Aziz Nesin ve arkadaşlarının İslâm'a ve Müslümanlara yönelik hakaretamiz ifadeleri, kışkırtma ve tahrikleri neticesinde gelişen hadiselerin suçu Müslüman halka yüklendi. Ayrıca bütün Türkiye Aziz Nesin’in söylemlerinden tahrik olurken Sivas’ın tahrik olmaması düşünülemezdi. Uydurma deliller ve asılsız fişlemeler Aziz Nesin’in tahrikleri sonucu Madımak Oteli’nde gerçekleşen ve 37 kişinin öldüğü Sivas katliamında failler ve failleri bu hadiseye sürükleyen provokasyoncular hiçbir şekilde bulunmadı, aranmadı. Çünkü dönemin hâkim ve savcıları Aziz Nesin’in kesimindendi ve bunu yapanları aramaya gerek bile yoktu. Olan, slogan attığı gerekçesiyle mahkûm edilen masum Müslümanlara oldu. Hiçbir kamera kaydı, hiçbir delil ve şahitler olmaksızın diledikleri kişileri tutup cezaevine attılar.
Otelde Arif Sağ'ın kurşunlarıyla şehid edilen otel görevlileri Ahmet Alan ve Ahmet Öztürk ise söz konusu dahi edilmedi. Şehid edilen Ahmet Öztürk’ün vefat sebebi raporlara gaz zehirlenmesi olarak geçti. Alevi propagandasının yanısıra şunu da belirtmek gerekir ki, Madımak Oteli’nde yaşanan ölümlerin tamamı, kitlesel gösteri sonucu çıkan yangında dumandan zehirlenme neticesinde yaşanmıştır. Yani doğrudan öldürmeye yönelik kasıt da yoktur.
Kasıtlı İdam Cezası!
Sivas Davası’nda suçlama en fazla “faili belli olmayan adam öldürme” olabilirdi. Zira ilk mahkemede karar böyleydi ve ağır tahrik olduğu da ifade ediliyordu. Bu çerçevede mahkeme sanıklara 15 yıl hapis cezası verdi; fakat Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın girişimiyle karar bozuldu. Mahkeme heyetini dağıtan Adalet Bakanı Seyfi Oktay HSYK vasıtası ile yeni bir heyet atadı. Yeni oluşturulan mahkeme heyetince masum Müslümanlar idam cezasına çarptırıldı. Hem de "Sivas'ta 33 can verdik, 33 kişiye idam cezası verilmeli" diyen intikam ifadesine birebir denk denk şekilde, göstere göstere 33 Müslüman’a idam cezası verildi. 33 sanığı idam cezasına mahkûm ederken, 4 sanığı 20'şer yıl, 1 sanığı 15 yıl, 27 sanığı 7 yıl 6'şar ay, 2 sanığı 5'er yıl ağır, 1 sanığı ise 2 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sivas davasında idam da dâhil ceza alan toplam 68 kişidir.
Kemalist rejimin döktüğü Müslüman kanına kitlesel destek veren tek kesim olan Aleviler, Kemalistler tarafından Dersim gibi katliama da uğrasalar da onlarla birlik olmaktan hiçbir zaman geri kalmadılar. Din-i Mübin-i İslâm’a ağza gelmeyecek hakaretler ettiler. Madımak hadisesinin hemen öncesinde de bu hakaretler ayyuka çıkmış, Müslümanlar açıkça tahrik edilmişti. Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay'ın adliyede kadrolaşması neticesinde birçok Alevi hâkim atadığı ve bu Alevi hakimlerin Müslümanlara adaletsiz ve zalimce cezalar verdikleri de mâlum bir gerçek. Sivas davası da bunun bir ispatıdır. İBDA-C davalarında da bu zulüm görülmüştür. Kemalistler ve Aleviler, Allahsızlık ve dinsizlik temelinde solcularla her zaman birleşmiş ve Türkiye'nin önünü tıkamışlardır. Sivas sanıkları mağdurdur ve sırf Alevilerin kini için cezalandırılmıştır.
23 Mağdur Tahliye Bekliyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 28 Şubat davası hükümlüsü eski generaller Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Cevat Temel Özkaynak ve Aydan Erol'un kalan cezalarını affetmesi, yıllardır cezaevinde bulunan Madımak mağdurlarını akıllara getirdi. Darbeci generaller, "sürekli hastalık ve kocama hali" kapsamında affedilmişlerdi. Benzer sağlık sorunları bulunan Madımak davası sanıkları ise içeride yaşlandı.
Sivas davasında şu an cezaevinde 23 hükümlü var. Bunlar:
- İbrahim Duran
- Muhsin Erbaş
- Cafer Tayyar Soykan
- Harun Gülbaş
- Yunis Karataş
- Harun Yıldız
- Faruk Ceylan
- Adem Kozu
- Bekir Çınar
- Ahmet Oflaz
- Zafer Yelok
- Erol Sarıkaya
- Faruk Sarıkaya
- Ekrem Kurt
- Erkan Çetinkaya
- Faruk Belkavli
- Bülent Düvenci
- Mevlüt Atalay
- Ali Kurt
- Kenan Kale
- Uğur Yaraş
- Halil İbrahim Düzbiçen
7’si Sivas E Tipi Cezaevi’nde, diğerleri ise Tokat T Tipi Cezaevi’nde kalıyor.
33 Yıl Oldu
Bülent Düvenci, Cafer Tayyar Soykök, Muhsin Erbaş ve Faruk Ceylan 1993 yılından bu yana 33 yıldır cezaevindeler. 59 yaşındaki Ceylan, adeta içeride yaşlandı. Ceylan cezaevine girdiğinde daha 28 yaşında, hayatının baharındaydı. Şu an 60 yaşında olan Erbaş ile 70 yaşındaki Soykök de öyle. Onların da hayatları cezaevinde geçti. Bülent Düvenci ise cezaevinde 80 yaşını tamamladı. 49 yaşındayken içeri alınan Düvenci’de demans başlangıcı var, kalp kapakçığı da yüzde 46 oranında çalışıyor.
28 Şubat davalarıyla yakından ilgilenen Av. Selçuk Kar ve Av. Kaya Kartal, darbeci generallere uygulanan “sürekli hastalık ve kocama hali kapsamındaki affın” Madımak sanıkları için de uygulanması gerektiğini ifade etti. Av. Kar, “Bu insanlar 33 yıldır cezaevinde. Çoğunun yaşı 70-80'i geçti, hastalıkları da var. Onlarla ilgili de af mekanizmasının işletilmesi gerekiyor. Kaldı ki Madımak’ta birçok provokatör vardı ve onların eylemi 28 Şubat darbecilerinkinden ağır değildi” dedi.
Madımak’ta Sırf Slogandan Dolayı Müebbet Aldılar!
Sivas davası mağdurlarından Bülent Düğenci yeniden yargılama için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş ve ret cevabı almıştı. Bülent Düğenci ve eşi Buket Düğenci yıllardır kendilerine uygulanan bu hukuksuzluk için mücadele veriyor. 33 yıldır Sincan F Tipi Kapalı Cezaevi'nde olan eşi adına konuşan Buket Düğenci şunları söyledi:
“Madımak davasında olayda dahi olmayan mazlumlar olarak insan öldürmekten ve yakmaktan değil uydurulmuş bir slogandan müebbet aldık. ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak.’ Biz tahliye, af istemiyoruz sadece dosyalarımızın açılıp hakkıyla incelenmesini istiyoruz. Adil şekilde yargılanıp özgürlüğümüze kavuşmak istiyoruz. Bu vebalden ancak bu şekilde kurtulabilirler. Eşim Madımak Oteli yakıldığında şehir dışındaydı. Eşim o gün saat 17’ye kadar işteydi. İşten çıktıktan sonra saat 19’dan sonra Sivas’tan İstanbul’a doğru otobüs şoförü olarak sefere çıktı. Bunun birçok şahidi var. Bunu belgeleriyle ispatlamamıza rağmen bunlar mahkemede dikkate bile alınmadı.
Eşimin yakalanması ile ilgili gazeteler ve televizyonlarda sansasyonel haberler yapıldı. Bu kadar gündeme geldiği için de mahkeme onu bırakmadı ve ceza verdi. Eşimin ceza almasını sağlayan polislerden birisi eşimi kolundan tanıdığını ifade ediyor. Biz o polis memuruna ulaştık, kendisi vicdan azabı çektiğini söyledi. Kendilerine isim listeleri verildiğini ve o isim listeleri doğrultusunda kişileri teşhis ettiklerini söyledi. Eşimi tanımadığını ve kendisine verilen listede ismi olduğu için onun üzerine ifade verdiğini anlattı. Biz bunu mahkemeye sunduk. Mahkeme bunu kabul etmedi ve ilk ifadenin geçerli olacağını söyledi.
