına çıktı. Christie’s arşivinde bulunan “Les Bijoux de S.M. le Sultan Abd-Ul-Hamid II” adlı katalog, II. Abdülhamid’e ait 419 lot mücevherin 27-29 Kasım ve 4-11 Aralık 1911 tarihlerinde Paris’te satışa çıkarıldığını gösteriyor.

Satışa sunulanlar arasında elmaslar, inciler, yakutlar, zümrütler, broşlar, taç parçaları, kolyeler ve çeşitli saray mücevherleri bulunuyordu. Satış sonunda sarayın yüzyıllar içinde meydana gelen mücevher birikiminin önemli bir kısmı farklı koleksiyonerlere dağıldı. Bazı parçalar sonraki yıllarda tekrar el değiştirdi; bazı mücevherlerin taşları sökülerek yeniden kullanıldı. Böylece Osmanlı sarayına ait bütünlüklü bir hazine, Avrupa sanat ve mücevher piyasasının parçası hâline getirildi.

1924: Hanedan sürüldü, mallar tasfiyeye açıldı

3 Mart 1924 tarihli 431 sayılı kanun, Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye dışına çıkarılmasını düzenlerken hanedanın mal varlığı hakkında da doğrudan hükümler getirdi. Hanedan mensuplarının Türkiye’deki taşınmazlarını belirlenen süre içinde tasfiye etmeleri istendi. Padişahlık yapmış kişilerin tapulu gayrimenkulleri millete intikal ettirildi. Eski padişahlık saray ve kasırlarındaki mefruşat, takımlar, tablolar, güzel sanat eserleri ve diğer taşınabilir mallar da aynı şekilde devlete geçirildi.

Hanedan mensuplarının ülkeden ayrılması ise çok kısa süre içinde gerçekleşti. Dönemin gazetelerine dayanan akademik araştırmalarda erkek hanedan mensuplarına yaklaşık bir gün, kadınlara ise birkaç gün içinde ülkeden ayrılmalarının bildirildiği aktarılıyor. Bu durum, şahsî eşya ve malların gerçek değerleri üzerinden satılmasını fiilen imkânsız hâle getirdi.

İstanbul’daki hanedan saraylarının ve konaklarının önleri alıcılarla doldu. İkdam ve Vatan gazetelerinde sarayların önünün adeta çarşı yerine döndüğü belirtiliyordu. Karyolalar, piyanolar, halılar, oda takımları, otomobiller, gardıroplar, şahsî eşyalar ve aile yadigârları kısa süre içinde satışa çıkarıldı.

4 bin liralık otomobil 500 liraya satıldı

Sürgünün yol açtığı tasfiyenin çapını dönemin satış rakamları açık biçimde gösteriyor. Şehzade Abdülkadir Efendi’ye ait kıymetli bir halı 100 liraya satıldı. Aynı halıyı alan kişiye birkaç saat sonra 500 lira teklif edilmesine rağmen yeni sahibi satışı kabul etmedi. Şehzadenin Avrupa’dan 4 bin liraya getirttiği otomobil ise 500 liraya elden çıkarıldı.

Gerçek değerinin 4-5 bin lira civarında olduğu belirtilen bir yatak odası takımı 200 liraya satıldı. Dört araba dolusu eşyanın 700 liraya verildiği aktarılıyor. Bazı mücevherlerin de gerçek değerlerinin çok altında, yaklaşık onda biri seviyesinde fiyatlarla el değiştirdiği dönemin kayıtlarında yer aldı.

Bu satışlar ekonomik tercih sonucu yapılmış normal müzayedeler değildi. Ülkeden kısa süre içinde çıkarılan bir hanedanın, yanına alamayacağı mallarını süratle satmak zorunda kaldığı bir tasfiye ortamında gerçekleşti. Bu yüzden saray ve konaklardaki kıymetli eşyalar tüccar ve koleksiyoncular için büyük bir fırsata dönüştü. Eşyaların bir bölümü İstanbul’da el değiştirdi, bir bölümü yurt dışına çıktı, birçok parçanın sonraki akıbeti ise takip edilemedi.

Son padişahın cenazesine dahi haciz konuldu

Hanedan sürgününün ardından bazı aile mensupları ağır maddî sıkıntıya düştü. Son Osmanlı padişahı VI. Mehmed Vahdeddin’in 1926’da San Remo’da ölümü bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde yer alan kayıtlara göre Vahdeddin öldüğünde ciddi miktarda borcu bulunuyordu. Alacaklıların başvurusu üzerine eşyalarına haciz uygulandı ve borçlar çözülmeden cenazesinin kaldırılması dahi mümkün olmadı. Gerekli para temin edildikten sonra naaşı Şam’a gönderilerek Sultan Selim Camii haziresine defnedildi.

