Merhamet etmelerini, acele etmemelerini isteyen Hz. İbrahim’e; … “Ey İbrahim! Lût kavmine acımaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin helak hükmü gelmiştir. Ve onlara gelecek azaba asla engel olunamaz.” dediler.

Ve Lût’(u hatırlayın ki, hani o) kavmine şöyle demişti:
“Dünyada sizden önce hiç kimsenin yapmadığı iğrençlikleri mi işleyeceksiniz?
Kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz:
Yoo, siz gerçekten ölçüyü aşan bir topluluksunuz!
Fakat kavminin cevabı yalınızca şu oldu:
Sürün ülkenizden onları!
 Besbelli kendilerini temize çıkaran insanlar, bunlar! ” (I)

Geçmişte okullarımızda muhtelif spor faaliyetlerinin yanında şiir, kompozisyon ve münazara yarışmaları da yapılırdı. 70’li ve 80’li yıllarda bu tür programlar oldukça yaygındı. Talebe ve gençlerin yetişmesinde bu tür yarışmalar çok faydalı oluyordu. O tarihlerde en prestijli yarışmalar Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde yapılanlarıydı.

Edebiyat öğretmenimiz bu yarışmalarından birine benim de katılmamı istedi. Önce çok heyecanlandım. Zira oldukça mahcuptum.  Bırakınız toplumun önüne çıkıp konuşmayı, bir şey sorulduğunda dahi cevap verirken zorlanırdım. Bu yüzden yapılan teklif biraz müşkül gelse de hocama itiraz edemedim; kabul ettim.

Yarışmaya hangi şiirle katılacağım konusunda arkadaşlarla konuştuk. O dönemde şiir dendi mi ilk akla gelen birkaç isimden biri, belki de birincisi Necip Fazıl Kısakürek’ti. Haliyle şiir seçkisini de üstattan yaptık: “DESTAN”

Belirlediğim destan şiirini önce anlamaya çalıştım. Ardından bilmediğim kelimeleri tek etek araştırdım. Böylece gerek jest ve mimiklerimi ve gerekse vurguları ona göre yapmaya gayret ettim. Şiiri ezberledikten sonra tenhalarda dağa-taşa defalarca okudum.

O yıl yapılan İstanbul liselerarası şiir okuma yarışmasında birinci oldum.

Bahsi geçen şiirin içindeki “Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!” mısrası üzerinde çok durdum. Fark ettim ki, 1947’de yazdığı bu şiirle üstat, İstanbul’daki hâl ile Sodom ve Gomore’deki yaşantı arasında bir benzerlik kuruyordu.

Ama insan izzette kalmaz fâni hayvanlara benzer.
Anların bu yolu sefahatleridir. Halefleri ise onların
sözlerini tahsin ederler. Salah.” (II)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu da kaleme aldığı “Soduom ve Gomore” romanıyla işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki rezilliklerine, kaosa ve yapılan gayr-ı ahlaki duruma değinmiş. Kitabın ara başlıklarına Tevrat-İncil’den pasajlar koymuş.

Fransızların meşhur yazarlarından Marcel Proust’un Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan roman serisinden birinin ismini de “Sodom ve Gomorra”dır. Yazar, ismi geçen romanında, Fransa’daki keşmekeşliğe ve gayr-ı ahlaki duruma işaret etmektedir. 

Lût Peygamberin elçilik yaptığı yer, Ürdün sınırları içinde bulunan, yazımın da başlığını oluşturan Sodom ve Gomore şehirleridir.

Lût Peygamberin kıssası Kuran-ı Kerim’in birçok suresinde detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Hz. İbrahim’in kardeşinin oğlu olan Hz. Lût, bütün nebilerin anlattığı gibi o da diğer elçiler gibi insanlara Allah’ın sarsılmaz ölçülerini anlatmaktaydı. Her peygamber döneminde olduğu gibi onun döneminde de inananların olduğu gibi inanmayanlar da vardı.

Lût’a inanmayanların, diğer Peygamberlere inanmayanlardan bir farklı vardı:

Bunlar, normal kadın-erkek evliliğinin dışında erkek erkeğe ‘partnerliği’ esas alıyorlardı.

Gerçek hayattan kopuk yaşayan toplumumuz! Gerçek hayattan kopuk yaşayan toplumumuz!

Hz. Lût, her ne kadar bu sapkınlığı önlemek için ne kadar çok uğraşmışsa da maalesef bu hali önleyemedi. Bırakınız kendi aralarındaki uygunsuzluğu, dışardan gelen erkek misafirlere ve hatta erkek suretinde gelen meleklere dahi sapık davranışta bulunmaya yeltenmişlerdi. Lût, kavminin içinden çıkamadığı bu hâlini Allah’a arz etti.

“Zira biz bu mahalli helak edeceğiz. Çünkü feryatları
Rabbin huzurunda büyük olduğundan Rab anı helak
etmek için bizi gönderdi dediler.” (III)

Cenabi Hak, azap meleklerini erkek suretinde önce Hz. İbrahim’e gönderdi. İkram edilenleri yemeyen melekler, Hz. İbrahim’e, azıtan Lût kavminin helaki için geldiklerini söylediler. Yaşlı hanımına oğlu İshak’ı ve torunu Yakup’u müjdeleyip, Lût halkına gittiler.