Biz eşimle beraber ceza alan diğer kişilerin yeniden yargılanmasını ve bununla beraber dosyaların hakkıyla incelenmesini istiyoruz. Üstün körü bir şekilde incelenmesini istemiyoruz. Eşimin orada bulunduğuna dair resmi bir delil göstersinler, beni de çocuklarımla beraber bizi cezaevine atsınlar. Madımak’ta 33 kişi öldü, ondan sonra 33 kişiye de ceza verildi. Onlar orada ölen 33 kişiye karşı 33 kişiye ceza vererek kısas yaptılar. Dava 111 kişiyle başladı. Ayrıca Madımak’ta 33 kişinin yanarak öldüğünü söylüyorlar, bu da doğru değil. Orada ölenlerden 12-13 kişi kurşunla öldü. Otelin içinde Arif Sağ’ın kullandığı silahtan çıkan kurşunlarla bu kişilerin öldüğü belirtildi. Ama Arif Sağ’ın kullandığı o silah kayboldu. Biz bunları da belgeledik, ama bunlar da örtbas edildi. Dosya Yargıtay’da üç defa delil yetersizliğinden bozulmasına rağmen mahkeme cezada ısrar etti. O dönemde Hükümette SHP vardı. Yargılama döneminde onlar vardı. Yargıya onlar baskı yaptı.
Başbağlar’da yaşanan katliamın da gündeme gelmesini istiyoruz. 2 Temmuz’da Madımak’ta ölenler nasıl hatırlanıyorsa 5 Temmuz’da Başbağlar’da katledilenler de hatırlansın. Sadece Madımak’ın hatırlanıp Başbağlar’ın hatırlanmaması bizi üzüyor. Başbağlar’da ölenler insan değil miydi? Onlarda ana-baba kuzusu değil miydi?”
Kimi hapiste öldü kimi çıktıktan sonra. Yazar Arzu Erdoğral, “Madımak’ta slogandan müebbet aldılar!” başlıklı yazısında Sivas davası mazlumları için şunları dile getiriyor: “Sivas olayları davasında aldığı idam cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürülen ve 27 yıl suçsuz yere cezaevinde yatan Ahmet Turan Kılıç ise hasta ve yatalak olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanı affıyla cezaevinden çıkarılmıştı. Sivas Davası mağduru Ahmet Turan Kılıç, 2021 yılında ömrünü cezaevinde geçirdikten sonra vefat etti. Yıllar önce oğlu ile görüştüğümde olaydan 5 gün sonra babasının evden alındığını belirten Necdet Kılıç, Sivas Emniyeti'nde tutulduğu sırada, mesleği televizyon tamirciliği olduğundan, çalışmayan bir videoyu çalıştırması için üst kata götürüldüğünü ve ekranda Müslümanlara küfreden Aziz Nesin'i gördüğünde “Bu kim?” diye sorduğunu ifade etmişti. Orada bulunan bir komiserin; “33 kişiyi yaktınız.” demesi üzerine babasının komisere “Ben mi yaktım? Git yakana söyle.” şeklinde çıkıştığını anlatan Necdet Kılıç, tartışma sonrası babasının tutuklandığını ve o komiserin ayarladığı 7 polisin de yalancı şahitlik yaparak; “Bu adam Madımak'ta en ön saftaydı, gördük.” dediklerini anlatmıştı."
Sivas Dâvâsı Yeniden Görülsün!
