Yusuf Kaplan, Yeni Şafak'taki yazısında sekülerizmin, insanlığı anlam krizine ve kaosa sürükleyen tehlikeli bir ideoloji olduğunu söylüyor ve sekülerizmin iki temel soruna yol açtığını dile getiriyor: anlam krizi ve dünyanın uutlaştırılması...

Sekülerizmi "çağdaş bir paganizm" olarak nitelendiren Kaplan, insanlığın ancak manevi değerlere ve ahlaki ilkelere dönerek gerçek huzura kavuşabileceğini, aksi takdirde insanlığın bencil arzularının esiri olarak şiddet ve kaos dolu bir dünyada yaşamaya mahkum olacağı konusunda uyarıyor.

İşte Yusuf Kaplan'ın yazısı:

Sekülerizm’le sulh düzeni’nin hâkim olacağı bir dünya kurulamaz. İki bakımdan kurulamaz.

Birincisi, sekülerizm, varlığa ontolojik saldırı olduğu için hayatta anlam krizinin patlak vermesine yol açıyor. Varlığın, insan varlığının dünyasını parçalıyor: Düşünce dünyası ile his dünyasını birbirinden ayırıyor. Ruh ile bedeni birbirinden ayırıyor.

Varlık krizi’dir bu; varlığın bütün varlığıyla varoluşa gelişinin önüne set çekilmesidir. Hayatın bir bütün olarak idrak edilememesi, kavranamaması, duyulamaması, yaşanamamasıdır. İnsanın fizik dünyası ile fizikötesi dünyası arasındaki irtibatın kopması, insanın dünyaya fırlatılması gibi bir hikâye oluyor.

Oysa varlığın dünyasının bütün boyutlarıyla idrak edilebilmesi, ontolojik şiddetin yok olması ve ontolojik rahmetin kol kanat germesi sonucunu doğuruyor.

İnsanın ontolojik varlığının parçalanması, insanın ve varlığın dünyasının bir bütün olarak idrak edilmesini imkânsız hâle getirir. İnsanın ruh ve beden’den oluşan bütünlüğünün yitirilmesi hayatın da, hakikatin de bütünlüklü olarak kavranmasını imkânsızlaştırır.

Hayatı ve hakikati bir bütün olarak idrak edemeyen insan, insanın özgürlüğünü yitirecek tehlikeli bir sürecin eşiğine sürüklenir.

Hayatı, hakikati, varlığı bir bütün olarak kavrayamayan insan, özgürlüğünü tehlikeye sokar. Varlığın, hayatın ve hakikatin önce parçalı olarak idrak edilmesi, sonra da paramparça edilmesi; varlığın, hayatın ve hakikatin anlam düzenini bozar, bozar ne kelime, târumâr eder!

Sekülerizm ile sulhün ve düzen’in hâkim olduğu bir dünyanın kurulamayışının ikinci nedeni, sekülerizm’in dünyanın dünyasının sadece bu dünyadan ibaret olduğunu vehmetmesi, hayatın sadece bu dünyadan ibaret olduğunun vehmedilmesi, insanın dünyayı dâr / yurt edinmesine ve sonuçta da dünyayı insana dar etmesine yol açar kaçınılmaz olarak. Gazze, bunun ispatıdır. Dünyaya taparsanız, dünya sizi azmanlaştırır ve yutar.

Sekülerizm, dünyayı kutsayan bir “dünya” sunduğu için bize yaşanabilir bir dünya sunmaktan mahrumdur.

Dünyası sadece kendinden ibaret olduğu için kendi dünyasını idrak edip inşa edemez.

Dünyası sadece kendi dünyaları olanların dünyaları da, kendileri de yoktur.

İnsan, başkası ile vardır. İnsan tek başına yaşayabilen bir varlık olmaktan uzaktır. Kendisi dışındakileri yok sayan insan, kendini de var edemez. Başkası varsa, ben varım. Öteki varsa kendi var. Sen varsan, ben varım.

Demek ki, neymiş?

Hem teorik düzlemde, hakikati fizik ve fizik tesi diye ikiye ayırmak, parçalamak, hakikatin hakikatinin tecellî etmesini, bizim de onu idrak etmemizi imkânsızlaştırır. Ayrıca anlam krizine yol açar. Bu da şiddet üretir biz istesek de istemesek de.

İhlas İhlas

İkinci olarak pratik düzlemde ise, dünyanın dünyadan ibaret görülmesi, dünyanın insanın kafesine dönüşmesine yol açar, kaçınılmaz olarak.

Sekülerizm bir inşa projesi değildir, imha projesidir.

Hayatı bir bütün olarak idrak edemediği için fizik gerçekliği mutlaklaştırır, fizik ötesi gerçekliği ya inkâr ederek ya da gözardı ederek, imha ile sonuçlanır.

Dünyayı sadece bu dünyadan ibaret görmesi, sekülerizmin kendini kapana kıstırmasıyla sonuçlanır.

Sekülerizm, çağdaş paganizm biçimidir. Dünyayı kutsar. Dünyaya tapar. Dünya, kutsanacak veya tapılacak bir varlık, bir yer olmadığı için dünyaya kaos hükümran olur, ontolojik şiddet kültürel ve siyasî şiddete dönüşür kaçınılmaz olarak.

Varlığı bütünlüklü değil parçalı algıladığı için hayatta şiddete dayalı ilişki biçimlerinin hâkim olmasını, dünyanın insanın hapishanesine dönüşmesini, insanın hazlarının, arzularının kulu kölesi olmasını, dolayısıyla özgürlüğünü yitirmesini önleyebilmek imkânsızdır.

Sekülerizmin dünyası, sadece dünyanın kutsanmasıyla değil, arzularının ve hazlarının da kutsanmasıyla sonuçlanan, adına tekno-paganizm dediğim yepyeni bir paganizm biçiminin zuhur ettiği bidayetinde şiddet yüklü, nihayetinden de şiddet-güdümlü bir çölleşmiş bir dünyadır.

Anlamı, tadı, ayartı’da arayan; ayartılmak için can atan; bu yüzden özgürlüğünü kaybeden, özgürlük köleliğinin kölesine dönüşen ama bunu idrak edemeyen; manevî boşluğa sürüklenen, her tür şiddete teşne hâle gelerek canavarlaşan, ruhsuzlaşan, nefs-i emmaresinin kulu kölesi olan acıklı, zavallı, yılgın, yorgun, bitkin bir insan tipinin hâkim olduğu bir dünyadır.

Şimdi, önceki yazımda ayrıntılı olarak irdelediğim, modern Batı’yı kuran felsefî temelleri atan başta gelen düşünürlerden Hegel’in sekülerizmi neden bir şiddet ve barbarlık biçimi olarak tarif ettiğini daha iyi iyi anlıyor olmalıyız.

Vesselâm.

Yusuf Kaplan, Yeni Şafak