Merhamet etmelerini, acele etmemelerini isteyen Hz. İbrahim’e; … “Ey İbrahim! Lût kavmine acımaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin helak hükmü gelmiştir. Ve onlara gelecek azaba asla engel olunamaz.” dediler.    

“Kezalik erkekler dahi nisa’nın tabiî istimalini terk ile
kendi şehvetlerinde birbiriyle kızışıp erkek erkek ile
fuhşiyat işleyerek nefislerinde kendi dalaletlerine
âyık olan cezayı buldular” (IV)

Gelen misafirlerine karşı zor durumda kalan ‘Hz. Lût, “keşke size karşı koyacak bir gücüm, ya da (sizden korunabileceğim) sağlam bir kaleye sığınabilme imkânım olsaydı” dedi. ‘Misafir melekler şöyle dediler: “Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz. (Korkma!), Onlar sana asla zarar vermeyeceklerdir. Sen geceleyin aile fertlerinle birlikte çık git ve içinizden hiç kimse arkasına bakmasın; geri kalmasın. Ama karın hariç, çünkü sapık kavminin başına gelecek olan azap onun da başına gelecektir. (Acele et) çünkü azabın zamanı sabah vaktidir;  zaten sabah da çok yakın, öyle değil mi?” (V)

“Ve Lût’un zevcesi anın arkasında olarak
Geriye bakmakla bir tuz amudu (dik, sütun) oldu” (VI)

Bu sapkın davranışlarından dolayı Allah Lût halkını helak etti.

LGBT

Okuduğum şiir ve iki kitaptan, ayrıca Tevrat, İncil ve Kuran ayetleri ışığında insanlık dışı sapık ve sapkınlığın durumundan kısa da olsa bilgi vermeye çalıştım.

Bırakınız ilahi ve ilahi olmayan dinlerin bu konudaki söylediklerini, insan olanın asla kabul etmeyeceği bu sapıklığın bu denli yaygınlaştırılmaya çalışılması; kurum ve kuruluşların ve hatta devletlerin bu işe sahip çıkmasının, sahip çıkmakla da kalmayıp teşvik etmesinin sebebi ne olabilir?

Bu kötü fiilin, fıtratın tersine zorlandığı, insanı sefihleştiridiği, bayağılaştırdığı, bütün kutsal kitaplara göre ahirette insanı azaba sevk edeceği bilinmesine rağmen insan niçin bu sapıklığa tevessül eder ki?

Bu can yakıcı soruya kendi zaviyemden şöyle cevap verebilirim: Aşırı özgürlük, tatminsizlik/doyumsuzluk, imkânların fazlalığı, kutsal tanımazlık gibi sebeplerin yanı sıra artmakta olan nüfusu azaltmak! için bu sapıklık teşvik ediliyor olabilir… 

Bu arada bu satırları okuyanlar, Hristiyan âleminin dini lideri ‘Papa’nın da bunlara ait amblemi kullanıyor’ dediklerini duyar gibiyim! Haklısınız, insanlığa verecek mesajı olmayanların geldiği/geleceği nokta maalesef burasıdır. Nitekim ‘ölçüsüzlüğün ölçüsü yok.’ diye güzel bir tabir vardır...

Bu sapıklığa kapılmamak, bunlarla mücadele edilebilmek için mensubu olmakla gurur duyduğumuz son din İslam’ı, aslından ve muteber insanlardan iyi öğrenmek, gergini yapmak en makul en akıllı iş olacaktır.

Son olarak, her ne kadar ferdi manada bu kötü işle mücadele edenler varsa da devletler de gerekli yaptırımda bulunmalıdır. Rusya’nın yaptığı gibi.

--------

*Sodom ve Gomore Ürdün’de ki Ölü Deniz’in kuzey batısındadır.

“Lut Kavminin helaki sırasında, havza (Sodom ve Gomore) çökmüş; yağan asitli helak yağmurlarıyla; bugünkü Ölü Deniz'e dönüşmüştür. Muhtemelen Lut Şehirlerinin önemli bir kısmı da, Ölü Deniz'in altındadır. İnanıyoruz ki; Ölü Deniz'in altında yapılacak arkeolojik araştırmalar, bu konuya ışık tutacaktır.” Oraya yedi yüz yıl boyunca kimse girememiş. (İnternet/yaklaşan sanat)

I- Muhammed Esed, Kur’an Mesajı Meal-Tefsir, 7/80-82 
II- Yakup Kadri Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore, İletişim Yayınları, s.241
III- age, S.269
IV- age, S.44
V-  Abdülkadir Şener, Cemal Sofuoğlu, Mustafa yıldırım, Yüce Kur’an ve Tefsirli Meali, II/69-83
VI- Yakup Kadri Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore, İletişim Yayınları s. 286)

Ahmet Belada, Diyanet Haber