Tüm Hukukçular Birliği Genel Başkanı Av. Mustafa Kuran 2022’de yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Sivas Davası’nda verilen müebbet kararlarının çok ağır olduğunu herkes kabul ediyor. Delillerin bu cezayı gerektirecek ölçüde olmadığını maşeri vicdan kabul etmiştir. Davanın yeniden görülmesinde fayda vardır. Adaletin tecellisinde cezaevinde olanların mağduriyetlerinin izalesi zımnında mutlak manada yeniden görülmesi, yeni deliller karşısında mahkemenin bunu değerlendirmesi gerekir. Siyasilerin de bu mevzuda kararlı olmalarında fayda mülahaza ediyorum. Mahkemede tek taraflı olarak kararının verildiği açık ve nettir. Bu davada kararın olayın hemen evvelinde değil, 28 Şubat sürecinde verilmiş olması da manidardır. Menfi havanın tesiri altında verilmiş Sivas Davası kararlarının düzeltilmesi adına hukuken, vicdanları rahatlatmak için yerinde olacaktır. Davanın yeniden görülmesi için yeni delillerin bulunması karşısında mahkemenin yeniden dosyayı yeniden gündeme alması ve duruşma yapması zaruridir. Burada yeni belge, yeni deliller fazlasıyla vardır.”
Buna Karşılık Başbağlar Katliamı Yapıldı!
Madımak hadisesinden üç gün sonra Erzincan Başbağlar'da PKK kisvesiyle Alevi militanlar tarafından 33 Müslüman Madımak’ın intikamı olarak öldürülmüştür. Bu olay doğrudan kasıtla işlenmiş ve faillerin yakalanmış olmasına rağmen o zamanın CHP idaresi sayesinde şüpheliler adliyenin bir kapısından girip öbür kapısından çıktılar. Ama Sivas davası zanlıları hâlâ sürünmektedir. Müslümanlar haklarını aramakta sessiz kalırken (Başbağlar gibi) İslâm düşmanları Madımak üzerinden yaygara koparmaya devam etmektedir. Bugün bu konu konuşulmuyor, çoluk çocuk katledilmişti. Başbağlar Katliamı’nın üzerinden tam 31 yıl geçti! Adalet hala sağlanmadı! Madımak Otel'de ölenlerin intikamı olarak 5 Temmuz 1993'te PKK tarafından gerçekleştirilen Başbağlar Katliamı'nda 33 kişi katledildi ve köy yakıldı. Katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen adalet sağlanmadı. Sağ kurtulanlar olayın dehşetini unutamazken, bu katliam Türkiye'nin karanlık geçmişinin bir simgesi olarak hafızalarda yer edinmiş durumda.
5 Temmuz 1993’de Türkiye'de tarihin en karanlık günlerinden biri olan Başbağlar Katliamı, tarihi olarak Müslüman Anadolu insanına karşı gerçekleşmiş en büyük katliamlardan biridir. 5 Temmuz Pazartesi akşamı 20.00'de başlayan katliam saat 22.00'ye kadar sürdü. Köyün giriş çıkışları tutuldu, telefonlar kesildi. Gece 01.00 sularında Başpınar Jandarma Karakolu'na haber verildiği halde ihbara itibar edilmedi. Sabah 05.00 sıralarında komşu köye sığınan bir vatandaşın, İstanbul'daki oğlunu, oğlunun da Kemaliye Kaymakamını aramasıyla devlet olaydan haberdar oldu.
Erkekleri Kurşuna Dizdiler
Ezanın okunduğu sırada camiye giren PKK’lılar cemaati zorla dışarı çıkardı. 1,5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi şehadete erişti. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak şehid oldu. Köylülerin kendi imkânları ile yaptırdığı okul, cami, köy odaları, imam evi, mahalle odaları, öğretmen lojmanı, yüzlerce hayvan; lav silahları, el bombaları, dinamit ve yanıcı kimyasallarla yakıldı.
33 kişinin şehadetiyle sonuçlanan Başbağlar katliamını yapan zihniyet belliydi ve 2 Temmuz'da Madımak'a misillemede bulunulduğu son derece aşikârdı. Çünkü köylüleri meydanda toplayıp 1,5 saat propaganda yapan ve halkı kurşuna dizen katiller, "Sivas'ın intikamı alındı." diyorlardı. İsa kod adlı teröristin yönettiği 100 kişilik bir grup, Başbağlar köyüne baskın düzenledi. Saldırganlar ilk olarak köyün telefon ve elektrik hatlarını keserek iletişimi kesti. Akşam ezanını yarım bıraktıran PKK’lılar, köyün erkeklerini meydanda toplayarak acımasızca kurşuna dizdi. Ardından köyü ateşe veren PKK'lılar, 33 kişinin ölümüne, 3 kişinin de yaralanmasına sebep oldu. Saldırıda çok sayıda ev ve iş yeri de yakılarak kullanılamaz hale getirildi.
