Haberler

İZÜ’de Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı yapıldı

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ev sahipliğinde, İSTAM tarafından düzenlenen Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı’nda dijitalleşmenin tasavvuf alanında doğurduğu bilgi kirliliği, sahte otorite, yapay zekâ ve ticarileşme riskleri ele alındı.

Abone Ol

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Merkezi ev sahipliğinde 2 Mayıs 2026 tarihinde Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı düzenlendi. “Dijital Çağda Tasavvufun Görünürlüğü ve Akademik Kaygılar” başlığıyla yapılan müzakerelerin ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, tasavvufun dijital mecralarda artan görünürlüğünün doğurduğu imkânlar ve tehlikeler değerlendirildi.

Bildiride, dijitalleşmenin hayatın bütün alanlarında olduğu gibi dinî ve manevî tecrübenin dışa vurumunda da köklü değişikliklere yol açtığı belirtildi. Geleneksel olarak hâl ve kâl bütünlüğü, edep, mahremiyet ve derinlik üzerine kurulu olan tasavvufun, bugün sosyal medya platformları ve dijital yayıncılık vasıtasıyla daha görünür hâle geldiği ifade edildi.

Bilgi kirliliği ve sathi tasavvuf tehlikesi

Sonuç bildirgesinde, dijitalleşmenin tasavvufî bilginin yaygınlaşmasına katkı sağladığı ancak bu sürecin ciddi tehditleri de beraberinde getirdiği kaydedildi. Tasavvufun dijital mecralarda bilgi kirliliği, sahih bilgiye ulaşma zorluğu, atıfsız söz paylaşımı ve sathi literatür gibi problemlerle karşı karşıya kaldığı vurgulandı.

Bu çerçevede, sosyal medyada tasavvufî kavramların bağlamından koparılarak dolaşıma sokulmasının, hem geleneğin ciddiyetini zedelediği hem de sahih irfanî bilginin yerini yüzeysel ve tüketilebilir içeriklere bıraktığına dikkat çekildi.

Yapay zekâ metinleri suni hikmet algısı üretiyor

Bildiride yapay zekâ ve benzeri dijital araçların tasavvuf alanındaki kullanımına da özel bir başlık açıldı. Bu araçların veri işleme kolaylığı sunduğu ancak tasavvufun irfânî ve derûnî boyutunu mekanik kelime analizine indirgeme riski taşıdığı ifade edildi.

Yapay zekâ tarafından üretilen tasavvufî görünümlü metinlerin “suni bir hikmet algısı” oluşturduğu belirtilirken, akademik çalışmalarda yapay zekâdan faydalanılması durumunda bunun açıkça beyan edilmesinin etik bir zorunluluk olduğu vurgulandı. Bildirgede, metnin nihai sorumluluğunun yapay zekâya değil araştırmacıya ait olduğu, yapay zekâ ile üretilen bilginin araştırmacının kendi üretimi gibi gösterilmesinin akademik dürüstlük ihlali sayılması gerektiği kaydedildi.

Maneviyatın ticarileştirilmesine tepki

Toplantının sonuç bildirgesinde en dikkat çekici uyarılardan biri, tasavvufî kavramların modern dijital pazarlama düzeni içinde ticarileştirilmesine yönelik oldu. Zikir, murakabe ve nefis terbiyesi gibi köklü kavramların ahlaki ve epistemolojik bağlamından koparılarak “spiritüel terapi”, “bilinç koçluğu” ve “İslami meditasyon” gibi etiketlerle sunulmasının tasavvuf geleneğine aykırı olduğu belirtildi.

Bu tür uygulamaların abonelik sistemi, sertifika programları ve ücretli retreat organizasyonlarıyla piyasa ürününe dönüştürülmesinin ihlas ilkesini zedelediği ifade edildi. Bildirgede, anlam arayışındaki insanların bilgi ve ilgi açlığının bir pazarlama stratejisi olarak kullanılmasının etik istismar boyutuna ulaştığı vurgulandı.

Takipçi sayısı manevi otorite ölçüsü olamaz

Bildiride, geleneksel tasavvufta manevi otoritenin silsile ve icazet gibi temel esaslarla korunduğu hatırlatıldı. Dijital çağda ise beğeni ve takipçi sayısının yeni bir meşruiyet alanı gibi sunulmaya başlandığına dikkat çekildi.

Bu durumun popülerlik, taraftar ve takipçi kazanma yarışına dönüştüğü belirtilirken, geleneksel manevi otorite yapılarının sarsıldığı ve ferdî maneviyat biçimlerinin öne çıktığı ifade edildi. Böylece tasavvufun disiplin, teslimiyet ve ehliyet esasına dayanan yapısının dijital popülerlik düzeni tarafından aşındırıldığına işaret edildi.

Mahrem meselelerin sosyal medyaya taşınması güveni zedeliyor

Sonuç bildirgesinde, tasavvuf geleneğinde ehil insanlar tarafından muhafaza edilmesi gereken sırlar, rabıta, murakabe, tarikat esasları, maddi ve manevi miras gibi meselelerin sosyal medya platformları aracılığıyla muhatapları dışına taşınabildiği belirtildi.

Farklı meşrep ve tarikat mensupları arasında sosyal medyada yaşanan maddi otorite ve varlık paylaşımı merkezli tartışmaların tasavvufun hoşgörü ve vahdet ilkesiyle çeliştiği kaydedildi. Bu tartışmaların kurumsal yapılara olan güveni zedelediği ve tasavvufun asli mahiyetine zarar verdiği ifade edildi.

Tasavvuf görünür olma pahasına kendisi olmaktan çıkmamalı

Bildirinin sonuç kısmında, dijitalleşmenin getirdiği şeffaflık olgusunun tasavvufun en güçlü yönlerinden biri olan gösterişten uzaklık ilkesiyle çatıştığı vurgulandı. Tasavvuf ve tarikatların görünür olma pahasına kendisi olmaktan çıkma riskiyle karşı karşıya bulunduğu belirtildi.

Bildiride, maneviyatın hız, haz ve görselliğe kurban edilmemesinin bu kadim geleneğin geleceği bakımından hayati önem taşıdığı ifade edilerek kamuoyuna duyuruda bulunuldu.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }