Türkiye’de doğurganlık oranlarının Batı Avrupa’nın bile altına düşmesi, uzmanları harekete geçirdi. Nüfus yapısındaki bu sessiz krizin sadece ekonomik değil, derin sosyolojik ve küresel nedenleri olduğunu belirten Sosyolog Oğuzhan Bilgin, aile yapısını koruyacak acil adımların atılması gerektiği uyarısında bulundu.
Türkiye bugün geleceğini, üretim gücünü ve jeopolitik dinamizmini doğrudan tehdit eden sessiz bir demografik krizle karşı karşıya. Son veriler, Türkiye'nin doğurganlık hızının, nüfusu yaşlanan birçok Batı Avrupa ülkesinin bile altına düştüğünü ortaya koyuyor. Konuyu köşesine taşıyan Akşam gazetesi yazarı Oğuzhan Bilgin, nüfus meselesinin sadece rakamlardan ibaret olmadığını; ordudan ekonomiye, kültürel devamlılıktan jeopolitik güce kadar hayati bir unsur olduğunu vurgulayarak acil önlem alınması gerektiğine dikkat çekti.
Düşüşün nedeni sadece ekonomi değil, sosyolojik dönüşüm
Toplumda doğurganlıktaki düşüşün genellikle yalnızca hayat pahalılığına bağlandığını ifade eden Bilgin, meselenin ekonomik olmaktan ziyade sosyolojik olduğunu belirtti. Türkiye'nin ekonomik iyimserliğin güçlü olduğu 2000'lerin sonu ve 2010'lu yıllarda da doğurganlık oranlarının düşmeye devam ettiğini hatırlatan yazar, hızlı şehirleşmenin getirdiği tehlikelere şu sözlerle dikkat çekti:
> "Şehirleşme beraberinde bireyselleşmeyi, küçülen haneleri, yalnızlaşmayı ve aile yapısındaki dönüşümü getiriyor. Aşırı bireyselleşmiş insan tipi, giderek daha fazla şekilde evliliği bir yük, çocuk sahibi olmayı ise 'özgürlüğü sınırlayan bir sorumluluk' olarak görmeye başlıyor."
Kadın istihdamı ve annelik uyumlu hale getirilmeli
Evlilik yaşının yükselmesi ve boşanma oranlarının artmasının doğurganlığı doğrudan baltaladığını belirten haberde, modern kent hayatının bireye sürekli "sorumluluk alma, önce kendini düşün" telkininde bulunduğu ifade edildi. Bu süreçte kadının çalışma hayatına katılımının engellenmemesi gerektiğinin altını çizen Bilgin, acilen hayata geçirilmesi gereken devlet politikalarını şöyle sıraladı:
* Annelik ile çalışma hayatını uyumlu hale getirecek sosyal politikalar güçlendirilmeli,
* Annelik izinleri geliştirilmeli ve aile dostu çalışma modelleri kurulmalı.
"Küreselci ve bağsız kültür normalleştiriliyor"
Demografik çöküşün arkasındaki en büyük tehlikelerden birinin de küresel popüler kültür üzerinden yürütülen propagandalar olduğu belirtildi. Diziler, sosyal medya akımları ve influencer kültürü aracılığıyla çocuksuzluk, ailesizlik ve bağsızlığın modern bir statü gibi sunulduğunu aktaran Bilgin, çok çocuk sahibi olmanın bilinçli olarak "başarısızlık" gibi gösterilmeye çalışıldığını vurguladı.
Gelecek iddiamızı kaybedebiliriz
Nüfusunu kaybeden milletlerin zamanla ekonomik güçlerini, kültürel hafızalarını ve coğrafyayı elde tutma kapasitelerini kaybedeceğinin altı çizildi. Türkiye'nin gelecekte var olma iddiasını koruyabilmesi için aile yapısını ve genç nüfus dinamizmini koruyacak makro adımların hiç vakit kaybetmeden atılması gerekiyor.