Madımak Kadar Konuşulmadı
Madımak üzerinden yıllardır koparılan yaygaranın çeyreği, kundaktaki bebeklerin ve savunmasız köylülerin kurşuna dizildiği Başbağlar Katliamı için yapılmadı. İslâm düşmanları ve sol ittifakı 2 Temmuz’u dillerinden düşürmezken, 5 Temmuz’da yaşanan vahşeti perdelemek, unutturmak istedi. Müslüman Anadolu insanının kanı akıtıldığında sus-pus olan rejim ve medya, Başbağlar’ın feryadını sümen altı ederek adaletin yerini bulmasını engelledi; ancak bu çifte standart maşerî vicdanda asla kabul görmedi.
“Burada bir soykırım yaşandı”
Yaşanan katliamdan yaralı kurtulan Başbağlar köyü eski muhtarı Ali Akarpınar şunları ifade etti:
"Burada bir soykırım yaşandı. Katliamdan ben de yaralı kurtuldum. 28 sivilin yanı sıra burada evleri, hatta evlerin içindeki 5 köylümüzü yakarak katledenler vahşetin adını Başbağlar koydular"
Başbağlar Köyü Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği Başkanı Mehmet Ali Dikkaya ise süreci şöyle aktardı:
“5 Temmuz akşam saat 20.00’da başlayan PKK’lıların eylemleri saat 22.00’ye kadar devam etti. Tabi teröristler dört koldan köyü basmışlar, telefonları kesmişler, giriş-çıkışları tutmuşlar, evleri talan edip ne var ne yok ziynet eşyalarına varana kadar hepsini almışlar götürmüşler. Aralarında kadınların da olduğu 5 kişi de sığındıkları evlerin ateşe verilmesiyle yakılarak öldürülmüştü. Köydeki evlerin büyük bölümü, köy okulu, köy camisi ve halkevi de ateşe verilmişti. Saldırı sırasında, köyün telefon ve elektrik hatları kesilmişti.”
Bu İnsanlık Suçunun Hesabı Sorulmadı!
Aradan uzun zaman geçmesine rağmen katliam, failleri noktasında hukuki olarak aydınlatılamamış, katiller hak ettikleri cezaya çarptırılmamış, katliamın acısı kalplerde yara olarak kalmıştır. Katliamın aydınlatılması, sadece gerçeklerin ortaya çıkması için değil, toplumsal barış ve adaletin tesis edilmesi için de gereklidir.
Katliamdan sağ kurtulanlar, olayın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen acılarının hala taze olduğunu belirtiyor. Olay sırasında 11 yaşında olan İsa Parto, "Babaannemle evdeyken teröristler geldi ve bizi dışarı çıkardı. Köyü ateşe verdiler. Dereye gittiğimizde babamı, dedemi ve akrabalarımı ölmüş buldum" diyerek yaşadığı dehşet dolu anları anlattı. Bir diğer mağdur Hafize Çelik Parto ise "Bize 'Allah'ınız varsa gelsin sizi kurtarsın' dediler. Arkadaşına 'Şaban ölmedi, birkaç tane daha sık' diye bağırdı. Sonra da evimizi yaktılar" sözleriyle katliamın vahşetini gözler önüne serdi.
Başbağlar katliamı, Türkiye'nin tarihinde kara bir leke olarak duruyor. Katliamda yakınlarını kaybedenler olayın tam olarak aydınlatılmasını ve sorumluların cezalandırılmasıyla acılarının bir nebze olsun hafiflemesini umuyor! Azmettiriciler ve gerçek faillerin ortaya çıkması için çalışılmadıkça, Başbağlar katliamı davası akim kalmaya mahkûm olacaktır. Haksız yere 31 yıldır içeride olan Sivas Davası'nın mağdurları adalet bekliyor! Aziz Nesin ve Alevi-sol kesimlerin tahrikleriyle başlayıp 37 kişinin ölümü ile sonuçlanan Madımak Otel’deki yangının faturası, Sivas Davası’nın mağdurlarına kesildi. Uydurma deliller, asılsız fişlemeler ve bürokrasi-yargı oyunlarıyla nice masum Müslüman ve aileleri suçlu gösterildi.
Kaynak: Baran Dergisi arşivi ve haber ajansları