Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "Elif – Resim Redd Kökündendir" adlı eseri, resim sanatını estetik, düşünce ve medeniyet perspektifinden ele alıyor. Eserde resim, yalnızca bir sanat dalı olarak ele alınmıyor; harf, kelâm, sembol ve insanın varlık idrakiyle birlikte değerlendirilen kapsamlı bir tefekkür alanı olarak işleniyor.
Kitap adını, Arap alfabesinin ilk harfi olan "elif"ten alıyor. Mirzabeyoğlu, takdim bölümünde elifi bütün harflerin kaynağı olarak ele alırken, harflerin mânâ dünyası, ebced sistemi ve İslâm düşüncesindeki sembolik karşılıkları üzerinden resim hikmetine giriş yapıyor. Eserde, harflerin şekilleri ile varlık, insan ve kâinat arasındaki irtibat farklı yönleriyle inceleniyor.
"Resim Redd Kökündendir" yaklaşımı etrafında şekillenen eser, suret ile mânâ arasındaki ilişkiyi merkeze alıyor. Harflerin, kelâmın ve resmin ortak zemini üzerinde duran Mirzabeyoğlu, resim sanatının yalnızca estetik bir faaliyet olmadığını, insanın hakikat arayışına açılan bir ifade alanı olduğunu ortaya koyuyor.
Kitapta Batı resim anlayışı ile İslâm estetiği de karşılaştırılıyor. Pablo Picasso başta olmak üzere çeşitli sanatçılar üzerinden modern resim değerlendirilirken, İslâm hat sanatı, minyatür ve yazı estetiğinin resimle kurduğu ilişki ele alınıyor. Mirzabeyoğlu, Batı sanatını kendi tarihî gelişimi içinde değerlendirirken, İslâm medeniyetinin estetik birikimine ve harf merkezli sanat anlayışına dikkat çekiyor.
Eserin ortaya çıkış süreci de okuyucuyla paylaşılıyor. Cezaevinde kaleme alınan kitabın yazılışına, resim üzerine yapılan sohbetler ve dostlarının teşviki vesile oluyor. Bu yönüyle "Elif", yalnızca resim üzerine bir inceleme olmanın ötesinde, uzun yıllara yayılan fikrî birikimin sanat eksenindeki değerlendirmelerini de bir araya getiriyor.
Necip Fazıl Kısakürek'e dair hatıralar, rüyalardan hareketle yapılan değerlendirmeler ve sanat üzerine kaleme alınan denemelerin de yer aldığı eser, resim sanatına İslâm düşüncesi ve İbda fikriyatı çerçevesinden yaklaşan özgün bir çalışma niteliği taşıyor.
Kitaptan bir alıntı:
İnsanın bütün arayışları, baş vurmaları, ümitleri boyunca gerçekleşen hareketleri, eşya ve hâdiseyi bir iç âlem düzeni peşinde tahakküm altına alabilmenin üslûbunu gösteriyor... Bilerek veya bilmeyerek Allah'a varış gayesini ve buna tâlip oluşu gösteriyor insan... Sanatın gayesini müşahhasta değil de mücerrette arayan Picasso'nun resimleri neyi göstermektedir? Onun eşyayı nasıl gördüğünü mü, yoksa bir iç âlem düzeni peşinde eşyayı ifâde vasıtası olarak kullanmanın renk ve çizgi dilini, üslûbunu mu? Ya sanatın gayesini müşahhasta arayan? Bir misal vereyim: Şuraya bir saksı koyulsa ve aynı sanat anlayışına sahib ressamlara resmi yaptırılsa, ressam sayısı kadar saksı resmi çıkar ki, görünenin aynen resmedilmesinde dahi ortaya çıkan bu fark, iç âlem düzeni peşindeki insanın tek tek yerine getirmeye mecbur olduğu memuriyetin itirafına dayalı üslûb farkıdır. Gayeyi müşahhasta arayıcılığın kökü de mücerret! Bu inceliği kavrayıştan hareketle, şahsiyetten, toplum ve fert ikiliğinde hangisinin hangisini belirleyişinden, sanattan, daha nelere kadar sarkabilirsin... Bu, iç oluş gayesinin belirttiği keyfiyetin zarureti hâlinde, bütün insanî verim şubelerinin dış oluş şartı!
(Salih Mirzabeyoğlu, Elif, s. 16)