Osmanlı hanedanının birkaç yıl içerisinde yaşadığı bu mal kaybı, siyasî iktidarın kaybedilmesinin ardından tarihî servetin ne kadar süratle dağıldığını gösterdi. Yıldız Sarayı’ndaki yağmadan Paris müzayedelerine, 1924’teki haraç mezat satışlardan sürgündeki maddî sıkıntılara kadar uzanan bu dönem, Osmanlı tarihî mirasının ciddi bir bölümünün gasp edildiği yıllar oldu.

İngiltere dünyayı sömürürken hazinelerini de Londra’ya taşıdı

Osmanlı hanedanının kıymetleri dağılırken İngiltere dünyanın en geniş sömürge imparatorluğunu yönetiyordu. İngiliz sömürgeciliği işgal edilen ülkelerin yalnız siyasî idaresine müdahale etmekle sınırlı kalmadı. Yer altı kaynakları, tarım ürünleri, ticaret yolları, limanlar ve insan emeğinin yanında tarihî ve kültürel servet de İngiltere’ye taşındı.

İngiliz ordusunun Osmanlı dahil olmak üzere diğer işgal ettiği birçok ülkede saraylar ve hükümdarlık merkezleri doğrudan hedef alındı. Kraliyet hazineleri, dinî eserler, altınlar, heykeller, bronzlar ve el yazmaları askerî ganimet olarak toplandı. Bazı seferlerde ganimetin toplanması ve satılması için resmî görevliler tayin edildi. Elde edilen para askerler arasında paylaştırıldı veya savaş masraflarında kullanıldı. Bu eserlerin önemli bir kısmı daha sonra British Museum, Victoria and Albert Museum, Pitt Rivers Museum, Royal Collection ve diğer İngiliz koleksiyonlarına girdi.

Ingılızsomurgemuze3

İngiliz müzelerinin bugün yürüttüğü provenans araştırmaları bu sürecin birçok örneğini açıkça ortaya koyuyor. Müze kayıtlarında “looted”, “spoils of war”, “prize” ve “forcibly removed” gibi ifadelerin kullanılması, söz konusu eserlerin nasıl ele geçirildiğini doğrudan belgeliyor.

Şapkanın serencâmı
Şapkanın serencâmı
İçeriği Görüntüle

British Museum’un kuruluşunda sömürge serveti

British Museum’un temel koleksiyonunu oluşturan Sir Hans Sloane’un yaklaşık 71 bin parça eseri, müzenin kuruluşunda belirleyici rol oynadı. British Museum’un kendi tarihçesinde Sloane’un Jamaika’da bulunduğu, köleleştirilmiş Afrikalıların çalıştırıldığı şeker plantasyonlarıyla bağlantı kurduğu ve daha sonra bu plantasyonlardan gelir elde eden bir aileyle evlendiği açıkça anlatılıyor.

Müzenin kendi araştırmalarına göre plantasyonlardan gelen gelir, Sloane’un büyük koleksiyonunu genişletebilmesini sağlayan maddî kaynaklardan biriydi. Bu yönüyle British Museum’un kurucu koleksiyonunun servet kaynaklarından biri doğrudan sömürge ekonomisi ve köleleştirilmiş insanların emeğiydi.

British Museum ayrıca sonraki koleksiyonların oluşumunda Britanya İmparatorluğu’nun askerleri, diplomatları, sömürge yöneticileri, tüccarları ve Doğu Hindistan Şirketi mensuplarının büyük rol oynadığını kabul ediyor. İngiliz sömürge hâkimiyeti genişledikçe Londra’ya taşınan eserlerin coğrafyası da genişledi.

Ingılızsomurgemuze4

Rosetta Taşı: Mısır’da bulundu, İngilizler savaş sonunda el koydu

Mısır’ın tarihinin çözülmesinde temel rol oynayan Rosetta Taşı da bugün British Museum’un en tanınmış eserlerinden biri. Taş 1799’da Napolyon’un Mısır işgali sırasında Fransız askerleri tarafından Reşit civarında bulundu. Üzerindeki Yunanca, Demotik ve hiyeroglif metinler daha sonra eski Mısır yazısının çözülmesini mümkün kıldı.

Fransız kuvvetleri Mısır’da mağlup olunca, topladıkları eserler de İngilizlerin eline geçti. British Museum’un kendi kayıtlarına göre Rosetta Taşı 1801’deki Fransız tesliminin ardından İngiliz mülkiyetine geçti ve 1802’de British Museum’a getirildi.

Taşın hikâyesi sömürge çağındaki kültür yağmasını açık biçimde ortaya koyuyor. Mısır’a ait bir tarihî eser önce Fransız işgal kuvvetlerinin eline geçti, ardından savaşı kazanan İngilizler tarafından alınıp Londra’ya götürüldü. Mısır medeniyetinin yazısının çözülmesinde anahtar olan eser iki asrı aşkın süredir Mısır’da değil, İngiltere’de tutuluyor.

Osmanlı topraklarındaki dev anıtlar İngiliz donanmasıyla taşındı

British Museum’un Türkiye koleksiyonunda bulunan birçok önemli antik eser de Osmanlı Devleti döneminde çalındı. Bunların en büyüklerinden biri Xanthos’taki Nereidler Anıtı’dır.

İngiliz araştırmacı Charles Fellows 19. yüzyılda Osmanlı makamlarından aldığı izinle Likya bölgesinde kazılar yürüttü. British Museum’un kendi kayıtlarına göre kazılar müze tarafından finanse edildi. Büyük mermer blokların ve heykellerin taşınmasına İngiliz Kraliyet Donanması mensupları yardım etti. Eserler Xanthos Nehri üzerinden taşındı ve İngiliz savaş gemilerine yüklenerek ülke dışına çıkarıldı.

Bugün Nereidler Anıtı’nın büyük bölümü British Museum’un 17 numaralı salonunda sergileniyor.

Bodrum’daki Halikarnas Mozolesi’ne ait dev heykeller ve frizler de İngiltere’ye götürüldü. Knidos Aslanı 1858’de Charles Newton tarafından bulundu, HMS Supply gemisine yüklenerek İngiltere’ye taşındı ve bugün British Museum’da bulunuyor.

Bu eserler Osmanlı sanatına ait olmamakla birlikte Osmanlı toprağından çıkarılmış Anadolu eserleridir. İngiliz arkeoloji faaliyetlerinin arkasında müze finansmanı, diplomatik nüfuz ve doğrudan Kraliyet Donanması’nın bulunması, dönemin kültür yağmasının hangi güç şartları altında gerçekleştiğini gösteriyor.

Osmanlı eserleri de İngiliz koleksiyonlarına girdi

British Museum ve Victoria and Albert Museum koleksiyonlarında doğrudan Osmanlı dönemine ait çok sayıda eser de bulunuyor. İznik çinileri ve seramikleri, cami kandilleri, işlemeli tekstiller, metal eserler, silahlar, yazmalar, halılar ve saray sanatına ait parçalar İngiliz müzelerinde sergileniyor.

British Museum’un koleksiyonunda 1549 tarihli, Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra için hazırlanmış son derece kıymetli bir İznik kandili bulunuyor. Eserin üzerinde hadis yer alıyor ve İznikli Musli tarafından hazırlandığı kaydediliyor.

V&A ise Osmanlı tekstili, İznik seramikleri, halılar, metal eserler ve çeşitli İslâm sanatları bakımından dünyanın en büyük koleksiyonlarından birine sahip. Bugün İngiltere’deki müzelerde bulunan Osmanlı ve Anadolu eserlerinin tamamının edinilme şekli aynı değil; ancak bu koleksiyonların büyüdüğü dönem İngiliz siyasî ve ekonomik nüfuzunun Osmanlı coğrafyasında arttığı dönemle örtüşüyor.

Benin Sarayı İngilizler tarafından yağmalandı

1897’de İngiliz ordusu bugünkü Nijerya’da bulunan Benin Krallığı’na saldırdı. Benin City ele geçirildi, Oba’nın sarayı yağmalandı ve şehirde büyük tahribat meydana geldi. Sarayda yüzlerce yıldır biriktirilen bronz levhalar, kraliyet başları, fildişleri, heykeller, törensel eşyalar ve dinî objeler İngiliz askerleri tarafından yağmalandı.

British Museum’un kendi kayıtları, bu eserlerin önemli bir bölümünün İngiltere’ye savaş ganimeti olarak getirildiğini açık biçimde belirtiyor. 1897’de Londra’ya getirilen yüzlerce Benin bronzu kısa sürede British Museum ve diğer Avrupa müzelerine dağıldı. Bir bölümü özel koleksiyonerlere satıldı.

Bugün British Museum’da yüzlerce Benin eseri bulunuyor. Pitt Rivers Museum ve Horniman Museum da aynı saldırıdan elde edilen eserleri koleksiyonlarına kattı.

Horniman Museum 2022’de elindeki 72 Benin eserinin mülkiyetini Nijerya’ya devrederken bu parçaların 1897 İngiliz askerî saldırısı sırasında “zorla alındığını” resmen kabul etti. Bu karar, Benin eserlerinin İngiltere’ye gelişinin askerî yağmayla bağlantısını doğrudan İngiliz müze yönetimi tarafından teyit etmiş oldu.

İngiliz müzeleri sömürge imparatorluğunun kültürel deposuna dönüştü

İngiliz sömürgeciliği işgal ettiği ülkelerin yalnız maddî kaynaklarını sömürmedi. O ülkelerin hükümdarlık sembollerini, dinî eserlerini, saray hazinelerini ve tarihî hafızasını da merkezine taşıdı. 19. yüzyılda savaş ganimeti olarak Londra’ya getirilen eserler, sonraki yıllarda “dünya medeniyetleri koleksiyonu” adı altında sergilenmeye başlandı.

