Haberler

Mazlum Müslümanların canı bir futbolcudan daha mı kıymetsiz?

Bir futbolcunun transferi için devletin zirvesi seferber olurken, mahkemelerin suçsuz ilan ettiği Müslüman muhacirler GGM’lerde çürütülüp cellatlarına teslim ediliyor. Spor vitrininde hız, mazlumun canında suskunluk… Bu tercih, “hamilik” iddiasının değil; gücün reklama, mazlumun ise pazarlığa kurban edildiğinin itirafıdır. Bir imza, bir candan daha kıymetli sayılmıştır.

Abone Ol

Türkiye’nin diplomatik kudreti ve en üst düzey siyasi iradesi, bir futbolcunun (N’Golo Kante) transfer pürüzlerini gidermek için Suudi Arabistan nezdinde seferber edilirken; aynı iradenin, hayatı pamuk ipliğine bağlı muhacirleri korumaktaki kasti acziyeti, "mazlumların hamisi" sözlerinin bir siyaset makyajından ibaret olduğunu tescillemiştir. Bir yanda sportif magazin ve reklam için ardına kadar açılan devlet kapıları, diğer yanda takipsizlik kararına rağmen Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) çürütülen ve sessizce cellatlarına paketlenen Müslüman hayatlar...

Bir futbolcunun imzası, bir mazlumun canından değerli mi?

Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe yönetiminin, Kante transferi sürecinde devletin en üst kademelerinin, hatta bizzat Cumhurbaşkanlığı makamının devreye girmesi üzerine sunduğu şükran mesajı, bir gerçeği ayan beyan ortaya koydu: İstenildiğinde, tek bir sporcu için devletin tüm diplomatik aygıtları bir gecede sonuç odaklı çalışabiliyor. Krallar, prensler ve bakanlar düzeyinde kurulan bu "futbol diplomasisi", mesele mazlum Müslümanlar ve muhacirler olduğunda neden "prosedür duvarına" çarpıyor?

Bu tablo, mevcut siyasi iradenin terazisinde bir Müslüman mazlumun can emniyetinin, yeşil sahalardaki bir "yıldızın" bonservisi kadar ağırlığı olmadığını ispat etmektedir.

Fazliddin Parpiyev ile devam eden ve bitmeyen GGM işkencesi

Bugün bu zihniyet fiyaskosunun en taze kurbanı İmam Fazliddin Parpiyev’dir. Parpiyev’in dosyası, devletin bürokratik oligarşisinin ve siyasi iradenin samimiyet sınavlarındandır:

  • Yargı kararı: Parpiyev hakkında yapılan tüm incelemeler neticesinde yargı "takipsizlik" kararı vermiş, yani kişinin herhangi bir suç unsuru taşımadığını hukuken ilan etmiştir.

  • İdari dayatma: Buna rağmen Parpiyev, bir "idari gözetim" kılıfıyla Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tutulmaya devam ediliyor.

Kendi mahkemelerinizin "temiz" dediği bir adamı, hangi gizli pazarlığın veya hangi diplomatik "nezaketin" karşılığı olarak hala hapiste tutup cellatlarına iade etme imasında bulunuyorsunuz?

Hafızalardaki taze leke: Alisher Tursunov

Bu korku yersiz değildir. Zira daha önce tüm İslami camianın, hukukçuların ve vicdan sahiplerinin "Yapmayın, bu adamı ölüme gönderiyorsunuz!" feryatlarına rağmen Özbekistan’a iade edilen Alisher Tursunov faciası hala hafızalardadır. Tursunov, Türkiye’den alınıp gönderildiği günün ertesinde, Özbek zindanlarında ağır işkenceler altında tanınmaz hale gelmiş görüntüleriyle karşımıza çıktı. O gün bu iadeye imza atanlar, bugün Kante’nin transferi için "teşekkür" kabul edenlerle aynı isimlerdir.

Göç İdaresi bünyesinde yürütülen politikalar, "güvenlik" maskesi altında mazlum muhacirleri sistematik bir imha ve iade sürecine dahil etmektedir. Hükümetin vitrin süsü yaptığı "Ensar-Muhacir" edebiyatı, GGM duvarlarına çarparak tuzla buz olmuştur. Eğer bu devletin gücü, bir futbolcunun uçak saatini ayarlamaya yetiyor da; haksız yere alıkonulan bir din kardeşinin hukukunu korumaya yetmiyorsa, ortada bir "hamilik" değil kendi kardeşine ihanet vardır.

Bu vatana asıl hizmet edecek olanlar cellatlarına teslim ettiğiniz Müslümanlardı

Burada sadece bir öncelik çelişkisi de değil, büyük bir akli ve manevi körlük yaşanmaktadır. Bugün peşinden koştuğunuz, nazını çektiğiniz ve transferi için devlet imkanlarını önüne serdiğiniz o profesyonel "yıldızlar"; yarın menfaatleri bittiğinde, paraları kesildiğinde veya bu ülke bir dar boğaza girdiğinde arkalarına bile bakmadan sizi satarlar. Onların sadakati, banka hesaplarındaki rakamlar ve konfor alanlarıyla sınırlıdır.

Oysa bugün bürokrasinin soğuk koridorlarında cellatlarına iade edilme korkusuyla bekletilen, "suçsuz" olduğu tescillendiği halde özgürlüğü gasp edilen o muhacirler; bu vatanı sadece bir "durak" değil, bir "kıble" ve dava toprağı olarak görürler. Yarın bu topraklar bir tehlikeyle karşılaştığında, o seferber olduğunuz futbolcular özel uçaklarına binip kaçarken; canını ortaya koyacak, siperlerde sizinle omuz omuza verecek olanlar, bugün "prosedür" diye hor gördüğünüz, hukukunu çiğnediğiniz o yüreklerdir.

Mazlumun ahı ve müminin emniyeti üzerine inşa edilmeyen her türlü "güç" ve "diplomasi", ilk rüzgarda yıkılmaya mahkûmdur. Mazlumu celladına ikram edenler, kendi istikballerine de ihanet ettiklerini unutmamalıdır!

Baran Dergisi

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }