Türkiye'yi küresel tablodan kesin bir çizgiyle ayıran en kritik detay, bu zenginleşmenin kaynağında yatıyor. Dünya genelinde son beş yılda ultra zengin sayısı teknolojik inovasyonlar ve sanayi atılımlarıyla ortalama yüzde 29 artarken, Türkiye'de bu oranın yüzde 93,5'e ulaşarak küresel ortalamayı üçe katlaması, ekonomistlere göre "sağlıklı bir büyümenin" değil, yoksuldan zengine doğru akan bir servet transferinin kanıtı.
Türkiye'de enflasyonun bir "gizli vergi" gibi çalışarak dar ve sabit gelirlilerin cebindeki alım gücünü eritmesi, halihazırda döviz, gayrimenkul, arsa ve şirket hissesi gibi sabit varlıklara sahip olan azınlığın servetine servet kattı. Yani Türkiye'deki zenginler; ürettikleri yeni katma değerden ziyade, mevcut varlıklarının enflasyon karşısında devasa oranlarda şişmesiyle "hiper-zenginleşme" yaşadı.
Ultra Zengin Sayısı 4 Bin Barajını Yıktı Geçti
Raporun ortaya koyduğu net sayılar, makasın ne kadar açıldığını gözler önüne seriyor. Kişisel varlıkları ve gayrimenkulleri dahil olmak üzere net serveti 30 milyon dolar ve üzerinde olan "Ultra Yüksek Net Varlığa Sahip Bireyler" (UHNWI) sayısı, Türkiye'de beş yıl önce 2 bin 174 iken, bugün 4 bin 208 kişiye ulaştı. 1 milyar doların üzerinde serveti bulunan milyarderlerin sayısı ise 35 olarak açıklandı. 2031 projeksiyonlarına göre bu elit grubun 4 bin 700 bandına ulaşması bekleniyor.
Bir Yanda Lüks Tüketim Patlaması, Diğer Yanda Derin Yoksulluk
Türkiye ekonomisinde "K-şekilli" büyüme modelinin en acımasız halinin yaşandığı bu beş yıllık dönemde, zengin daha zengin olurken fakirin daha da fakirleşmesi sosyolojik bir yarılmaya dönüştü. Nüfusun büyük bir çoğunluğu için gıda enflasyonu ve barınma krizi hayatta kalma mücadelesinin merkezine yerleşirken, sayıları 4 bini aşan bu ultra zengin zümre tamamen farklı bir ekonomik gerçeklikte yaşıyor.
Anadolu halkının hızla yoksulluk sınırına itildiği Türkiye'de; İstanbul Boğazı'ndaki yalılar, Ankara ve Ege kıyılarındaki premium gayrimenkuller, lüks araç segmenti ve mega yat piyasası, krizden hiç etkilenmeyen ve servetini ikiye katlayan bu dar zümrenin talebiyle canlılığını koruyor. Jeopolitik risklerden kaçarak Türkiye'yi "güvenli sermaye limanı" olarak gören bölgesel elitlerin de sisteme dahil olmasıyla, Türkiye'de taban ile tavan arasındaki gelir uçurumu, Cumhuriyet tarihinin en keskin dönemlerinden birinden geçiyor.