Ingılızsomurgemuze6

Eski sömürgeler bugün kendi eserlerini geri istiyor

İngiliz müzelerindeki sömürge eserleri meselesi bugün geniş bir iade tartışmasına dönüşmüş durumda. Nijerya Benin bronzlarının geri verilmesini istiyor. Etiyopya Maqdala seferinde götürülen dinî ve kraliyet eşyalarının iadesini talep ediyor. Gana Asante hazinesinden alınan eserleri geri almaya çalışıyor. Hindistan Koh-i Noor ve başka tarihî eserlerin mülkiyetini gündeme getiriyor.

Horniman Museum’un Benin eserlerinin mülkiyetini Nijerya’ya devretmesi, tartışmanın ulaştığı noktayı gösteriyor. British Museum ve V&A ise bazı Asante eserlerini Gana’ya uzun süreli ödünç verme yoluna gitti.

19. yüzyılda İngiliz askerlerinin saraylardan çaldığı eserler bugün kendi ülkelerine ancak İngiliz müzelerinin izniyle ve çoğu zaman “ödünç” statüsünde dönebiliyor.

Yıldız Sarayı’ndan British Museum’a uzanan tablo

Osmanlı Devleti yıkılırken Yıldız Sarayı’nın serveti dağıldı, mücevherler Avrupa müzayedelerine çıktı, hanedan sürgün edilirken şahsî mallar gerçek değerlerinin çok altında satıldı ve önemli bir tarihî servetin izi kayboldu.

İngiltere ise aynı dönemde askerî ve siyasî üstünlüğünü kullanarak işgal ettiği ülkelerin servetini kendi merkezine taşıdı. Benin Sarayı’nın bronzları, Maqdala’nın kilise hazineleri, Kumasi’nin altınları, Tipu Sultan’ın saray eşyaları, Koh-i Noor, Rosetta Taşı ve Anadolu’dan çalınan büyük anıt parçaları bugün bu tarihin somut delilleri olarak İngiliz koleksiyonlarında duruyor.

British Museum ve diğer büyük İngiliz müzeleri bu bakımdan yalnız sanat ve arkeoloji kurumları olarak okunamaz. Koleksiyonlarının önemli bir bölümü İngiliz İmparatorluğu’nun askerî, siyasî ve iktisadî genişleme döneminde oluşturuldu. İngiliz ordusunun, sömürge şirketlerinin, donanmanın ve sömürge yöneticilerinin topladığı eserler Londra’daki müze zenginliğinin temel kaynaklarından biri hâline geldi.

İngiltere’nin dünyanın dört bir tarafında kurduğu sömürge düzeni yalnız toprak ve hammadde üzerinde işlemedi. İşgal edilen ülkelerin altını, hükümdarlık hazinesi, dinî eşyası, sanat eseri ve tarihî hafızası da aynı düzen içinde İngiltere’ye aktarıldı. Bugün eski sömürgelerin kendi eserlerini geri istemesi, İngiliz müzelerinin vitrinlerinde sergilenen bu büyük tarihî yağmanın hâlâ kapanmamış bir mesele olduğunu gösteriyor.

Kaynaklar

  • Hasan Ali Polat – Osman Akandere, “Yıldız Sarayı’nın Yağmalandığı İddiası, Mütareke Dönemindeki Yağma Davası ve Neticesi”, Vakanüvis, 2020.
  • Neval Milanlıoğlu, Emine Naciye Sultan’ın Hayatı (1896-1957), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2011.
  • 431 sayılı Hilâfetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun, TBMM.
  • Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Mehmed VI” ve “Yıldız Sarayı Kütüphanesi” maddeleri.
  • Christie’s, Les Bijoux de S.M. le Sultan Abd-Ul-Hamid II, Paris, 1911 müzayede kayıtları.
  • Nina Burleigh, Mirage: Napoleon’s Scientists and the Unveiling of Egypt, Harper Perennial, 2008.
  • British Museum, Collecting and Empire, Sir Hans Sloane, Rosetta Stone, Benin Bronzes ve Anadolu koleksiyonu kayıtları.
  • Victoria and Albert Museum, Ethiopian Collections at the V&A, A History of Asante Gold, Tipu Sultan ve Hindistan koleksiyonu araştırmaları.
  • Pitt Rivers Museum, Benin koleksiyon tarihçesi.
  • Horniman Museum and Gardens, Benin eserlerinin Nijerya’ya iadesine ilişkin provenans ve mülkiyet kayıtları.
  • Historic Royal Palaces, Koh-i Noor ve Crown Jewels tarihçesi.

Baran Dergisi