Yalova’da, Adnan Menderes Mahallesi’nde ikamet eden Özbekistanlı N.K.’nin çocukları, bir komşunun asılsız "darp" iftirası sonrası polis baskınıyla kurs ortamından koparılarak devlet yurduna kapatıldı. Bu süreçte anne N.K. çocuklarından koparıldı; çocukların yurtta fiziksel şiddete maruz kaldığı, kol kırılmaları yaşadığı, namaz kılmalarının engellendiği ve psikolojik baskıyla yalan beyana zorlandığı bir zulüm silsilesi yaşandı. HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç’in görüşmesiyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın soruşturma başlattığı aktarıldı. Ancak bu "soruşturma" haberi bile bizzat Bakanlık tarafından değil, bir milletvekilinin açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.
İş işten geçtikten sonra soruşturma
Meseleyi daha da vahim kılan husus, Bakanlığın veya ilgili kurumların bu rezalete dair tek bir resmi açıklama yapmaktan bile aciz kalmasıdır. Bir milletvekilinin ağzından soruşturma başlatıldığını öğreniyoruz; zira devletin ilgili kurumları, işledikleri veya göz yumdukları bu zulmü "bir mesele" bile görmeyecek kadar lakayıt, insanları yatıştırma gereği duymayacak kadar yüzsüz bir kibir içinde değiller mi? Bakanlıklar, bu gaddar yapıyı ancak bir siyasi aktör "feveran" edince mi, -o da zoraki bir şekilde- fark ediyor? Bu lakayıtlık, kurumların sadece bürokratik bir atalet içinde olmadığını, aynı zamanda milletin vicdanıyla aralarına nasıl aşılmaz duvarlar ördüklerinin de kanıtıdır.
Çocuklar zaten travmaya uğratılmış, vücutlarında kalıcı hasarlar bırakılmış, bir anne evladından koparılmışken, "soruşturma başlattık" demek, yaranın üstünü örtme çabasından başka nedir? Devlet kurumları, sadece bir milletvekili "burada ne oluyor?" diye sorduğunda mı harekete geçmek zorundadır?
Bu, kurumun içindeki İslam düşmanı, Kemalist tortuların, bir "aymazlık ve atalet" zırhını nasıl kullandığının en somut delilidir. Bakanlıklar, bu gaddar yapıyı, bir siyasi aktör "feveran" etmeden önce fark edemiyorsa, burada bürokratik bir eksiklikten değil, sistemik bir "umursamazlıktan" ve Müslümanlara karşı sergilenen o bildik "zulüm alışkanlığından" bahsediyoruz demektir.
Devlet kurumlarındaki İslam düşmanı sorumsuz yapılanmanın kökleri kazınmalı
Göç İdaresi’nden Aile Bakanlığı’na kadar devletin kılcal damarlarına sinmiş o zihniyet; mazlumun çığlığına ancak kamuoyu baskısı oluştuğunda kulak veriyor. Biz, bu tip "hadiseleri" daha kaç kez izlemek zorundayız?
-
Göç İdaresi ve Aile Bakanlığı bünyesindeki bu gaddar yapılanmaların kökü kazınmadan, yapılan her soruşturma günü kurtarmaya yönelik bir "oyalama taktiği"dir.
-
"Soruşturma" değil, "toplu temizlik" şarttır.
-
Bu yapılanma, devletin gücünü arkasına alıp mazluma kalkan tokada dönüşmüştür ve buna tahammülümüz kalmamıştır.
Milletin vergisiyle maaş alan, ancak Müslüman’a kin kusan o "zihniyet" tasfiye edilmedikçe, yarın başka bir yurtta, başka bir çocuğun çığlığını duymamak mümkün değildir. Sistemin gaddar "gövdesini" kökten değiştirmek, ertelenemez bir mecburiyettir.
Baran Dergisi